İnsan, davranışlarını kontrol altında tutabilmesi/frenleyebilmesi ancak aracı olarak kullandığı “Aklı” sayesinde olabilir.
Belirgin olan bu hasletiyle insan, diğer canlılardan farklılık arz eder.Son yıllarda bir hayli ilerleme kaydeden “Genetik” ilminin verilerine göre, insan geniyle diğer canlıların genleri arasında yapısal olarak bazı farklılıkların olduğu tespit edilmiştir.Onu farklı kılan sadece insanda mevcut olan ve sadece ona bahş edilmiş “Akl”ıdır.
İnsan aklı sayesinde davranışlarını kontrol altına alır ve hareketlerine anlamlar yükler. Diğer canlıların genetik kodlamalarında akıl olmadığından bu tür tercihler yapma imkanları da yoktur.
Örneğin, nebatat sınıfına girenler (Topraktan biten sebze, meyve ve tahıl ürünleri vs.gibi.) sadece büyür ve varsa ürünlerini verirler ve o kadarla kalırlar.Hayvanlar da ise bunlara ilaveten verilen “His”ler sayesinde bir takım alışkanlıklar edinirler.Sahibini tanıma, yavrusunu koruma/koklama, barındığı mekanı tanıma, sahibine bağlanma gibi…
İnsana ise, diğer canlılarda var olanlara ilave olarak verilen “Aklı” sayesinde “Tefekkür” etme, “Sorgulama” yapabilme meziyeti kazandırılmıştır. Bu hasleti sayesinde de diğer canlıları idare etme/edebilme vasfına haiz olmuştur.
Dolayısıyla da sebepler dahilinde yeryüzünün idare edeni, ihya edeni ve imha edeni de yine kendisi olmuştur.Kuran tabiriyle yeryüzünün “Halifesi” olma, “Yaratılmışların en şereflsi” olma ünvanını almıştır.
Akıl sayesinde insan, iyiyi-kötüden, doğruyu-yanlıştan, zararlıyı-faydalıdan yani lehinde ve aleyhinde olanı ayırt eder.Bu da sadece insana bahş edilmiş en büyük ni’mettir.
Her ni’metin bedeli olduğu gibi, verilen akıl ni’metinin de bir külfetinin olacağı da doğal kabul edilmelidir.Yani birine akıl verilmişse şayet, o kişinin artık sorumluluğu da var! demektir.Zira, o artık mükelleftir kimse bundan kaçamaz.
İnsan, saydığımız bu meziyetlerin tamamını bünyesinde taşıdığından, iyiyi, güzeli, doğruyu, faydalıyı bildiği halde, bu fiilleri icra etme serbestisi olduğu gibi zararlıyı, yanlışı ve kötü olanı da fiilleri ile icra etme serbestisine de sahiptir.Yani insan denilen mahluktan iyilikler südur edebileceği gibi kötülükte südur edebilir.
Tercih yapma insana bırakılmıştır.Ancak herkes tarafından temenni ve arzu edilen insanın olumlu davranışlar sergilemesidir.
O zaman şöyle bir soru akla gelebilir.Her insan akıl sahibi olduğuna göre, demek ki! her insan aynı zamanda sorgulama da yapabiliyor.Öyleyse, iyiyi-kötüden ayıran kriterler kime göre olmalı.? doğru-yanlış tasnifi neye göre yapılmalı.?
Her akıl sahibi kendi kuralları ile bunu belirlemeye kalkarsa toplu halde yaşamak nasıl mümkün olabilir.? gibi soruların cevablarının verilmesi gerekir.
İnsan tek başına yaşadığında bazı davranışlarını olumlu veya olumsuz olsalar da, sergileme de tasarruf hakkını kullanabilir.Ancak, sizden başkası da söz konusu edildiği zaman yani birden fazla insanın birlikteliği söz konusu olduğu zaman doğal olarak davranışlarınızda kısıtlamalar olur, bazı kurallara riayet etme zorunluluğu hasıl olur, müşterek kararlar alma gereği doğar vs.
Hele bir de milyonlarla bir arada yaşıyor ve imkanları da birlikte paylaşmak zorunda iseniz, bazı kurallar çerçevesinde davranmak mecburiyeti hasıl olmuş demektir.Yani istemeseniz de zorunlu olarak hukuki kurallar doğar. Zira, insan başıboş bir varlık değil ki.
Bu nedenledir ki, toplu yaşanılan yerlerde sadece kendiniz için değil, herkese hitap eden, müşterek hakları koruyan/kollayan yasal düzenlemeler yapmak zorundasınız artık.
İnsanların müşterek gereksinimleri diye kabul edilen (Yaşam hakkı, Seyahat hakkı, Mülkiyet hakkı, İnanç hakkı,Neslini koruma hakkı gibi..) kalemlerin yasalarla teminat altına alınması ve aynı zamanda da bütün ülkelerin anayasalarında yer alması her insanın arzusu iken, bunların biliniyor olması yetmiyor ki, ısrarla önce benim halkımın çıkarları diyerek kuralları kendi lehine yontmak isteyen güçler hep varlar ve sürekli de muktedir oluyorlar.
İşte, aileden başlayarak devlet yönetimlerine varıncaya kadar kavgaların temel nedenini, insandaki bu hasletlerde aramak çok ta yanlış olmaz sanırım.Hemen hemen bütün uluslararası gerginliklerin arka planında kuralları kim koyacak.? Ni’met paylaşımı nasıl olacak.? Kavgası yatmaktadır.
Güçlünün haksızken bile hak sahibi sayıldığı, menfeatleri doğrultusunda kuralların koyulduğu bir dünyada, özellikle son zamanlarda da alenen ihlallerin yapıldığı bir dönemde hakkı, adaleti ve adil paylaşımı bu zihniyetlerden beklemek beyhude olur.
Globelleşen dünyanın herhangi bir köşesinde yaşanan huzursuzluğa karşı duyarsız kalmak da tek başına çözüm olmuyor.
Etkilerinin size nasıl ulaştığını birebir yaşayarak görüyoruz zaten.
İnsanlığın ortak ilkeleri olan bu değerleri öncellemeyen hiçbir yönetim şekli uzun vadede insanlığa huzur getirmez/getirmedi ve getirmesi de mümkün değildir.
İnsandaki menfi hasletlerin ortaya çıkmasını tetikleyen her türlü olumsuz ve zararlı oluşumlardan arınmış, ilkeleri ve aşkın değerleri için gayret sarf eden insanların sayısının artması için çalışmak, görevimiz olmalıdır.Bu da yetmez yönetme konumuna bu vasıflı insanların gelmeleri gerekir, belki o zaman büyük oranda sorunlar çözülmeye doğru gidiyor ümidi ve umudu doğuyor diyebiliriz.
Bazen de yaşadığımız kötü örneklerden dolayı acaba insan güç kazanınca yine kontrolden çıkar mı? diye endişe duymuyoruz da değiliz.Ancak test yapacak mekanizma henüz bulunmuş değil ki.
Özgür Özel, yeni partiyi ilan etti
21.07.2026
8 üniversiteye rektör ataması
23.07.2026
TBMM'den Somali tezkeresine onay
23.07.2026
Abdullah Naci ile Derkenar
02.07.2026
KEMENÇE Mİ KUMANÇE Mİ|KEVSER KIRAN
04.07.2026
CHP, REJİM VE DEVLET SÜLEYMAN ARSLANTAŞ 26.07.2026
BİLGİNİN İNSANİLEŞTİRİLMESİ-2 ÜSTÜN BOL 27.07.2026
ERTELEMEKTEN VAZGEÇEBİLİR MİYİZ? ESRA DURU 27.07.2026
Kemal Tahir: Yerli Romanın Büyük Ustası Onur TAN 30.06.2026
Fetö'nün Çaldığı En Değerli Şey AHMET GÜRBÜZ 13.07.2026