Çok farklı bir seçim atmosferi yaşadık.
Millî güvenlik ve beka sorunundan, sosyal medya savaşlarına, diğer medya unsurlarının ağır itham ve linç kampanyalarına, ülke içi ve dışı etki odaklarına değin bir yığın fırtına estirildi.
Tüm bunlar seçimlerin görünen yüzüydü. Oysa seçimler yeni bir 31 Mart Vakası gibi tarihteki yerini aldı. Seçim sonuçlarının gölgede kalan, belki de çok az değinilen yanlarına bakmak gerekiyor.
Bizde, Cumhuriyet’in kuruluşundan beri var olan Ülkeyi Yönetememe Buhranı; çok dinli, mezhepli ve etnik yapılı gurupları birbirine güvensiz kılmakla aşılmaya çalışıldı.
Sönmekte olan İslâm Medeniyeti ile bağlarını koparmış yeni Cumhuriyet’in elitleri, dün savaştıkları Batı Medeniyetini referans alan yeni sistemi millete kabul ettirmede büyük sıkıntılar yaşadılar.
Meşruiyet sıkıntıları; devleti kontrol eden aklı, kontrollü buhranlara, manipülasyonlara, devletin bekası için Kürt kartının kullanılmasına, Takrir-i Sükûn Kanunu ve İstiklâl Mahkemelerine, hasılı etnik ve mezhebi ayrıştırmalara götürdü. Farklı yapıları birbirine düşürerek, kendisini hakem konumuna getiren bir yönetim anlayışı egemen kılındı.
Kendi dönemi ve bağlamı içinde yangının küllenmesine yarayan operasyonlar, kontrollü buhranlar, “Sosyolojik Savaşın” ayak sesleriydi. Milletin topyekun kabul ve teveccühüyle yola çıkamayan Cumhuriyet yönetimi, toplum bünyesinde açtığı yaraların, bugün, ulusal ve uluslararası sorunlara dönüşeceğini hiç düşünmemiş olmalı.
Yüzüncü yılın eşiğinde, 2019 belediye seçimlerinin böyle bir arka plânın gölgesinde yapıldığını ifade etmek abartı olmayacaktır.
Ülkeyi Yönetememe Buhranını iliklerine kadar yaşayan sistem, AK Parti’nin iktidara gelmesi/getirilmesiyle rahat nefes alma imkânına kavuştu. Sistemin sorgulanma tehlikesi bertaraf edildi.
Dindar Müslümanlar, kendi inançları ve medeniyet iddiaları ile iktidara gelmediler. Beka korkusu yaşayan sistemin elitleri tarafından “adam yerine konmanın” ne anlama geldiği üzerine kafa yormadılar. Başka bir sistemin dalgakıranlarına girmekte beis görmediler. İman/ medeniyet bağ ve iddialarının dalgaları kırıldı. Dönemsel ve dünyevi kazanımların ayartısına kapıldılar. Yitirdiklerini göremez oldular. İlk günahtan sonrasının rahatlığı ile aldırış etmez hale geldiler. AK Parti ile sistemin zencilerinin entegrasyon süreci başladı. Müslümanlar, önce Muhafazakâr hale geldiler/getirildiler. Sistemin sahibi olduklarını düşünmeye başladıklarında yeni bir kimlikleri vardı: Muhafazakâr Kemalist.
Sistem, kurumuş damarlarına enjekte edilen kanlarla yoğun bakımdan çıktı, gözlerini açtı. Meşruiyetini kabul etmeyen büyük ve sessiz kitleleri AK Parti ile yanına çekme başarısı gösterdi. Böylece, aidiyet ve referanslarını kaybetmemiş Müslümanların, vahiy-değer-kültürel bütünlüğü ile kurtuluş öznesi olmasının önüne geçildi.
CHP ve kitleleri için farklı bir strateji izlendi. CHP yönetimi, halka yakın kendinden olmayan kişileri aday gösterdi. Kısa dönemler hariç iktidara gelemeyen CHP’ye pasta uzatıldı: “Sen de iktidarın bir yerinden tutun, hayatın, yönetimin aktörü ol. Seyir koltuklarında oturup ahkâm kesme” dendi.
Halka, dine, kültüre tepeden bakan, kibirli sistem yanlısı CHP’nin Kemalist çizgilerini reforme etti. Sistem, eskimiş elitlerine pastadan daha fazla pay almanın yollarını gösterdi.
Laikçi-Kemalist konumlu CHP algı ve zihniyetinin dallarına Muhafazakârlık aşısı yapıldı. İslâm’ı ve kültürel verilerini hayattan silmeye ayarlı Batıcılık düşüncesinin temsilcisi CHP yönetimi ve belediye başkan adayları İslâmî terminolojiyle konuşmaya başladılar. AK Parti’den çok daha fazla haramdan helâlden, kul hakkından bahsettiler. Basın eşliğinde Cuma namazına gider, türbe ziyaret eder oldular. Ateistleri bile iftar sofralarında Allah’a el açıp dua ettiler.
Müslüman Kürt halkını dönüştürme misyonu üstlenmiş PKK ve yasal partneri HDP’nin, diğer bir deyişle Kürt Kemalistlerin entegrasyon sürecinin hızlanması Sistem için tarihi bir başarıdır. Birbirini besleyen Türk ve Kürt Milliyetçilerinin ittifak yapması sistemin elini son derece güçlendirmiştir. Kürt sorununun ana kaynağı CHP’den HDP rahatsız değildir.
Amerika’nın dünyayı yönetememe krizine girdiği bir dönemde; Türkiye’de ulusalcı, Batıcı, seküler yönetim anlayışının güçleniyor oluşu üzerine düşünmek gerekiyor. Ulusalcılar her alanda kaybettikleri zeminleri geri alırken, AK Parti elitleri paralarını, makamlarını koruma telaşına düştüler. Kendi beka sorunlarını ülkenin beka sorunu gibi takdim ettiler ama inandırıcılıklarını yitirmişlerdi. Sisteme dolgu malzemesi olmaktan kurtulamadılar.
AK Parti- MHP ve Vatan Partisi aynı cephenin mevzilerinde buluşurken; CHP-İyi Parti-HDP-Saadet Partisi yalancı bir karşı cephede cem olabildi..
Emperyalist güçlerin nihai iki hedefinin İran ve Türkiye olduğunu düşünürsek, bir araya gelmesi mümkün görünmeyen gurupların sistem hakemliğinde bir araya getirilişinin dış saldırılara karşı hayırlı taraflarının olduğunu da söylemek lazım.
Kısa vadede: Ülkemizi güçlü kılacak, dış saldırılara karşı koruyacak, karşıt gurup ittifakları günü kurtarıyor görünebilir. Osmanlı ittihadçıları, işbirliği yaptıkları azınlık milliyetçilerinin bağımsızlık girişimleri karşısında siyaset üretememişlerdi.
Orta vadede: Asıl birleştirici, bağışıklık sistemini güçlendirici, ülke derinliğini arttırıcı, medeniyet aidiyetimizi belirginleştirici aziz İslâm’ı ve Müslümanlığı itibarsızlaştırma tutumları, geleceğimizi karanlık ellere teslim etme tehlikesini belirgin hale getirebilir.
Uzun vadede: Tıpkı Osmanlı ittihadçılarının duygusal, yüzeysel ve akla dayanmayan günü kurtarma hamleleri gibi Cumhuriyet elitlerinin ayrıştırıcı, bölücü operasyonları, Batı Medeniyetinin bize karşı yürüttüğü sosyolojik savaşı, kendi kendimize yapar noktaya getirecektir. Doğusu, Batısı, Güneyi, Kuzeyi ile tüm Batı’nın istediği de budur. İşaret fişeklerini yakıp intihar edişimizi keyifle izlemek istiyorlar.
13.07.2019, Kardelen/Ankara
Mehmet Yavuz AY
Yurtta Sulh Cihanda Sulh AHMET GÜRBÜZ 10.08.2026
MEKKE İTTİFAKI SÜLEYMAN ARSLANTAŞ 09.08.2026
MEKKE ORTAK SAVUNMA ANLAŞMASI YUSUF YAVUZYILMAZ 09.08.2026
CHP, REJİM VE DEVLET SÜLEYMAN ARSLANTAŞ 26.07.2026