yolun insana öğrettiği en ağır hakikatlerden biri şudur:
bilirsiniz işte,
yoldaki işaret levhalarının hepsi
yani hız sınırı, yolun kaygan olduğu, viraj olacağı,
yola taş düşebilir veya ayının çıkabilir olması vs
şoföre bilgi olarak verilir ve yolda güvenli kalmak için bu uyarılara harfiyen uymak elzemdir.
yolun işaret taşları ve onun okunması kişinin sadece kendisi içindir
yani derim ki dost;
insan bazen davetçiliği, kulluğun önüne geçiriyor.
fark etmiyor bunu.
ayet anlatmayı, hadis paylaşmayı, konuşmayı, yazmayı, kürsüde olmayı, ekranlarda görünmeyi… yavaş yavaş dinin kendisi zannetmeye başlıyor.
oysa dindarlık bir meslek değildir.
insan "davetçi" olmaz önce.
önce kul olur.
bugün sosyal medya öyle tuhaf bir dünya kurdu ki...
bir ayetin ömrü, bir parmağın ekranda kaymasına kadar.
daha ayetin sonuna gelmeden başka görüntüye geçiliyor.
ilginç olan o kalabalıklara
“takipçi“ diyoruz.
değil dostlar...
onların çoğu seyirci.
seyretmekle şahit olmak aynı şey değildir.
dinlemekle nasiplenmek de...
ama asıl tehlike burada başlamıyor.
asıl tehlike,
ayetleri sürekli başkaları için okumaya başladığımız gün başlıyor.
şu komşuya...
şu cemaate...
şu gençlere...
şu siyasetçiye...
şu günahkâra...
derken, bir bakıyorsun kur'an'ın içinde kendini kaybetmişsin.
oysa bu aziz kitap önce bana indi.
sonra sana...
sonra hepimize...
bir başkasını düzeltmek için değil; önce bizi ayağa kaldırmak için.
kur'an'ın ilk muhatabı her okuyandır.
her okuyuşta yeniden bana iner.
benim yarama dokunur.
benim kibrimi gösterir.
benim korkumu yüzüme vurur.
benim riyamı açığa çıkarır.
eğer okuduğum her ayette aklıma önce bir başkası geliyorsa,
galiba kitabın kapısını yanlış yerden çalıyorum demektir.
işte bunun acısını yol öğretir insana…
çünkü öyle davetçiler gördüm ki...
insanlara sabrı anlattılar ama
kendi acıları kapıyı çalınca dağıldılar.
hayasızca taşkınlık yaptılar…
tevekkülü anlattılar ama imtihan gelince ezberler sustu.
merhameti anlattılar ama en yakınlarına merhamet edemediler.
evlerinde sesleri sertti.
çocuklarının kalbine dokunamadılar.
eşlerinin yalnızlığını fark edemediler.
dışarıda ümmet için ağlayan gözler, evde aynı hassasiyeti gösteremedi.
çünkü en yakınımız,
davetimizin ilk muhatabı değildir.
rahmetimizin ilk muhatabıdır.
bazen insanları güzel olana çağırırken,
nice sözde davetçi olanın evleri merhamet ve muhabbeten mahrum kaldı...
oysa yol başka bir şey öğrettiyor bize
bir ayeti anlatmadan önce
bir hadisi paylaşmadan önce onun insanı olmak gerekiyor.
çünkü yaşanmayan sözün sesi vardır; ağırlığı yoktur.
ve sanırım davet dediğimiz şey de önce insanın kendi içine yaptığı yolculuktur.
kendine ulaşamayanın başkasına ulaşması zordur.
ey yolcu...
bir gün kur'an okurken, okuduğun ayet canını yakıyorsa sakın üzülme.
çünkü kitap nihayet sana ulaşmıştır.
belki de gerçek davet, tam orada başlıyordur.
paylaşmaya değer gördüğünüz yazılarımın dilediği kısmı dahil dostlarınıza ikrama açıktır.
bir gönle daha temas etmek iyidir. valla!
Hac kesin kayıtları yarın başlıyor
29.07.2026
Ne Karma Ne De Zorunlu Eğitim|Özkan Yaman
30.07.2026
Abdullah Naci ile Derkenar
02.07.2026
KEMENÇE Mİ KUMANÇE Mİ|KEVSER KIRAN
04.07.2026
CHP, REJİM VE DEVLET SÜLEYMAN ARSLANTAŞ 26.07.2026
BİLGİNİN İNSANİLEŞTİRİLMESİ-2 ÜSTÜN BOL 27.07.2026
ERTELEMEKTEN VAZGEÇEBİLİR MİYİZ? ESRA DURU 27.07.2026
FAİLİN ADINI CÜMLE İÇİNDE KULLAN ESRA DURU 29.07.2026
Fetö'nün Çaldığı En Değerli Şey AHMET GÜRBÜZ 13.07.2026
iman vitrine değil mihraba aittir. MUSTAFA AKMEŞE 04.07.2026