Milli Eğitim Bakanlığı, 2013 yılındaki düzenlemesiyle, öğrenci andını yönetmelikten kaldırıldıktan sonra Bu işlem, Türk Eğitim Sen tarafından dava edilmiş ve Danıştay 8. Dairesi, ikiye karşı 3 oyla, öğrenci adının yönetmelikten çıkarılması yönündeki işlemi iptal etmişti.
Bu durum Çeşitli STK’lar tarafından tepkiyle karşılandı. Andımızın kaldırılması için yıllar önce kampanyalar düzenleyen STK’lar yaptıkları basın açıklamaları ile Danıştay’ın iptal kararını kınadılar.
Kararla ilgili açıklama yapan STK’lardan ÖZGÜRDER : “Danıştay’ın Ant kararı bürokratik oligarşinin sesidir” derken;
Hak İnsiyatifi:” Eğitim Öğretim Süreci İnsan Hakları İhlali Olmaktan Çıkarılmalıdır” dedi.
İnsan Medeniyet Hareketi ise: “Yeni Nesiller Kemalist İdeolojiye Mahkum Edilemez” diye seslendi.
İlim Yayma Cemiyeti de: “İnsan hakları ve demokrasi alanında elde edilen kazanımlar kararlılıkla korunmalıdır” dedi.
MAZLUMDER tarafından yapılan açıklamada şu ifadelere Yer verdi: İdeolojik ve çocuk psikolojisi açısından sıkıntılı bir ezberi, her sabah ve ailelere rağmen çocuklara zorla okutmaya çalışmak totaliter bir anlayıştır ve hak ihlalidir. Bu kararın öğrenci andına yürürlük kazandırmasının hukuk tekniği açısından mümkün olmadığını da vurgularız”.
Öze Dönüş Hareketi yayınladığı basın açıklamasında şu ifadelere yer verdi: "Geçmişteki yanlışlara dönmek irticai hareket, geçmişteki doğrulara dönmek ihya yönünde bir harekettir."
Agemder Yönetim Kurulu Yayınladığı Mesajda "Danıştay'ın aldığı Andımız kararının, faşist ve Irkçı bir karar olduğunu belirtir, bu karar bizim nezdimizde hükümsüzdür. Bu kararla birleştirmeye değil ayrımcılığa ve halkları yok saymaya yönelik bir adım atılmıştır. Kararın derhal ipatal edilmesini talep ediyoruz" dedi
STK’lar tarafından yapılan basın açıklamaların tam metinleri şu şekilde:

MAZLUMDER:
Kaldırılması için uzun yıllar yoğun emek harcadığımız öğrenci andı ile ilgili, yerindelik denetimi yapan, hukuk mantığını alt üst eden, yok hükmünde ve hukuksuz bir Danıştay kararı verilmiştir
İdeolojik ve çocuk psikolojisi açısından sıkıntılı bir ezberi, her sabah ve ailelere rağmen çocuklara zorla okutmaya çalışmak totaliter bir anlayıştır ve hak ihlalidir. Bu kararın öğrenci andına yürürlük kazandırmasının hukuk tekniği açısından mümkün olmadığını da vurgularız.

ÖZGÜRDER:
DANIŞTAY’IN ‘ANT’ KARARI BÜROKRATİK OLİGARŞİNİN AYAK SESİDİR!
Danıştay 8. Dairesi 2013’te MEB yönetmeliğinde yapılan değişikliğe dair Türk Eğitim Sen’in açtığı iptal davasında kararını açıkladı ve okullarda ant okutulmasına son veren düzenlemenin iptaline hükmetti. Danıştay 8. Dairesinin kararında ‘1933 yılından beri devam eden’ ant uygulamasının ‘devletin anayasal niteliğiyle uyumlu ve Türk devletini ve milletini ebediyete kadar yaşatacak genç nesillerin yetiştirilmesi hedefine uygun’ olduğu vurgulanırken, ‘idarenin istikrar kazanmış bu uygulama’ya son vermesinin haklı bir sebebinin bulunmadığı belirtilmekte.
Bir dizi yasal kılıfla sarmalanmış bu Danıştay kararının özetli, uzun bir döneme yayılan ve zorlu bir mücadeleyle geriletilmiş, zayıflatılmış bulunan Kemalist bürokratik oligarşinin son dönemde gelişen ortamdan da cesaret bularak varlığını yeniden hissettirme çabasıdır. Danıştay söz konusu kararıyla Kemalist resmi ideolojinin muhafızlığı rolünü üstlenmiş bürokratik mekanizmanın sistem üzerinde vesayet anlayışından vazgeçmediğini, vazgeçmeyeceğini, fırsat bulduğunda eski işleyişi hortlatmaktan geri durmayacağını göstermiştir.
Danıştay aldığı kararla bu ülkede yaşayan insanların resmi ideolojiye boyun eğmek ve itaatle mükellef olduğunu; hukuk ve özgürlük alanının bu çerçeveyle sınırlandırılması, daraltılması gerektiğini haykırmaktadır. Bu tutum açık bir dayatma ve inancımıza, onurumuza doğrudan bir saldırıdır. Okullarda çocuklara, gençlere dayatılan ant inancımızla çelişen cahili-tağuti bir zulümdür! Dolaysız, net bir ırkçılık içermektedir. Kişi tapınmasına, putlaştırmasına yönelik mesajıyla tam bir sapkın dini ritüel mahiyeti taşımaktadır.
Bugüne kadar bu dayatmaya karşı çıkan, itiraz eden bizler bundan sonra da bu zalimane anlayışa karşı çıkmayı sürdüreceğiz! Bununla beraber ant mevzusunun sadece bir sonuç olduğunu, bu noktada sorunun kökenine inilip eğitim alanında ortaya çıkan çarpıklığın topyekun giderilmesi gerektiğinin altını çiziyoruz. Danıştay’ın bu kararı resmi ideolojinin gölgesi altında eğitim adıyla sürdürülen öğütme, yontma, biçimlendirme faaliyetinin tümüyle sorgulanmasının kapısını aralamalıdır.
Ve yine hatırlatmak isteriz ki, yargı bürokrasinin yetkisini aşarak iktidar icraatına ortaklığa soyunması anlamına gelen Danıştay 8. Dairesinin söz konusu kararı geçmiş dönemde kaldığı düşünülen vesayetçi eğilimleri palazlandırma mesajı taşımaktadır. Bu yönüyle iktidar açısından ciddiye alınmayı hak etmektedir.
Öte yandan iktidar bu kararın son tahlilde ülke çapında estirilen milliyetçi-şoven havanın bir tezahürü olduğunu ve bu kirli, bulanık atmosferin bundan sonra da bu tür dayatmaları, yetki aşımlarını, vesayetçi tutumları cesaretlendireceğini de görmelidir. Ülkede ve bölgede yaşanan birtakım kritik gelişmelere bağlı olarak politik bir tercih olarak güçlendirilen milliyetçi atmosferin sadece bu ülke insanının zihnini bulandırmakla, toplumsal yapıyı kirletmekle kalmadığı, vesayet odaklarına da güç ve cüret bahşettiği anlaşılmak zorundadır!

HAK İNSİYATİFİ:
Eğitim Öğretim Süreci İnsan Hakları İhlali Olmaktan Çıkarılmalıdır!
Yeni Eğitim-Öğretim sezonu, senelerdir olduğu gibi milyonlarca öğrenci için çeşitli hak ihlalleri ve ayrımcılıkla birlikte başlamıştır. Birçok okulun bina, boya, bahçe yapım ve tadilatının ilk haftaya yetişememesi, çocukların ders kitaplarının hazır olmaması, öğretmen tayin ve görevlendirmelerinin birçok ilde son güne bırakılması sebebiyle yaşanan aksaklıklar bir yana eğitim müfredatının tektipçi olması ve insan haklarına aykırı konular içermesi sebebiyle eğitim süreci bir sorunlar yumağına dönüşmektedir. Hak İnisiyatifi açısından eğitimin en büyük sorunları; eğitimin ideolojik bir kapsamda verilmesi, ders müfredatlarının insan haklarına uygun hazırlanmaması, Anadilde Eğitim hakkının tanınmaması ve bunların hemen hepsinin az ya da çok kaynağı olan Tevhid-i Tedrisat Kanunu’dur.
UNESCO’nun hazırladığı diller atlasına göre Türkiye’de de maalesef konuşulan 15 dil yok olmak üzere, 3 dil ise çoktan yok olmuştur. Bunda Türkiye’de yıllardır uygulana gelen yasakçı politikaların ve resmi dil olan Türkçe dışında, konuşulan dillerin kamusal alandaki var olma hakkının gasp edilmesi gibi sebepler de etkili olmuştur. Bir dilin yasaklanması ya da yok sayılması o dili konuşan vatandaşların, halkların kimliğini, kişiliğini ve statü taleplerini reddetmek anlamına gelmektedir. Türkiye’de, Türkçe dışında, başta Kürtçe olmak üzere hiçbir dil, herhangi bir yasal statüyle güvence altına alınmış değildir.
Temmuz 2016 da ilan edilen OHAL süresince yayınlanan KHK’lar ile başta Kürtçe olmak üzere pek çok dil ciddi boyutlarda yasaklanma politikaları ile karşı karşıya gelmiştir. Belediyelere Kayyım atandıktan sonra Kürtçe park ve cadde adları değiştirilip Türkçe isimler verilmiştir. Çok dilli eğitim veren başta Zarokistan olmak üzere pek çok kurum kapatılmıştır. Kürt tarihi üzerine en ciddi akademik çalışmaları yapan yayınevlerinin birçok kitabı hakkında toplatılma kararı verilmiştir. OHAL bitmiş olmasına rağmen de yasak halen devam etmektedir. Kürtçe ve lehçelerini öğreten pek çok sivil toplum kuruluşu ve özel kurs kapatılmıştır. Son olarak ise sadece çizgi film yayınlayan Kürtçe çocuk kanalı Zarok TV, önce KHK ile kapatılmış; ardından kamuoyu baskısı karşısında yayın hayatına devam ettirilmiştir. Ancak son zamanlarda geleneksel Kürtçe şarkılar sebebiyle çeşitli bahaneler bulunup kanala cezalar verilmektedir. Var olan bu yasaklama politikalarında Türkiye’nin Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’ni imzalarken çocukların eğitim, ifade özgürlüğü, kendi kültürünü yaşatma ve kendi dilini kullanma haklarını da içeren 17, 29 ve 30. maddelerine koyduğu şerhi hâlâ kaldırmamış olmasının büyük bir payı olduğu unutulmamalıdır. Başta kamu hizmetleri olmak üzere her alanda anadillerin kullanımı önündeki bütün yasaklar, sınırlandırılmalar kaldırılmalı, çözüm süreciyle yapılan kısmi iyileştirmeler anayasal güvence altına alınmalıdır.
Ayrıca bilindiği üzere Öğrenci Andı, tek tipçi ve ırkçı olduğu gerekçesiyle, 2013 yılında bir “demokratikleşme paketi” kapsamında kaldırılmış ve o tarihten bu yana okullarda çocuklara okutulmamaktadır. Tek tipçi ve ırkçı olduğu söylenen bu metnin okul kitaplarında halen bulunması bizce tutarsızlıktır. Kitaplardan çıkarılması gerekmektedir. Çocuklarımız ne Türklüğe ne de başka bir ırka varlıklarını armağan etme andını zorunlu olarak okutulan kitaplarında görmek mecburiyetinde bırakılmamalıdır. Çocuklarımız küçük yaşlardan itibaren bir ideolojinin kalıplarına sıkıştırılan insanlar olmaktan çıkarılmalıdır. Her okulda asılı bulunan Gençliğe Hitabe de yine terk bir ırkı diğerlerinden üstün görmesi sebebiyle tektipçi ve ayrımcıdır, okullardan kaldırılmalıdır. Sonuç olarak; Türkiye’deki tüm etnik ve diğer kimliklerin özgürce var olma, farklı ırkların ve ideolojilerin kendilerine dayatılmadığı özgür bir ortamda eğitim görme hakkı olmalıdır.
HAK İNİSİYATİFİ Diyarbekir Temsilciliği olarak toplumsal taleplerin karşılanması bağlamında atılması gereken en öncelikli adımın “Anadilde Eğitim Hakkı”nın tanınması olduğunu düşünmekteyiz. Ve bölgemizde tüm şiddetiyle devam eden çatışma halinden ve bitirilen “çözüm süreci”nden bağımsız olarak bu hakkın verilmesinin yükümlülük olduğunu bir kez daha ifade ediyoruz.
Bu konuda son yıllarda geliştirilen seçmeli ders ya da özel okul gibi formüllerin yeterli görülmesi, kabul edilebilir gibi değildir. Bu hakkın sağlanabilmesi ve farklı anadillerde eğitim-öğretim yapılabilmesinin önünün açılması için, başta eğitim-öğretim hizmetlerinde tepeden dayatmacılığa zemin olan Tevhid-i Tedrisat Kanunun kaldırılması ve Anayasanın 42. maddesinde geçen; “Türkçeden başka hiçbir dil, eğitim ve öğretim kurumlarında Türk vatandaşlarına ana dilleri olarak okutulamaz ve öğretilemez.” şeklindeki hükmün yeniden düzenlenmesi gerekmektedir.
HAK İNİSİYATİFİ Diyarbekir Temsilciliği olarak anadilde eğitim hakkının tanınmasının ve farklı anadillerdeki eğitimin hayata geçirilebilmesi için Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nun kaldırılması talebinin ısrarlı takipçisi olacağız.

İLİM YAYMA CEMİYETİ:
Danıştay 8. Dairesinin Öğrenci Andı’nın tekrar okutulması ile ilgili aldığı karar öncelikle toplumsal barışa ve siyasi iradeye yönelik bir girişimdir. Bu antidemokratik ve evrensel hukuka aykırı karara tepkisiz kalınmamalı, öğrenci andının kaldırılması kararının arkasında durulmalı, insan hakları ve demokrasi alanında elde edilen kazanımlar kararlılıkla korunmalıdır.

İNSAN MEDENİYET HAREKETİ:
Yeni Nesiller Kemalist İdeolojiye Mahkum Edilemez!
Ülkemizde darbe anayasalarının bir sonucu olarak ilkokullarda okutulan "andımız" 2013 yılında toplumun büyük çoğunluğunun beklentileri dikkate alınarak kaldırılmıştı.
Militarist ve totaliter zihniyetin ürünü olan öğrenci andının kaldırılması Türkiye'de yaşayan çeşitli etnik gruplardaki insanların toplumsal barışına katkı sağlamıştı.
Geçtiğimiz günlerde Danıştay 8. Dairesi "Öğrenci Andı"nı kaldıran yönetmelik hükmünü iptal etti. Pedagojik veya hukuki hiçbir dayanak gözetilmeden verilen iptal kararıyla ülkemiz eğitim sistemi Kemalist İdeolojiye mahkum edilmek istenmektedir.
Danıştay vermiş olduğu kararda, temel hak ve özgürlüklerin askıya alındığı, darbe dönemi anayasalarıyla şekillenen eski Türkiye’nin ezberlerini gerekçe olarak sunmuş, hukukun evrensel ilkelerini gözardı ederek toplumsal birliğe ağır bir darbe vurmuştur.
Ne yazık ki yargıyı askeri darbelerle şekillendirilen eski Türkiye alışkanlıkları devam ettirilmek istenmektedir.
Danıştay’ın aldığı ideolojik nitelikteki bu karar öncelikle toplumsal barışa ve siyasi iradeye yönelik bir girişimdir.
Bu karara tepkisiz kalınmamalı, andımızın kaldırılması kararının arkasında durulmalıdır.
Milli Eğitim Bakanlığı 2013’te başlatılan uygulamayı sürdürerek "öğrenci andını" okullarda okutmamalıdır.

ÖZE DÖNÜŞ HAREKETİ:
Öze Dönüş Hareketinin Danıştayın okullarda Andımızın okunması konusundaki kararına yönelik yaptığı açıklama:
Danıştay 8. Daire'nin 18 Ekim 2018'de andımız ile ilgili iki redde karşı üç oyla verdiği karar, tehlikeli bir karar mahiyetindedir. Zira geçmişteki yanlışlara dönmek irticai hareket, geçmişteki doğrulara dönmek ihya yönünde bir harekettir.
Ezanı Türkçeleştiren, insanları kafataslarına göre sınıflandıran Reşit Galip'in yazdığı andımız metnini yeniden her sabah minicik yavrulara okutma kararı, ırkçı ve ayrımcı politikaların tepeden dayatılarak uygulandığı despotik döneme dönme yönünde atılmış bir adımdır.
Çok etnik yapılı ve çok dinli toplumumuzda çocuklara her sabah 'Türküm' dedirtmek, toplumun muzaik yapısına aykırı olduğu gibi, etnik farklılıkları körükleyen, ırkçılığı tetikleyen bir yöne de sahiptir. Arap bir çocuğa, Süryani bir çocuğa, Kürt bir çocuğa, Çerkez bir çocuğa her sabah zorla 'Türküm' söyletilmesi, 'varlığım Türk varlığına armağan olsun' demeye zorlanması, onları sahip oldukları genetik veya kültürel kimliklerini bir ideoloji olarak öne çıkartmalarına ve sonra da bu ideoloji adına mücadele etmelerine neden olur. Devlet eliyle ayrımcılık körüklenmiş olur. Bunca etnik varlığın varlığı, hangi akli, nakli ve tecrübi delillere binaen bir etnik varlığa feda olsun?
Ortadoğu'da toplumların mozaik dokusuyla oynandığı, tahrip gücü yüksek ve uzun süren iç savaşların körüklendiği bir dönemde toplumun çoklu yapısını ayrıştıracak ve çatıştıracak böyle bir kararın alınmış olması manidardır.
FETÖ'nün kanlı darbe girirşiminden sonra bu örgütü devlet kademelerinden temizlerken milliyetçilerin, Kemalist ve solcu milliyetçilerin önünün açılması, devlet kademelerinde etkin pozisyonlar edinmeleri böyle bir kararın alınmasında etkli olmuştur.
Bu karar iptal edilemez ise, arkasını başka tehlikeli adımlar izleyebilir. Başörtüsü de yasaklanabilir, TRT Kürdi de kapatılabilir.
Bu karara itiraz ediyor, bu karara itiraz eden tüm demokratik ve sivil toplum kuruluşları ile işbirliğinin gereğine inanıyoruz.

AGEMDER:FAŞİST ve IRKÇI BİR KARAR
Ankara Genlik Eğitim Merkezi Derneği(AGEMDER) :
"Danıştay'ın aldığı Andımız kararının, faşist ve Irkçı bir karar olduğunu belirtir, bu karar bizim nezdimizde hükümsüzdür. Bu kararla birleştirmeye değil ayrımcılığa ve halkları yok saymaya yönelik bir adım atılmıştır.
Danıştay'ın Andımız kararı ülkemizdeki son 200 yıldan beri Müslüman halkın üzerinde baskı oluşturan Bürokratik oligarşinin sesidir. İnsan hakları alanında elde edilen kazanımlar bu kadar kolay verilmemelidir. Yeni Türkiye'nin yeni yerli nesilleri ulusalcı ve Kemalist ideolojiye mahkum edemeyiz.
Eğer bu karar geri çekilmezse elde ettiğimiz diğer kazanımların da geri alınması muhtemel bir durum olabilir.
Bu nedenle kararın derhal iptal edilmesini talep ediyoruz"
Sait Çamlıca ile Derkenar
14.06.2026
Mehmet Yaşar Soyalan ile Derkenar...
05.06.2026
Kurban Bayramı 27 Mayıs'ta idrak edilecek
18.05.2026
YOLDAKİ TAŞ/KEVSER KIRAN
19.05.2026
Dindarların Çelişkileri YUSUF YAVUZYILMAZ 13.06.2026
Bireyselleştikçe Tükenen Vefa AHMET GÜRBÜZ 15.06.2026
BOSNA GÜNLÜKLERİ - 5 ÜSTÜN BOL 23.05.2026
oyaladı dost… MUSTAFA AKMEŞE 21.05.2026
Koç'un Fıkrası ve Ayrımcılık YUSUF YAVUZYILMAZ 08.06.2026