İnsanlığın tarihi; kendini, dünyayı, evreni, dünya ötesini hakikat doğrultusunda bir anlam arayışıdır. Adem'e (as) kelimeleri öğreten Rabbimiz, hakikat arayışındaki insanlığa her dönem Peygamberleri aracılığıyla yol göstermiş ve fıtrat dini İslam üzere olmalarını istemiştir. İnsan ise her zaman sapıtmıştır. Pers, Roma, Hint, Çin gibi imparatorlukların zulmü altında ezilen dünyanın karanlığındaki insanlara, ümmi bir topluma, ümmi bir Peygamber aracılığıyla, hakikat arayışındakilere yol göstermek için son Peygamber ve son Kitap gönderilmiştir.
Peygamber veda hutbesinde; Allah’ın dinini, vahyini dosdoğru anlattığını sahabelere şahitlendirdi. Veda Haccında, Peygamber’in hutbesini dinleyen tüm Müslüman topluluk “Şahidiz ya Rasulullah!” diyorlardı. Peygamberden hemen sonra, daha naaşı defnedilmeden “yönetim kimde olacak!” tartışmasıyla başlayan ihtilaflı süreç tarihsel kırılmalarında başlangıcı olacaktır. Cahiliye dönemi kabile ittifakları ve ihtilafları tekrar gündeme gelecektir. Dönemin Arap kabile davranışlarını analiz etmeden Peygamber’den sonra gelişen tarihimizi anlayamayız ve ibret alamayız.
Mekke'de cahiliye döneminde yönetim Ümeyye oğulları ağırlıklıdır ve Haşim oğullarıyla rekabet halindedir.
Peygamberimizin Ümeyye oğullarından neden daha çok vali atadığının hikmeti de, Arap kabilelerinin itaat anlayışında aranmalıdır. İslam toplumunda ilk Emevi dönemi, yönetimin kimin elinde olacağı ihtilafıyla Şia ve harici unsurları oluşturmuştur. İlk Halife Hz. Ebu Bekir’in Kureyşli iktidar algısını reddeden ve vergi vermeyenlerin isyanı başlamıştır. Kureyş iktidarını reddedip isyan edenler; tevhidi, namazı ve İslamı bırakmış değillerdi. Tek itirazları Halifenin Kureyşten oluşunaydı. Ancak, İsyan çok sert bir şekilde bastırıldı. Hz. Ali’nin ilk 6 ay Hz.Ebu Bekir’e biat etmemesi, Hz. Fatıma ölünce gönderilen aracılar vasıtasıyla biat etse de, Peygamberin naaşı defnedilmeden oluşan bu oldu bitti, Ümeyye oğullarının büyük desteğiyle oluşan bu iktidar oluşumu, halen de üzerinde ittifak sağlanamayan mevzular olarak tartışılmaya devam etmektedir.
Hz. Ali'nin halifeliğini gündeme getirenler arasında Yemen kabilelerinin de desteği büyüktür. Yemen'liler, Ümeyye oğullarına karşı, müttefikleri olan Haşim oğulları tarafında olmuşlardır. Haşim oğullarıyla kabile ittifakı Peygamberin dedelerinin evlilik yoluyla oluşturdukları kabilevi ittifakın devamıdır. Yemen Araplarının İslamlaşması esnasında Peygamberin gönderdiği elçinin sözünü dinlemeyen, ama Peygamber Hz. Ali’yi gönderince topluca İslam’a geçtikleri bir tarihi vakıadır. Bu tarihsel durum Arap kabile mantığının nasıl işlediğinin ip uçlarını bize verir. Yemenli Araplar, bu şekilde Kureyş’in özelinde Ümeyye oğullarıyla olan tarihsel rekabeti ve ihtilafı nedeniyle toplu olarak Hz. Ali destekçisi olmuş ve erken dönemde halifeliğin Hz.Ali’nin hakkı olduğunu söylemişlerdir. Bu tarihsel kırılmalar yönetimin kimde olacağı ihtilâfını kabileler üzerinden devam ettirerek, ihtilaflara dini argüman sokulmasıyla vahiy ve hadisler tevile sokulmuştur.İlk dönem teviller; Halifenin Kureyşli olduğu hadisleri, Hz. Ali taraftarlarında da “Gadir-i Hum” olayı gibi, “Ali benim mevlam” ve Ehli Beyt hadislerinin kullanımıdır. Ehli Beyt’in kim olduğu ihtilafı erken dönemde başlayan ihtilaftır. Peygamber’in soyunun Hz.Ali’den değil Abbas’tan devam edeceği görüşü daha sonra Abbasiler tarafından işlenecek ve Şia'nın desteğiyle gelen Abbasîler, Şia’nın Ehlibeyt doktrinini redderek: “Peygamber soyu amcası Abbas’la devam edecektir, kızdan soy gelmez.” diyerek yeni bir durum ortaya koyup Şia'yla irtibatı koparacaktır.
Tarihsel kırılma Hz.Hüseyin’in şehadetiyle daha da derinleşmiştir. Kufe ehlinin Hz.Hüseyin’i davet edip arka çıkmamaları tevbekârlar gurubunu oluşturacak ve intikam için intihar saldırıları düzenlenecektir. Hz.Hüseyin’in katilleri fedai eylemlerle öldürülmeye çalışılacak ve bu durum, Hz. Hüseyin’in intikamı düşüncesiyle beraber, bir yas kültürünü oluşturacaktır.
Kim yönetecek sorusu; Muhtar Es-Sakafi’nin imamet, vesayet doktrinine dönüşecektir. “Yönetim insana bırakılamaz. İmam, vasi atar.” İmamet görüşüyle bereber oluşan durum, insan iradesine bırakılmadan Allah tarafından düzenlendiği görüşünü ortaya atmıştır. Yöneticinin şura ile olması görüşünün karşısında oluşmuş bir yeni durumdur. Kimin yöneteceği ihtilafı artık kendi düşüncesini sistemleştirmeye başlamıştır.
İran fethiyle başlayan kadim kültürle temas; Müslümanların, kadim kültürle İslami olanı cem etmesi halini oluşturmuştur.
Zerdüşt tabanlı batıni fikir dünyasıyla islami kabuller yeni bir inşa yapmıştır. Şia düşüncesinde oluşan doktriner tutumun kökeninde de bu cem olmuş kültürün uzantısı görülmektedir.
Emevi dönemi mayalanan bu kültürel durumun hızlanması, Emevilerin Arap siyaseti etkili olmuştur. Arap kabile anlayışıyla oluşan ve Ümeyye Oğullarıyla sistemleşen Kureyş imparatorluğu Arap olmayanlara “mevali” adıyla toplumsal statü vermiştir. Mevali Kureyş devlet yönetiminin hiç bir kademesinde yer alamaz ve yönetimsel olarak değil, sadece vergi ve savaş durumunda başvurulan toplumsal yığındır. Arap olmayanların dışlanmışlığı ve ezilmişliğinin tepkisi ilim sahibi olarak sisteme girebilme umudunu doğurmuş, erken dönem ilim tahsilâtı mevali arasında revaç bulmuştur.

Arap kabileler yönetime odaklanırken, kültürel havzası sanat ve ilim olan mevali yığınlar, yeni oluşum karşısında yönetimle rekabeti ilimde görmüştür. Abbasi dönemi bu ilmi durumun hasat dönemidir. Emevilerin Arap siyaseti muhalif olan Şia’nın mevaliler tarafından kabulüne ve Hz. Hüseyin’in şehadeti ve Arap siyasetiyle oluşan mazlumiyetlerini Şia'yı iktidara getirerek giderme yönünde teşvik etmiştir.
Emevilerin yıkılışı bu muhalefetin ürünüdür. Muhtar Es- Sakafi’nin oluşturduğu Şia dokrini mevali arasında muhalif bir söyleme dönüşmüştür. Ve Emevi Hanedanlığını yıkmıştır. Yerine gelen Abbasîlerle olan uyuşmazlık, Abbasilerin Şia’yı baskılama aracı olmuş ve Şia muhalefeti ikinci defa yeni doktrinlerle muhalefete devam etmiştir. Yönetimsel sorunların evrildiği nokta tevil ve tedvin çağını hızlandırmış, kendi görüşü doğrultusunda Vahyi tevil ve hadis tedvini başlamıştır. Şia ve Sünni olarak dokrinleşme tarihsel bir oluşumdur. Şafi ve Eşari Abbasî dönemi ihtilafları beyan doğrultusunda sistemleştirerek ilk adımı atmışlardır. İcma önemli bir hukuksal otorite haline gelmiştir. Mutezile akılcılığının Yunan felsefesinin yoğun tercümesiyle oluşturduğu yeni durum sorgulanmış, dini muhafaza adına sınırlar Şafii ve Eşari tarafınca çerçeveye alınmaya çalışılmıştır. İlk dönem Mutezili akılcılığı ve Yunan eserlerinin tercümesiyle oluşan çok çeşitli görüşler yine Abbasîler tarafından sınırlanmış, vazifelendirilen alimler grubuyla Sünni doktrin gelişmeye başlamıştır.
Büyük Selçuklu veziri Nizâmülmülk Sünni düşünceyi medrese kanalıyla tek öğreti olarak devletin dini haline getirecek ve bu tarihten sonra Sünni doktrin dışında olanlar sapık ve mezhepler de 4’le sınırlandırılacaktır.
Muhalif duruşu olan irfani ilim(tasavvuf), Gazali’yle bereber Sünni doktrine adapte olacak ve devletin desteğini alacaktır. Bütün bu oluşan din disiplinlerinin arkasında da o zamanki yönetim erki bulunmaktadır. Toplumu sistemli bir şekilde yönetmek için din devlete muhalif olmamalı ve devlet otoritesiyle ters düşmemelidir. Bundan sonra uygulama ve gelenek haline gelen Abbasilerle başlayan ve Büyük Selçuklu Devletiyle devam eden dinin devletin yönetiminde doktriner olarak bir tutkal olmasıdır. Devletin onaylamadığı düşünceler zındık veya sapık olacaktır. Bu arada Şia muhalefet düşüncesi de 12.İmam ile doktrinleşecektir.
Abbasilerin ilk dönemlerinde Halife Mehdi tarafından ciddi anlamda desteklenen Burhan ekolü; Aristoteles’in cedel ve mantık kitaplarının tercüme edilmesini isteyen Halife Mehdi, alimler kuruluna talimat vererek akli delillerle ispat ve cedel ile muhalif düşüncelerin yenilmesini istemiştir. Şia düşüncesinin muhalefetine cevap üretilmesi, aynı zamanda İran kültür havzasındaki, Mazdeki unsurların kendi düşüncelerini tebliğ amaçlı toplum içinde kitaplaştırarak dağıtmaları, Mazdeki kadim inanç sisteminin alem, doğa, insan, varoluş konularında görüş belirtmeleriyle oluşan İslam karşıtlığına, Yunan felsefi eserlerin tercümesiyle mantık çerçevesinde cevap verilmeye çalışılmıştır. Zındıklığın kitapla tebliğine karşılık verilmesi de mantık ve cedel ile olabileceğini, Müslüman toplumun dini düşüncelerini zındıklara karşı koruması gerektiği fikrinden yola çıkarak eserler üretilmiştir.
Kadim İran kültür havzası ve Zerdüştlük temel alınarak üretilen dini düşünceler irfani boyutu ifade eden ruhçuluktur. En uç noktası, evliliği yasaklayan bir ruh arınmasını ifade eder. Bu görüşün ağırlık kazandığı İslam öncesi Mazdeki inanç mensupları Pers imparatoru tarafından dağıtılmış ve nesil üretmeyen bir anlayışın tehlikesi nedeniyle Mazdeki toplumlara ağır baskılar uygulamıştır. İslam gelinceye kadar baskı altında kalan bu dinsel topluluklar İslam’dan sonra özgürlüğe kavuşunca toplum içine çıkmıştır. Kadim dinsel kültürler baskı altında gizli faaliyet ile inandıkları değerleri kitabi olarak muhafaza etmişlerdir.
Kadim kültür havzası, İslam’la cem olmuş ilimlerle sistemleşecektir. Beyan, burhan, irfan olarak tarihimizde ifadesini bulan ve günümüze kadar gelen kitaplaşma ve bilgiler toplamı kendi tarihindeki kırılmalar ve toplumsal yapılarla oluşan bir mirastır.
Bu mirasın ayıklanması bize kalmıştır. Tarihsel şartların oluşturduğu bilgileri Hak olarak görüp, ezber doğrular oluşturarak devamlı aynı şeyler üzerinden ilim üretmek, yaşadığımız tarihi ve çağı ıskalamaktır. Vahyin ne demek istediğinin tevilini, bu şekilde yakalayamayız. Öncelikle ön yargısız bir şekilde bize gelenlerin ayıklanması için çok yönlü bir eleştiri kültürünü şahıslar özelinde değil, sistem üzerinden yapmak zorundayız.
Beyan, burhan ve irfanla oluşan ilmi birikim, vahyin özellikle Mekki sureleri gözönüne alınarak, Müslüman şahsiyet oluşumunda yaşanan çağa göre yeniden ele alınmalıdır.
Öncelikli konu; kültürel ve siyasal olarak oluşan bilgileri, ön yargısız bir akılla ayıklayabilecek bir teslimiyetin oluşmasıdır. Mekki sürelerde oluşan bir imanî şahsiyetlerin oluşturulabilmesidir. Bu imanla oluşan akıl ve ilim ancak ön yargısız olarak yeni bir düşünce inşaa edebilir.
Bilgi inşa etmeden yeni bir şahsiyet ve toplum inşaa edemeyiz. Cesaretle bir şeyler söylemenin ve yazmanın iman ve teslimiyet bağından yoksun olmaması ancak bir bilgi inşası yaptırır. Akıl tam bir iman ve teslimiyete girmez ise bulanır ve içine düştüğü durumdan çıkamaz. Aklın mizanı iman ve teslimiyettir.
Bilal’in imanı...
Sümeyye’nin imanı...
Ancak bu iman ile oluşan ilim yeni bilgi inşa eder.
Bu da ilmi ve yaşantısı imanına ve teslimiyetine yakışan bir duruşta olanların yapacağı durumdur. Yeni bir dünya kurmak ve yeni bir bilgi inşası için çaba sarfetmek zorundayız.
İbret almamız, hikmet ve basiretimize bağlıdır. Hikmet ile aklı bütünleştirenler tarihten ibret alarak yaşadığı ve şahit olduğu çağa damga vuracak içtihatları yapar.
İslam hayattır, hitaptır. Yaşayanlara uyarıdır! Yaşayanları uyaran bir vahyi yeniden insana, topluma vermek için mücadele edecek beyan, burhan ve irfani öğretinin, tarihsel devingenliğinden hareketle çağın içinde yeniden beyan,burhan,ve irfan oluşturacak cesareti kendinde görebilmektir. Bu yeni bir epistomolojiyle mümkündür. Kendi tarihinin epistomolojisini oluşturamayanlar asla bir medeniyet inşaa edemezler.
Yaşam, toplum ve çağ dinamik, her an değişen bir gerçektir. Toptan bir mirası ret veya kabul değil, yaşadığımız çağda vahyin şahitliğini yapabilecek bir bilgi inşası için gayret göstermeliyiz.
Mehmet Şaşmaz
Paşinyan ve Putin'den gergin görüşme
04.04.2026
Geleneğin Önemi|Vahdettin İNCE
05.04.2026
YEMEN: YOKLUĞUN İÇİNDEKİ İZZET|UFUKCAN DEĞER
15.03.2026
İlber Ortaylı hayatını kaybetti
13.03.2026
Muharrem Coşkun'a 5816'dan soruşturma!
13.03.2026
Rachel Corrie'nin Yolunda Yürümek-III KADİR ÇİÇEK 10.04.2026
Arada Kalan Hamas ve Direnen İran DERVİŞ ARGUN 06.04.2026
Green Card Sevdalıları CYRANO DE BERGERAC 07.04.2026
Kişilik ve Söz Üzerine AYTEN DURMUŞ 06.04.2026
Teslimiyetin maskesi; mezhepçilik DERVİŞ ARGUN 16.03.2026
Rachel Corrie'nin Yolunda Yürümek-II KADİR ÇİÇEK 04.04.2026