metrika yandex
  • $32.1
  • 34.85
  • GA17500

Haberler / Yorum - Analiz

MODERNİZMİN GELENEK DÜŞMANLIĞI / Feyzullah AKDAĞ

07.09.2020

Modernizmin ıskartaya ayırdığı bir kavram oldu artık gelenek. Bize geleneği hatırlatacak her şeyi silmeye çalışıyor. Bu silme işlemini kâh medya ile kâh eğitim ile kâh savaşlarla yapıyor. Dünyada çatışma ve savaş alanlarının neredeyse hepsi kadim medeniyetlerin yaşadığı, genelde insanlığın özelde ise İslam Medeniyetinin bize miras bıraktığı eserlerle dolu olan coğrafyada yer alıyor. Sizce bu bir tesadüf mü? Elbette hayır.

Modernizm, kendini tek aşkın güç olarak ilan edip açıkça Allah’a karşı savaş açtığı tarihten beri bu planını ilmek ilmek işliyor. Biz müslümanlar ise bu sürece modernleşmek adına ses çıkarmıyor hatta gönüllü köleler gibi hizmet ediyoruz. Dürüst olalım artık “gelenek” kelimesini duyduğumuz ilk anda aklımıza olumsuz çağrışımlar gelmiyor mu? Ardından el öpme, düğün adetleri gibi sahnelerle sınırlandırılmış bir gelenek tasavvuru oluşuyor zihnimizde. Ardından aşağılayıcı bir üslupla “olsa da olur olmasa da olur” gibi düşüncelerle işimize devam ediyoruz. Modernizm, gelenek kavramını zihinlerimizde o denli sığ ve menfi hale getirdi ki geleneğin gerçekten ne olduğu ile ilgili derin düşünmeye bile ihtiyaç duymuyoruz. Basmakalıp birkaç düşünce ve sahneden öteye geçmeyen ritüeller topluluğu olarak bakıyoruz geleneğe.

Gelenek, aslında kapsadığı toplumun ruhudur, mayasıdır ve köküdür. Geleneğin toptan reddi ve imhası ruhsuzluk ve köksüzlükle eşdeğerdir. Mesela biz, Allah’ın varlığını, birliğini ve müslüman olduğumuzu okuma-yazmayı öğrenmeden, henüz çok küçükken gelenek vasıtasıyla öğreniriz. Buna benzer temel ruhi kodlar, bize gelenek vasıtasıyla aktarılıp bireyi hayata hazırlar. Modernizm, geleneği reddederek onun mensuplarını da geleneğinden bihaber yetiştiriyor. Bu sayede elde ettiği hamuruna istediği mayayı, muhteviyatı ve şekli vererek tam anlamıyla emrine amade insanlar pişirmiş oluyor fırınında.

 Modernizm, bir tarafta kadim şehirleri bombalarla yerle bir ederken tarihsiz, geleneksiz, köksüz şehirler inşa ediyor. Dubai bunun en çarpıcı örneği.  Gelenekten arındırılmış şehirlerde büyüyen çocuklara gelenekten gelen isimler de “eskidi artık bunlar” bahaneleriyle verilmiyor artık. Doğru dürüst kelime anlamı bile olmayan isimlerle hayata başlayan çocuk, modernizmin potansiyel kurbanı olarak büyüyor. Oysa isim çocuğa bir görev ve tasavvur verir. İsmine bakıp ceddini ya da önemli insanları hatırlayan çocuk, kendini motive edebilir. İsmi Muhammed olan bir çocuğun ismine baktığında alacağı mesajla sıradan bir ağacın ismine sahip olan bir çocuğun alacağı mesaj aynı olabilir mi?

 Maddiyatın artık her şey demek olduğu günümüzde anne ve babanın en büyük derdi para kazanmak. Beton bloklar içinde büyüyen evlatları, yakın akrabalarını dahi tanımadan büyüyor. Annesinden çok bakıcısını; babasından çok ekrandaki çizgi film karakterini gören çocuk fast-food hayat tarzının müptelası olarak büyüyor. Bayramdan bayrama gittiği nine ve dedesinin elini dahi zorla öperken yarım bıraktığı bilgisayar oyununa bir an evvel dönmek için saniyeleri sayıyor. Çocuk kendisine gelenek/kültür aktarımı konusunda kilit rol oynayan nine ve dedesini dahi zoraki ziyaret ediyor. Anne babanın çocukları için tek gündemi ise fiziksel hastalığı olmaması ve okul derslerinin iyi olması. Bu iki temel ölçütte problem yoksa her şey yolunda demektir. “Pazar günü de parka gittik mi tamamdır.” diyor ebeveyn. Peki, gerçekten her şey yolunda mı?

 Çocuk dışarıda betondan başka bir şey görmüyor. Geleneği andıracak her türlü yapı manipüle edilerek arka plana atılıyor ya da yok ediliyor. Anne babasını bir defa olsun namaz üzerinde görmüyor. Basit duaları bile hayatında duymayıp gece gündüz yabancı dil kurslarına gönderiliyor. Kendi isminden bile zerrece tarih kokusu gelmiyor. Bu çocuk büyüyünce kendisinden manevi değerlerimiz adına ne bekleyebiliriz ki?

 Hemen şuranın altını çizelim. Modernizm düşmanına karşı mücadele ederken çocuklarımızı tümden yabancı düşmanı ya da teknoloji düşmanı olarak yetiştirelim demiyorum. Bilakis çocuklarımız en güzel şekilde yabancı dil öğrenmeli; teknolojiyi en iyi şekilde kullanmayı bilmeli. Ancak bunlar araç olarak kullanılmalı. Bunlar evladımızın mayasında olmamalı. Bunu yapabilmek için öncelikle çocuklarımızın gelenek/kültür aktarımı sürecine girebileceği ortamlar oluşturmalıyız. Bunun en önemli şartı çocuğun yakın akrabalarıyla iletişim içinde olmasıdır. Anne babanın akrabayı sevmesi çocuğun da akrabaya karşı yumuşamasını ve onlara bağlanmasını sağlar. Ayrıca geniş aile içinde büyüyen çocuk, yaşıtı olan akraba çocuklarıyla ilişkilerinde aslında dış dünyadaki ilişkilere de hazırlanmış olur. Özgüven, girişimcilik, işbirliği ve mücadele kavramlarını ilk olarak akraba ortamında tadan çocuk güvenli bir sosyalizasyon sürecinden geçmiş olur.

 İnsan, köklerini tanıdığı ve yanında hissettiği zaman hayata daha sağlıklı bir şekilde tutunur. Psikolojik açıdan sağlıklı olur. Bu durum dolaylı olarak fizyolojik sağlığına da olumlu etki eder. Gitgide vahşileşen dünyaya karşı yanında köklerinin yani ailesinin olduğunu bilmek ona güven ve cesaret verir. Kendini yalnız hissetse bile ismine bakıp motive olabilir. Yalnız başına umutsuzca yürürken denk geldiği tarihi bir caminin şadırvanında soluklandığında atalarının mücadelesini hatırına getirip şevke gelebilir. Tüm bunlar için modernizmin zihnimize tümden olumsuz telkinlerle dayattığı ve sığlaştırdığı gelenek kavramına sahip çıkmak zorundayız. Eğer geleneğimizde problem varsa bu bizim iç meselemizdir ve bunu kendi iç dinamiklerimizle ıslah edebiliriz ve etmeliyiz.  Geleneğin tümden imhasını salık veren modernizme pabuç bırakmadan temiz ruh kodlarımıza sahip çıkmazsak köksüz bir neslin büyümesine sebep olacağımızı ve bunun tüm vebalinin bizim boynumuzda olacağını aklımızdan çıkarmayalım. Gelenek, geçmişten günümüze ve günümüzden geleceğe gidilecek yolun pusulasıdır. Modernizm, bu pusulayı özellikle sosyal medya silahıyla elimizden alarak kendi pusulasını elimize tutuşturuyor. Artık bu gidişatı görelim, uyanalım, reddedelim ve gerekeni yapalım.

Dua ile…

Yorum Ekle
Yorumlar (5)
Fatih Hoca | 10.09.2020 07:56
Slm, Geleneğin ne olduğunu ve ne olmadığını, özelde içinde yaşadığımız bu toplum, genelde de Müslüman halklar çok iyi biliyor. Sana tavsiyem aynı sitede yazı yazıyor olmana rağmen, bu konuyu en ince ayrıntısına kadar son yazısında işlemiş olan değerli üstad Atasoy Müftüoğlu\'nun \"https://www.hertaraf.com/koseyazisi-duygusal-manipulasyonlar-1740\" yazısından bi-haber olmandır. Boş vaktinde okumanı tavsiye eder, geleneksiz günler dilerim.
Yunus alp | 08.09.2020 19:23
Allah razı olsun Feyzullah hocam.
Fahrettin asyalı | 07.09.2020 14:11
Moder köleler haline gelen insanlar kölelik deyince hemen akıllarına tarihte insan pazarlarında satılan kölelik geliyor halbuki başını kumdan çıkarsa asıl köleligin bu çağda olduğunu görecek. Kalemine sağlık hocam
HÜSEYİN EKİNCİ | 07.09.2020 13:53
Ağzına sağlık hocam. Gerçekten geleneğini unutan kişi zamanla dini sorumluluğunu da unutuyor. Zaten bizim geleneğimiz dini vecibelerimizle bütünleşmiş değil mi. Allah bizi yolundan ayırmasın inşallah
Eşref AKDAĞ | 07.09.2020 13:31
Hocam yazınızda bir kısmına katılıyorum. Ancak yazının genel içerik ve marsajina katılmıyorum. Ben modernizmle savaşmanın yel değirmenleri ile savaşmak olduğuna inanıyorum. Benim anlayışıma göre gelenek GELEN+EK yani; öncekine olumlu anlamda yeni bir bakış,yeni anlam yüklemektir. Yoksa bir konuyu yüzyıllar boyunca noktası virgülüne dokunmadan yaşatmak olamaz. Zira geleklerimizde böyle bir örnekte yoktur zaten. Modernizm ise söz konusu gelenekleri olumlu anlamda güncellemektir bence. Zaten hiç bir modern iş işlem ve anlayış öncekinden tamamen kopuk ve bağımsız olamaz. Örneğin: Modern araba , modern bilgisayar, modern bina, modern eğitim sistemi vb gibi kavramlar bu kavramların inkarı değil olumlu anlamda güncellemesidir. Tehlikeli olan ise \" kabuğunu beğenmeme\" yaklaşımıdır ki buda modernlik değil inkarcılıktır. Saygılarımla...