metrika yandex
  • $44.73
  • 51.42
  • GA51500

Haberler / Yorum - Analiz

İnsan Haklarının Hakkettiği İlgi ve Hakketmediği İlgisizlik|Zeki Savaş

06.08.2026

Bir toplumdaki insan hakları kültürünün, bilincinin ve duyarlılığının yüksek olup olmadığı, insan hakları alanında faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşların sayısından ve etkinlik derecelerinden anlaşılır.

Türkiye’de bütün faaliyetlerini insan haklarına odaklamış sivil toplum kuruluşlarından en tanınmış olanları İslami cenaha ait MAZLUMDER ile sol cenaha yakın İnsan Hakları Derneği (İHD) ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı’dır.  

İHH ve Özgür-Der gibi STK’lar ise geniş çalışma alanları arasında insan haklarına da yer ayıran sivil kuruluşlar arasında yer almaktadır.

Bunların dışında çok sayıdaki dindar ve muhafazakar dernek ve vakfın tüzüğünde insan haklarıyla ilgili maddeler yer alıp bazıları konuyla ilgili zaman zaman raporlar yayınlanmakla birlikte bu kuruluşların pratikleri arasında insan hakları konuları sönük ve cılız kalmaktadır.

Öte yandan Türkiye’de dindar ve muhafazakar tabana yakın ulusal, bölgesel ve  küresel ölçekte aktif ve etkin salt insani yardım faaliyetlerinde bulunan çok sayıda vakıf ve dernek bulunmaktadır. İnsani yardım çalışmalarında bulunan STK’ların sayısı ve etkinlik düzeyi insan hakları alanındaki STK’lar ile kıyaslanmayacak kadar fazladır. Bu kuruluşlar ulusal sınırları aşıp Afrika’nın derinliklerinden Batı Asya’da Filipinler’e, Kafkaslardan Ortadoğu’ya kadar çalışma alanlarını genişletmişlerdir.

İnsan hakları alanındaki kuruluşlar ile salt insani yardım çalışmalarında bulunan kuruluşlar arasındaki bu nicelik ve nitelik farkı dikkat çekmektedir. İnsani yardım kuruluşlarına gösterilen ilginin insan hakları kuruluşlarından esirgenmesinin nedenleri ve insan haklarının hakkettiği ilgiyi görmemesinin ve hakketmediği ilgisizliğe maruz kalmasının sebepleri düşündürücü olduğu kadar araştırılmaya değerdir.

Örneğin Filistin’e binlerce dernek ve vakıf insani yardımda bulunurken Filistin konusu için  uluslararası zeminde  hukuki mücadele veren, katil ve canilerin yargılanması için çalışan dernek ve vakıf sayısı çok sınırlıdır.

Benzer durum Miyanmar, Mısır, Arabistan, Çin, Keşmir, Sudan, Somali ve Tunus için de geçerlidir.

Benzer ilgisizlik Türkiye için de söz konusudur. Ülke içinde fakirlere, yetimlere, depremzedelere ve benzeri gruplara yüzlerce vakıf, dernek, camia ve cemaat etkin yardım faaliyetinde bulunurken hak ihlalleriyle ilgili tesir sahibi vakıf ve dernek mahduttur.

Bu mahdudiyetin nedenleri ne olabilir?

Anadolu insanı ve Anadolu Müslümanlığı, insan haklarına gösterilen bu ilgisizliğin nedenlerini bulmamıza yardımcı olabilir.

Anadolu insanı ve Anadolu Müslümanlığı, devletin sarahaten veya zımnen belirlediği sınırlar içinde kalmayı, devletin hoşlanmadığı veya rahatsız olacağı alanlara girmemeyi tercih eder. Bu nedenle dinin devlete dokunmayan veya devlet politikalarıyla örtüşen yanlarını öne çıkarır, devlete dokunan yanına ilgi duymaktan veya o konularla ilgilenmekten zahiren sarfı nazar eder.

İnsan hakları konusu, doğrudan devletin alanına girdiği, devletin icraatlarıyla alakalı olduğu için bu alan sakıncalı görülür. Yabancı devletlerdeki insan hakları da devletin dış politikasını ilgilendirdiği için başka ülkelerdeki insan hakları da devletin dış politikası alanına girer. Bir bütün olarak insan hakları konusu, devletin iç veya dış politikasını ilgilendirdiği için siyasi bir nitelik taşır ve risk barındırır.

İnsan hakları söz konusu olduğunda devletler genellikle hak ihlalinde bulunan tarafta yer aldığından insan hakları devletler için sevimsiz bir konudur. Anadolu insanı da devlet açısından sevimsiz telakki edilen konuya sevgi ve ilgi göstermekten uzak durmaya çalışır.

Anadolu insanı, devletin gazabını celbedecek veya celbetme ihtimalini barındıracak kuruluşlara ve etkinliklere kendi iç dünyasında teveccüh etse de fiilen bu teveccühü göstermekten imtina eder. Bu tür kuruluşlar yerine devletin rahatsız olmayacağı hatta destekleyeceği dini ve insani kuruluşlara ve etkinliklere teveccüh ederek insani ve dini görevini yerine getirmeye çalışır.

İnsanımız, mazluma yardım etmeyi sever, iyi de yardım eder ve bu erdemli bir ameldir ama mazlumun zalimini sorgulama, zalimden hesap sorma konusuna gelince o alana girmekten sakınır. İnsanımızın mazluma gösterdiği ilgi mükemmel lakin zalime gösterdiği tepki noksan sayılır. Yetimlere, dul kalmış kadınlara, evi yıkılmış evsizlere yardım elini uzatır lakin o çocukları yetim, kadınları eşsiz ve aileleri barksız bırakan zalimlerle ilgili çalışmaya aynı oranda destek vermekten ürker. Fakire yardıma koşar lakin fakrın müsebbibine hesap sorma işine mesafeli durur. Mazlumlara yardım götüren vakıf ve derneklere çok yüklü miktarda yardımda bulunan duyarlı insanlar, insan hakları alanında faaliyet gösteren bir vakıf ve derneğe aynı cömertliği göstermekten çekinir. Çünkü bu konuların siyasi bir yanı bulunmaktadır, devleti rahatsız edebilir ve bedel ödeme ihtimalini doğurabilir.

İnsan hakları kuruluşlarının sayıca azlığı ve etkinlik alanlarının sınırlılığı, öte yandan yardım kuruluşlarındaki nitel ve nicel büyüme, insanımızın tercih ve teveccühünün apolitik mahiyetteki dini ve insani faaliyetlere dönük olmasıyla ve zayıf ihtimal de olsa bedel ödemeyi gerektirecek faaliyetlere ilgi duymaktan imtina etmesiyle alakalıdır.

Yardım kuruluşlarının insan hakları kuruluşlarına oranla daha çok ve daha güçlü olmasının bir diğer nedeni de Anadolu’nun Müslümanlaşmasıyla başlayan yardımlaşma fikri ve pratiğinin tarihsel süreçler içerisinde köklü bir sünnet-i haseneye dönüşmüş olmasıdır. Anadolu insanı, yardım etme ve yardımlaşma konusunda dünya halkları içerisinde ilk sıralarda yer almaktadır. Anadolu insanı mazluma yardım etme sorumluluğunu üstlenmiş, zalime hesap sorma işi siyasi nitelik taşıdığı için onu devlete havale etmiş, o alana mesafeli durmayı tercih etmiştir.

İnsanımızın tercih konusundaki iradesi ve  insani yardım hususundaki köklü geleneği, ulusal ve küresel ölçekte çalışmalar yapacak insan hakları ile ilgili dernek ve vakıfların kurulmasını, kurulmuş olanların da güçlenmesini güçleştirmektedir. Çünkü bu tür kuruluşlar ihtiyaç duydukları insani, maddi ve manevi desteği yeterli derecede bulamamaktadır. Bu nedenle insan hakları alanında çalışmak meşakkatli ama kıymetli bir çabadır.

İnsan hakları alanındaki kuruluşlarımız keyfiyet ve kemiyet bakımından yetersizdir ve bu yetersizlik, kültürel kodlarımızla alakalıdır.

İnsan haklarına hakkettiği oranda ilginin artması veya insan haklarının hakketmediği ilgisizlikten kurtulması, toplumsal düzeyde kültürel bir değişimle mümkün olabilir.

İnsan hakları alanındaki ısrarlı ve istikrarlı teorik ve pratik çalışmalar bu değişime katkı sunabilir.

 

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş