İnsanlığın gelişim serüveni akli ve sosyal becerileriyle beraber oluşmuştur. Dağınık haldeki kabile yaşamları zamanla şehirleşmiş ve bu şehirleşmeyle beraber sosyal beceriler artmıştır. Dillerin ve renklerin ayrı olması Rabbimizin ayeti olarak Vahiyde gösterilmesi ve her insanın Âdem'den yaratılması, eşitliği ve adaleti insan olma vasfıyla ortaya koymuş ve ortak değer üretmiştir.
İnsan için sosyal beceri geliştirme uzun zaman almıştır kendi kabilesinden olmayanı dışlama ve düşman bilme yerleşim ve sosyalleşmenin ilk basamağıdır. Kabilenin dışındakiler “öteki” olarak algılanmış ve her türlü zararın ötekiden gelebileceği üzerine kendisini koruma refleksine girmiştir. Sosyalleşme ve şehirleşme beraber yaşamayla başlamıştır, farklı kabilelerin aynı yerde yaşamları ve birbirlerine tahammül etmeleri yaşam çıkarları için işbirliği yapmalarıyla sonuçlanmıştır. Bu işbirliği ortak değerler üzerinedir, farklılıkları koruyarak ortak değerler üzerinde işbirliği yapmışlardır. Bu ortak değerler din adına olabileceği gibi kutsanan Kral adına da olabilmiştir. Şehirleşme ile gelen sosyalleşme dillerin ve renklerin farklılığına rağmen İnsanlık adına değer üretmiştir.
Arap cahiliyesinde kabilesi ile övünme ve diğerlerini ötekileştirme kadim tarihin uzantısında şehirleşmemiş ve sosyalleşmemiş bir olgudur. Veda hutbesinde Peygamber (as), Arap cahiliyesinden gelen kabilevi duruşlar hususunda uyarmış ve Vahyin “Hepiniz Âdem'in çocuklarısınız.” düsturunu söyleme gereğini duymuştur. Vahyin kılavuzluğunda Müslümanların, şehirde sosyalleşmesini ve insanlık adına adaleti ayakta tutmasını murad eden Vahiy ile Yesrib, Medine olmuştur.
Ortak değerler üzerine şehirleşen ve sosyalleşen insanlık; dil,din, renk veya kültüründen dolayı sosyalleştiği toplumsal zemindeki insanları ötekileştirmez. Burada ötekileştirme bir sıfat üzerinden işler ama kadim insanlıkta “öteki” vardır “ötekileştirme” yoktur. Öteki, bilinmez yabancıdır. Bildiği zaman düşman olmaz. Ötekileştirme de bildiği hâlde ideoloji veya ulus adına sıfat takarak sosyalleştiği insanları ötekileştirme modern yüzyılın bir hastalığıdır.
İnsanlık birbirini bir sıfat olarak hiçbir dönemde ötekileştirmemiştir. Din adına, kral adına savaşmışlar, ölmüşler öldürmüşler ama hiçbir zaman bir sıfat olarak toplumsal zeminde bir kavmi, bir din mensubunu ötekileştirmemiştirler. Kralların savaşında din kullanılmış, savaş motivasyonu olarak birbirlerini sıfatsal olarak ötekileştirmişler ama halk ve toplumsal zeminde iç içe yaşamışlar. Ticaret yapmışlar, komşu olmuşlar, dertlerini dinlemişlerdir.
Yakın tarih Avrupa için tecrübe edilen Osmanlı Batı ilişkileridir. Din savaşı adına, Haçlı Seferleri sıfat olarak Müslümanları ötekileştirmiş ama Osmanlı içinde Hıristiyan teba işine gücüne bakmıştır. Bütün İslam coğrafyasında işlerini görmüşlerdir. Batı’nın ötekileştirme sicili orta çağ boyunca bozuktur. Katolik İspanya kralı Ferdinand’ın, Yahudileri ötekileştirerek katletmesi ile başlayan süreç Avrupa için ne ifade eder? Din adına ötekileştirerek yapılan acaba din adına mıdır?
Miladi 80 yılında Roma'nın Kudüs'ü kuşatıp Yahudi devletini ve Krallığını yıkması ile sonuçlanan savaşta 100.000 Yahudi'nin esir olarak Roma'ya gelmesi Yahudi tarihinde dönüm noktasıdır. Yahudilerin, yüzlerce yıl gettolaşarak Avrupa'da ticareti ellerine almaları, ekonomik olarak Krallığı tehdit etmeleri sonucu, Kral Yahudi mallarına el koymuş dini kullanarak Yahudileri ötekileştirmiştir. Katolik kralın yaptığı diğer durum, ilk ulus kavramının temelini atmasıdır. Kendi hakim olduğu topraklarda ticareti hakim kılmak için İspanyol ulusu adına dışarıda başka uluslardan gelecek malları engelleyip, kendi ulusunun dışındakileri ötekileştirmiştir.
İlk sömürge finansmanının İspanya tarafından olması, Kristof Kolomb'un Portekizli olmasına rağmen sömürge için yeni yerler aramaları, daha sonra Portekiz ile birleşip Amerika'yı ilk sömürenler olması ulus kavramını ve ulus çıkarlarını Avrupa'da pervasızca kullanıma sokmuştur. Sömürge ile beraber diğer ulusların medeniyetleri ötekileştirilmiştir.
Bütün orta çağ boyunca Avrupa ideolojik olarak tohum atmış ve yeni keşiflerle bilimsel gelişmelerle hızlanmıştır. Hızlanan bilimsel buluşlar sonucu oluşan yeni üretim tarzı için gerekli hammadde ötekinin elindeyse; talan edilmeli gerekirse öldürülmeli, savaş çıkartılmalı her ne olursa olsun çıkarları için hammadde üretim için onların ellerinden alınmalıdır, çünkü kendileri gelişmiş/ yüksek ülkeler, ötekiler de aşağı/geri kalmış ülkelerdir! Geri kalmış, gelişmemiş ülkelerin hep geri kalması, bağımlı olması istenir ki; ellerinde olan zengin ham madde sömürgeci gelişmiş ülkelerin üretimlerini, zenginliklerini artırsın. Kısaca sömürgenin özeti budur, hiçbir zaman geri kalmış dediği ülkelerin kalkınmasını istemezler, o ülke insanların hammaddelerini işletip üretim yapmasını, sanayi kurmalarını istemezler.
Batı devletlerinin kendileri dışında kalan halklara temel bakışı; hakimiyet kurdukları dünyada hakimiyetlerinin devamıdır. Bunun için kaç insanın öldüğü, yerlerinden sürüldüğü, aç-açıkta kaldığı önemli değildir. Çünkü onlar Batılı insan sınıfına giremeyen, geri kalmış yani üçüncü dünya insanlarıdır. Son 200 yıldır dünya halklarının hammadde ve çıkar adına; açlığa, sefalete, savaşa, gözyaşına tahakküm eden bu modern dönem, insanlık tarihinin en karanlık dönemidir.
Açlığa, adaletsizliğe, savaş ve sömürülere isyan eden ve bu dijital çağda yaşadığı yerde gelecek umudu göremeyen insanlar için tek çare; tüm zenginliklerini ellerinden alan Batı diyarlarına göç ederek hayatta kalma çabasına girmektir. Modern insanın asla kabul etmeyeceği en berbat yaşam şekillerinde bile olsa, sırf yaşayabilmek için âdeta gönüllü köle gibi her türlü aşağılanmayı, tehlikeyi hatta ölümü göze alarak yollara düşen bu insanlar gittikleri, gidebildikleri her yerde istenmeyen ötekidirler. Ne bulundukları yerde ne de dönecekleri yerde bir yurtları yoktur artık. İnsanca yaşayabilmek için sürekli göç etmek, birilerine sığınmak zorundadırlar. Ama hep ötekidirler, ötekileştirilir ve iyi karşılanmazlar.
Egemen dünya içinse bu kitlesel göçlerle ötekileştirdikleri insanların çok yakınlarında olması büyük bir tehdit olarak algılanır. Çünkü, sömürdükleri insanların çocukları göç yollarında bir yaşam umudu arıyor ve Batı’nın zenginliğinden nemalanmak istiyorlar. Katolik kraldan bu tarafa oluşan ulus çıkarları ve ulus zenginliğini başkası ile paylaşmama ilkesini, artık bu göçler tehdit ediyor. Bu sebepledir ki, gelenleri ötekileştiriyorlar. Zira, göçmenlerin yediklerine içtiklerine, işlerine ortak olduklarını düşünüyorlar.
Ulus çıkarlarının zedelendiği düşüncesiyle sığınmacılara düşmanca tavırlar takınan ırkçı bilinçle “bizden değil” bilinçaltı hortluyor, siyasete baskı yapılıyor. “Kovun bunları, sınıra duvar çekin, tel örgüler koyun, teknelerini batırın!” diyen bu zihniyet için, yerini yurdunu terk etmek zorunda kalmış, zavallı biçare insanların besledikleri kedi köpek kadar bile değeri yoktur.
Batı’ya göç yollarında ölen, öldürülen onbinlerce insanın hiç kıymeti yoktur ki sürekli olarak Akdeniz’de Ege’de, -nedense- hep göçmenlerin tekneleri batar ve yüzlerce gariban çaresiz göçmen, boğularak ölür.
Mesela, geçenlerde Yunan gemisinin bakışları arasında, 600 cana mal olan göçmen tekne faciası; şımarık, multi milyoner 5 zenginin denizaltı kazası kadar gündem olmadı, olamadı dünyamızda... 5 zenginin, 600 hatta milyonlarca fakirden önemli olduğu bir dünya bu!
Ötekileştirilen, yok sayılan insanların topluca ölümleri kimi niye ilgilendirsin ki! Hem ölmeseler, Avrupa sınırlarına dayanacaklardı. Yeter ki ülkelerine gelmesinler, beyaz elit insanları rahatsız etmesinler de ne olursa olsunlar. Kimsenin umurlarında değil. İnsanlık adına Batı'nın yaptığı budur.
Eşitlik, özgürlük ve adalet söylemleriyle dünyaya insanlık dersi veren ama Afrika'da yaptığı zulüm ve sömürüleriyle tarihinde koca bir leke olan Fransa; kendi vatandaşı olan Cezayir asıllı halkına insanlık dışı müdahaleleriyle sömürgeci, zalim kimliğinden vazgeçmediğini tekrar gösterdiği bu günlerde âdeta yandı, yıkıldı. 17 yaşında Cezayir asıllı ama Fransız vatandaşı olan gencin Fransız polisi tarafından öldürülmesine gösterilen tepkiler de yine şiddetle bastırıldı. Hakim medyanın, ırkçı devlet erkinin halkı yerli ve göçmen olarak ayrıştırıp, ırkçılığı körüklemesi; insanca, adil hak talebinde bulunanların görmezden gelinen istekleri, Fransa'ya kafa tutan, isyancı, talancı yağmacı gibi gösterilerek ötekileştirilmelerinin altında işleyen hep o malum sömürgeci Fransız bilinçaltıdır. Onun için, Cezayir'de 1 milyon insanı öldürenlerin torunları, bugün 17 yaşındaki bir gencin öldürülmesinde sorun göremiyor.
Fransız ırkçı bilinçaltı böyle işliyor ve gelecek seçimde ırkçılık kazanacak. Avrupa hızla bu bilinçaltına geri dönüyor. Eşitlik özgürlük adalet dedikleri sistem putlarını yemeye çoktan başladılar bile. Avrupa ötekileştikleri ile hesaplaşmak istiyor İslam düşmanlığı, ırkçılık her tarafta hortluyor. Hakimiyetlerinin ötekileştirdikleri tarafından alınmasından korkuyorlar. Her coğrafyada savaş tamtamları çalıyor. Ne adına kim çalıyor? Ötekileştirdikleri güçlendikçe bertaraf etmek için her türlü tuzağı kuruyorlar.
Batı, uzun soluklu projelerinde iki unsuru kullanıyor. Parası bol ve zamanı çok, tuzağı buna göre kuruyor. Bol parası olan Batı’ya bu nedenle göç durmayacaktır. Daha insancıl bir dünya için bol parası olan Batı’nın yerinde iş ve istihdam sağlaması, eşit ortaklar olarak diğer güçsüz devletlerle işbirliği yapmaları yönünde yapılan önerileri de Batı Devletleri dinlemiyor.
Ancak gelinen süreçte artık Afrika ülkeleri de eski sömürge ülkeleri olmayı reddedip Batıyla eşit ortak olarak iş görmek istiyor. Fransa Cumhurbaşkanı Emanuel Macron'un Afrika’da gittiği her ülkede protestolarla karşılanması,yeni sömürgecilik anlayışına karşı çıkan Kongo devlet başkanı Felix Tshisekedi’nin Fransa ve Batı'nın Afrika'ya karşı buyurgan tavrı terk etmesi gerektiğini söylediği, Macron’la yaptığı basın toplantısı konuşmasında:“Bize saygı duyarak, bizi gerçek ortaklar olarak görün ve öyle bakın. Bize eski sömürge günlerindeki gibi davranmayın.” demesi anlamlıdır ama Batı,bol parasıyla devletlere tuzak kurma ve entrika peşinde sömürgeciliğe devam ediyor. Bu böyle oldukça da göç Batı’nın temel sorunu olmaya devam edecek, mazlumlar da yollarda ölmeye devam edecektir.
NATO, Malatya'ya patriot yerleştiriyor
10.03.2026
Halkbank davasında ABD ile anlaşmaya varıldı
10.03.2026
İRAN VE BÖLGESEL TAHLİL SÜLEYMAN ARSLANTAŞ 22.02.2026
Özgür Olmak, İnsan Olmak MUHSİN GANİOĞLU 27.02.2026