metrika yandex
  • $43.89
  • 51.72
  • GA51965

Surelerin Mesajları: TEKVİR SURESİ - 7

OSMAN KAYAER
22.02.2026

Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla

1- Güneş dürüldüğü, 2- yıldızlar söndüğü, 3- dağlar yürütüldüğü, 4- doğurması yaklaşmış dişi develer başıboş bırakıldığı, 5- yabani hayvanlar bir araya toplandığı, 6- denizler kaynatıldığı, 7- canlar bedenlerle birleştirildiği, 8- kız çocuğuna sorulduğu 9- hangi günahı yüzünden öldürüldü? diye. 10- Amel defterlerinin açıldığı, 11- gök yerinden oynatıldığı, 12- cehennem alevlendirildiği 13- ve cennet yaklaştırıldığı zaman! 14- İnsan önceden ne hazırladığını görecektir. 15-Andolsun gece görünenlere, 16- gündüz gizlenenlere, 17- kararmaya başlayan geceye, 18- ağarmaya başlayan sabaha ki 19- o şerefli bir elçinin sözüdür. 20- Arşın sahibi katında değerli ve 21- emindir. Orada kendisine itaat edilir. 22- Arkadaşınız asla deli değildir. 23- Andolsun ki o, Cebrail’i apaçık ufukta görmüştür, 24- gayb hakkında söylediklerinden ötürü töhmet altında tutulamaz. 25- Bu Kur’an, kovulmuş Şeytanın sözü olamaz. 26- O halde nereye gidiyorsunuz? 27- O, âlemlere bir öğüttür. 28- Sizden doğru hareket etmek isteyenler için. 29- Âlemlerin Rabbi Allah, dilemedikçe siz bir şey dileyemezsiniz.

Sure, bir bütün olarak Mekkeli müşriklerin Kur’an hakkındaki yanlış zanlarını eleştirerek, onlara akıbetleri hakkında uyarıda bulunmaktadır.

Hz. Muhammed, Allah’tan vahiy aldığını ve insanların, yaptıklarının hesabını vermek üzere dirileceklerini, kendisine inanarak salih amel işleyenlerin cennet ile mükâfatlandırılacaklarını, inkâr ederek kötü amel işleyenlerin ise cehennemde cezalandırılacaklarını söylemektedir. Müşrikler ise, onunla alay etmekte ve onu ciddiye almamaktadırlar. Sure, onlara uyarıldıkları kıyametin dehşetini anlatmak üzere vahy edilmiştir.

Müşriklerin bir türlü inanmak istemedikleri kıyamet, öyle dehşetli bir şekilde cereyan edecektir ki, onların büyüklüğünden şüphe etmedikleri varlıklar bile yok olacaktır.

Kendisinden sürekli istifade ettikleri, adeta hayatlarının sebebi olan güneş dürülecek, ışığını ve ısısını kaybedecektir. Artık onları ışıtması ve ısıtması mümkün olmayacaktır. Hiç yok olmayacağını düşündükleri güneş bile Allah’ın iradesine boyun eğecektir.

Mekkelilerin çöl seyahatlerinde yol göstericileri durumunda olan ve burçlarına bakarak kehanette bulundukları yıldızlar bile kararıp dökülecektir. Tüm azameti ve büyüklüğü ile çöllerin dışında bulunan dağlar yürütülecek, yani parçalanacaktır. Vahşi hayvanlar, o günün dehşetiyle bir araya gelecekler ve olup bitenlerden kurtulmanın yollarını arayacaklardır. Mekkelilerin Yemen ve Çin diyarı ile ticaretlerini sağlayan denizler, o eski sakinliğini yitirecek ve insan, kendisinden faydalanmak şöyle dursun onun zararından kurtulmak için çaba harcayacaktır. Nasıl ki küçük bir gemiyle okyanusta fırtınaya kapılanlar canlarını kurtarmak için şaşkın bir vaziyette son gayretlerini gösterirlerse, kıyamette aynen öylece cereyan edecektir. Üstelik bu fırtınadan canlı olarak kurtulmak da yoktur, karaya çıkıp hayata devam etmekte.

Kıyamet öyle dehşetli ve büyük bir olaydır ki, herkes kendi canının derdine düşecek ve canından başka tüm sahip olduklarını terk edecektir. Mekkeliler için çok önemli bir sermaye olan develer on aylık gebe oldukları, yani yeni bir sermaye kazandıracakları zaman bile terkedilerek başıboş bırakılacak. Bugünkü şartlarda pahalı bir otomobil bizim için ne ifade ediyorsa, o günkü şartlarda Mekkeliler için deve (bir de yavrulayacaksa) aynı şeyi ifade etmektedir. İşte kıyamet öyle bir olaydır ki insan sahip olduğu en kıymetli eşyasını bile gözden çıkaracak kadar çaresiz kalacaktır.

Buraya kadar anlatılanlar, her nefsin ölümü tatması, Allah’tan başka her şeyin yok olması için cereyan edecek hadiselerdir. Bundan sonra ikinci perde açılacak, her nefis ruhu ve bedeni ile yeniden yaratılacak. Yani insanlar dirilecekler ve yapıp ettikleriyle buluşacaklardır. İnsanlar yaptıklarının yanlarına kar kalacağını ve unutulup gideceğini düşünmektedirler. Ama Allah, onların tüm yaptıklarını kaydetmektedir. Kıyamet günü de amellerinin kaydedildiği kitap herkesin boynuna asılacaktır.

Mekkeliler, o güne kadar insanlık tarihi boyunca hiç rastlanmayan çirkin ve vahşi bir suçu irtikâp etmektedirler. Bu suç, kendi çocuğunu diri diri toprağa gömmektir. Onlar, böyle bir zulme ve cehalete nasıl bulaşmışlar pek bilinmez, ama kuru bir şeref düşkünlüğü ve yoksulluk korkusuyla çocuklarını, hem de en sevimli çağlarında (5 ila 7 yaşlarında) öldürmeye başlamışlardır. Üstelik bu, onlar nezdinde utanılacak bir ayıp değil, övünülecek şerefli bir iş olarak algılanmaktadır.

Ama âlemin ve insanın yaratıcısı olan Allah, Mekkeli müşriklerin bu yaptıklarını yanlarına koymayacak, günahsız melek yüzlü kız çocuklarının hangi günahı yüzünden öldürüldüğünün hesabını soracaktır.

İnsan, ilahi hidayetten uzaklaştıktan sonra akla hayale gelmeyecek kötülükler yapabilmektedir. Çünkü onun rehberi, hevası ve şeytan olmuştur. Mekkeliler sadece kız çocuklarını öldürüyorlardı. Bu günkü müşrikler ise, çocuklarını daha doğmadan kız ve erkek ayrımı yapmadan kürtajla öldürmektedirler. Üstelik kalplerinde hiçbir üzüntü ve utanma duymamaktadırlar. Kendi çocuklarını daha karınlarındayken modern putçuluğun ürettiği teknolojiyle parçalayıp, kanını akıttıktan sonra hiçbir şey olmamış gibi cahili hayatlarına geri dönerek eğlence toplantılarına katılmakta ve sahte kahkahalar savurmaktadırlar. Ama biz eminiz ki Allah, işledikleri cinayetlerin hesabını onlardan da soracaktır. Hiçbir katil cezasız kalmayacak ve maktülün intikamı alınacaktır.

O gün dirilme gerçekleştiğinde herkesin amel defteri açılacak, gökyüzü sıyrılacak, Cehennem alevlendirilecektir. Cennet yaklaştırılacak, herkes getirdiği ile karşılaşacaktır. İyiler cennete, kötüler cehenneme girecektir.

Surede kıyametle ilgili olarak bu anlatılanlardan sonra yaşanan olaylara geri dönülür. Geri dönenlere ve gizlenenlere yemin edilerek zifiri karanlığa benzetilen Mekkelilerin toplumsal yapılarında, sabahın nefes almaya başlaması gibi, Muhammed’in (as) çağrısıyla aydınlığa doğru gidildiği müjdelenir. Gerçekten de risâletin bu ilk yıllarında Muhammed’in (as) çağrısı sabahın ilk ışığı gibi toplumu aydınlatmaya başlamış ve toplumu karanlığa boğan şirkin kötülükleri sezilir olmuştur. Az sayıda da olsa selim kalp ve selim akıl sahipleri toplumsal kirlenmeyi fark etmiş, aydınlığın kaynağı olan ilahi ışığın Hz. Muhammed’de (as) tecelli ettiğini görmeye başlamış ve onun risaletine tabi olmayı kabul etmişlerdir.

Fakat henüz Mekkelilerin önemli bir kısmı Muhammed’in (as) çağrısını gereği gibi algılayamamakta, bu yüzden onun Allah’tan vahy edildiğini söylediği Kur’an’ın kendisine şeytanlar tarafından verildiğini iddia etmektedirler. Onların zihninde Allah, tanrıların en büyüğü, yaratıcı, rızık verici olduğu için böyle şeylerden münezzehtir. Tıpkı İblis’in Allah’ın izzet ve şerefine yemin ederek Âdem’in itaate layık olmadığını düşünmesi gibi, onlar da Allah’ın izzet ve şerefini teslim etmelerine rağmen Muhammed’i (as), vahy edilmeye değer görmediklerinden ona inanmaya yanaşmamaktadırlar.

Bugün kendilerine “deist” diyen bizim ise “dinsiz” diye isimlendirebileceğimiz kişiler de benzer bir söz söylüyorlar. Evet tanrı var ama peygamber ve din göndermemiştir. Bugünküler hakkında sözü uzatmadan tek bir şey söyleyerek surede anlatılanlara geri dönelim. Eğer sizin tanrı dediğiniz yaratıp sonra da kendi haline bırakan biriyse ondan tanrı olmaz.

Onların bu iddialarına surede şöyle cevap verilir: Hz. Muhammed iddia edildiği gibi cinlenmiş birisi değildir, bilakis itimada layık güvenilir bir elçidir. Kur’an’ı Hz. Muhammed’e getiren Cibril de güçlüdür ve arşın sahibi Allah katında değerli birisidir; melekler arasında ise kendisine itaat edilir. Hz. Muhammed (as) de onu apaçık ufukta görmüştür. Hz. Muhammed diğer resuller gibi çeşitli şekillerde Allah’tan vahiy almıştır. Bunlardan birisi de bizzat Cebrail’i asli suretinde görerek ondan Allah’ın mesajını almıştır. Resuller Allah’ın dilemesiyle normal şartlarda görünmesi mümkün olmayan varlıkları da görebilmektedirler. Bu, Allah için zor bir iş değildir. Bu nedenle Hz. Muhammed, gayb hakkında söylediklerinden ötürü suçlanamaz çünkü o bunları kendiliğinden uydurmuş değil, bilakis âlemlerin Rabbi Allah’tan almıştır. Kur’an, müşriklerin iddia ettikleri gibi kovulmuş Şeytan’ın sözü değildir. Zaten Şeytan’ın böyle sözler söylemeye gücü yetmez. Çünkü Kur’an’ın öyle eşsiz bir belagati vardır ki, Allah dışında hiçbir varlık ona ulaşamaz. Yani onun ilahi olduğu, biraz olsun düşünenler için apaçıktır.

Kur’an bütün âlemler için öğüttür. Fakat ondan ancak doğru hareket etmek isteyenler öğüt alabilirler. Onun dışındakilerin Kur’an’dan öğüt almaları mümkün değildir. Zaten âlemlerin Rabbi Allah dilemedikçe kimse bir şey dileyemez. Her şey onun yaratmasıyla olduğu için, âlemlerde olan tüm işler neticede ona döndürülür.

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş