metrika yandex
  • $44.73
  • 51.42
  • GA51500

Surelerin Mesajları: LEYL SURESİ - 9

OSMAN KAYAER
04.05.2026

Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla

1- Örttüğü zaman geceye, 2- göründüğü zaman gündüze, 3- erkeği ve dişiyi yaratana andolsun ki 4- sizin işiniz çeşit çeşittir. 5- Kim verir, korunur 6- ve en güzeli doğrularsa 7- ona en kolayı kolaylaştırırız. 8- Kim de cimrilik eder, kendini zengin görür, 9- en güzeli de yalanlarsa 10- ona da en zoru kolaylaştırırız. 11- Çukura düştüğü zaman, malı ona hiçbir fayda sağlamaz. 12- Doğru yola iletmek bize aittir. 13- Son da ilk de bizimdir. 14- Ben sizi alev saçan ateşe karşı uyardım. 15- Ona ancak şaki (azgın) olan girer. 16- O ki, yalanladı ve sırtını döndü. 17- En çok korunan ondan uzak tutulur. 18- O ki malını vererek arınır. 19- O, kimsenin nimetine karşılık olarak değil 20- yalnıza yüce Rabbinin rızası için verir. 21- Yakında kendisi de razı olacaktır.

 

Mekke’de Âlâ suresinden sonra indirilen surenin ilk ayeti geceye yemin ederek başladığı için “Leyl” suresi denmiştir. Bu sure ile başlayarak peşpeşe vahy edilen Fecr (tan yerinin yeni yeni ağırdığı vakit) ve Duha (güneşin iyice ortaya çıktığı vakit) sureleri adeta, İslam’ın insanı karanlıklardan aydınlığa çıkarışını mecazen anlatmaktadır.

Sure, karanlığı örttüğü zaman geceye, ortaya çıkıp göründüğü zaman gündüze yemin ederek başlamaktadır. Kur’an çevremizde cereyan eden en tabiî hadiseleri kullanarak insanları ikna etmeye çalışır. O’nun kullanımında, bu tabii olaylar, basit hadiseler olmaktan öte, Allah’ın iradesiyle meydana gelmiş, onun tek ilah oluşuna delalet eden ayetlerdir. Bunun fark edilmesi ise, insanların bu olaylar üzerinde tefekkür etmeleriyle mümkündür. Ancak bir uyarıcı olmaksızın insan, her gün karşılaştığı bu hadiseler üzerinde durmamakta, onların arkasındaki yaratıcı faili (Allah’ı) fark edememektedir.

Surede gece ve gündüze yöneltilen dikkat, daha sonra erkeği ve dişiyi yaratan Allah’a çekilmektedir. Zaten Kur’an’ın temel amacı, insanı Allah’a yöneltmek ve onun hidayetine tâbi olmasını sağlamaktır. İnsan eşyanın ve olayların arkasındaki ilahî iradenin sahibi Allah’ı fark etmeye başladığı andan itibaren dünya hayatının anlamını ve ondaki hikmeti kavrayacaktır. Bu ise, ahiret hayatı denilen ebedi hayatın, mükâfatlar içinde geçmesini sağlayacaktır.

Ancak insanların gayretleri çeşit çeşittir. Yani onların hepsi aynı istikamette hareket etmemekte bir kısmı iyiliği elde etmek için çalışırken, bir kısmı da kötülüğün peşinde koşmaktadır. Ayrıca insanlar, sahip oldukları dünyevi imkânlar bakımından da işlerinin çeşitliliği nedeniyle farklılık arz etmektedirler. Onların bir kısmı zengin, bir kısmı fakirdir. Bazıları da orta hallidir.

Bu nedenle İslam, insanın gayretini iyiliğe yöneltmesini tavsiye etmektedir. İnsan, iyi biri olabilmek için sahip olduklarından ihtiyaç sahiplerine vermeli, kötülükleri nedeniyle Allah’ın kendisini cezalandıracağından korkmalı ve Hz. Muhammed’in tebliğ etiği en güzel sözü (Kur’an-ı Kerim’i) doğrulamalıdır. İnsan kendisine gösterilen hidayete tâbi olduğu takdirde en kolay yolu tutmaya muvaffak edilecektir.

Yeri gelmişken şu iki hususu belirtmekte fayda var. Birincisi, âlemlerde Kur’an-ı Kerim’den daha güzel bir söz yoktur ve insanları ikna etmek bakımından ondan daha tesirli bir söz bulmak mümkün değildir. Bu nedenle insanları Allah’ın dinine davet etmek isteyenler, bunu mutlaka Kur’an-ı Kerim ile gerçekleştirmeye çalışmalıdırlar. İkincisi ise, İslam toplumuna ulaşmak için Kur’an’ın nüzulü süresince Muhammed (as) ve arkadaşlarının takip ettiği yoldan daha kolay bir yol bulunamaz. Çünkü onda tedricilik ve toplumsal hareketliliğin kanunlarına riayet vardır. Bu nedenle İslam, Hz. peygamberin hayatının sadece üçte birine bir devrim sığdırmıştır. Şöyle bir düşünün: Hz. Peygamber 63 sene yaşıyor. 40 yaşında risâlet ile görevlendiriliyor. Sadece 23 senede yoktan bir “İslam ümmeti” inşa ediyor. İşte bu, Allah’ın ona Kur’an-ı Kerim ile gösterdiği yolun en kolay yol olmasındandır.

Ayette en kolayın kolaylaştırılmasından kastedilen ise insanın cennete girmesidir. Çünkü insan için cennete girmekten daha zevkli bir şey olamaz. Cennet ile müjdelenen kişi, adeta aldığı karnede bir üst sınıfa geçtiği belirtilen çocuk gibi büyük bir sevinçle ona koşar.

Fakat gerek sahip olduğu şahsi özelliklerini ve ferdi kabiliyetlerini, gerekse emanetçisi olduğu mülkü, kendisine yoktan yaratan Allah vermişken, ona tenezzül etmeyerek infak etmeyip cimrilik eden ve yalanlayana ise insanın kendi kendisini ateşe atması anlamına gelen en güç şey kolaylaştırılacaktır. Böylece insan kendisine en güç gelen bir işi yapmak zorunda kalacağı bir sürece itilir ki, o bunun sonunda ateşe iletileceğini bile düşünemez. Bu nedenle en zor işi kolayca yaparak kendi kendisinin acı akıbetini hazırlamış olur. İçine girdiği bu sürecin sonunda cehennem çukurlarından birisine yuvarlandığı zaman, dünyada sahip olduğu mal ona hiçbir fayda sağlamayacaktır. Çünkü orada insana malının ve mülkünün fayda vermesi söz konusu değildir.

İnsanın doğru yola iletilmesi Allah’a aittir. İnsana düşen ise sadece onu istemesi ve ona yönelmesidir. Allah, insanı dünya hayatı boyunca sürekli koruyup kollamış ve onu hidayete ulaştıracak resuller göndermiştir.

Allah, insanı alev saçan bir ateşe karşı uyararak kendisine hidayeti ve dalaleti gösterdiği halde, insan şaki olarak cehenneme girmeyi tercih edebilmektedir. Hâlbuki yüz çevirdiği şey, Allah’ın rahmetinden dolayı üzerine aldığı lütuftur. Ancak o bu lütfu gereği gibi algılayamamış, üzerinde yeterince düşünmemiş ve sadece sahip olduğunu zannettiği dünyevi imkânlarından bir kısmını yitireceği endişesiyle hidayeti terk ederek dalaleti tercih etmiştir.

Dalaleti tercih ederek küfre ve şirke bulaşan insan, hidayete tabi olmak isteyene de engel olmaya çalışır. Bu nedenle Allah’tan korkarak kötülüklerden korunmak isteyeni de kendi zulmüne bulaştırmak suretiyle küfrüne ortak etmeye çalışır. Fakat korunanlar, ondan uzak tutulur. Bu uzak tutuş, dünyada başlayarak ahirette de devam eder. Allah, malını hiç kimseden karşılık beklemeksizin, sırf kendi rızasını kazanmak için vererek arınanı, ahirette de kâfirlerden uzakta, cennetlerde razı edecektir.

Bu ilahi kılavuzluktan sonra insana düşen, Allah’ın rızasını ve cenneti kazandıracak işlere yönelmesidir. Bu ise tasdik, takva ve infaktan ibarettir.

Tasdik etmek yani inanmak birilerinin zannettiği gibi akıl kullanılmadan yapılacak bir iş değildir. İslam’ın imanı Hristiyanlığın imanı gibi saçma da olsa inanacaksın biçiminde değildir. İslam’ın imanı akıl ve kalbin bir hususta mutabık kalarak doğruluğunu tasdik etmesidir. İşte böyle bir iman, müslümanı “mümin”lik makamına yükseltir ve bir ömür boyu uyum ve ahenk içerisinde mutlu ve huzurlu bir hayat sürme imkânı verir. Bu iman insanı gecenin karanlığından fecrin ışığına oradan da duhanın (kuşluk vakti) aydınlığına ulaştırır.

 

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş