metrika yandex

Haberler / Söyleşi

KOMÜNİZME KAFA TUTMUŞ ADAM: MEHMET ÖZGÜR /Osman KAYAER

31.01.2021

KOMÜNİZME

KAFA TUTMUŞ

ADAM

ile söyleşi

......................

MEHMET ÖZGÜR KİMDİR?

1943 yılında Bulgaristan’da Turpçular köyünde doğdu.  İlk ve orta tahsilini köyünde, Lise tahsilini Kurtpınar ilçesinde, Yüksek Öğretmen Okulunu Burgaz’da tamamladı. Askerliğini Kızılağaç’da (Elhovo) yaptıktan sonra 1963 yılında köyüne döndü. 1967/68 eğitim yılında köyde öğretmenliğe başladı. Komünist idarenin yürüttüğü baskı ve zulme karşı Türklerin örgütlenmesinde aktif görev aldı. Komünizme karşı ayaklanmaları başlatanlar arasında yer aldı.Karısı gözleri önünde öldürüldü. Tutuklandı ve Varna Cezaevinde hapis edildi.

10 Kasım 1989 yılında Bulgaristan’da Komünizm çöküp Todor Jivkov görevden alınınca ilan edilen genel aftan faydalandırıldı ve tahliye edildi.

Aynı yıl arkadaşlarının ısrarı üzerine Türkiye’ye  göç etti ve Pursaklar’a yerleşti. Çifte vatandaşlık sayesinde gidip geldiği Bulgaristan’da 04 Ocak 1990 yılında Varna’da “Hak ve Özgürlükler Partisi”nin kurucuları arasında yer aldı. 

Ankarada düzenlenen eğitim kurslarına katıldı ve öğretmenlik mesleğine tekrar başladı. Öğretmenliği sırasında Ankara Gazi Üniversitesi’nde açılan 2+2 denklik tamamlama kurslarına katıldı ve Gazi Eğitim Fakültesinden mezun oldu. Satı Öztürk İlköğretim Okulunda öğretmenlik yaparken (22’si Bulgaristan’da olmak üzere toplam 39 yıl yaptığı öğretmenlikten) emekli oldu. Hanımının öldürülmesinden sonra bir daha hiç evlenmeyen Mehmet Özgür, iki çocuğu ile birlikte halen Pursaklar’da ikamet etmektedir.

.

Osman KAYAER-Hertaraf Haber

.............

Mehmet abi, Bulgaristan’daki Türklerin kökeni ve oraya yerleşme tarihi ile ilgili olarak bize biraz bilgi verebilirmisiniz?

Balkanlar Osmanlı yurdudur ve kuzey sınırı Tuna nehridir. Osmanlı Devletinin balkanları fethi ile birlikte iç Anadolu’dan özellikle, Konya ve Karaman bölgelerinden buraya göçler başlar. En çok Türk nüfus Bulgaristan’a yerleşir. Aslında kökeni Oğuz Türkü olan Bulgar nüfusu da daha batıya giderek Slavlarla karışır ve Hristiyanlaşır.

Bizim aile 1720 yılarında Konya Çumra bölgesinden Bulgaristan’ın Dobruca bölgesi, Hacıoğlu Pazarcık (Dobriç) ili, Kurtpınar (Tervel) ilçesi, Turpçular (Orlâk) köyüne yerleşir. Bölge ormanlık, iç kısımları geniş yaylalar ve her çeşit otlarla kaplı, hayvan bakıcılığına elverişlidir. Atalarımız bu yüzden bu bölgeye yerleşmiş ve yurt edinmiştir.

Mehmet abi, senin eğitim aldığın yıllarda Türklerin kendi dinlerini ve dillerini öğrenme konusunda durumları nasıldı? Mesala, Kur’an öğrenmek isteyenler öğrenebiliyorlarmıydı?

Ben, 1943 doğumluyum. Aynı yıllarda Balkanlarda Rus-Bolşevik işgali başlamış. Önce Romanya, ardından 1944 yılında Bulgaristan işgal edilmiş. Monarşi yıkılmış, Komünizm dönemi başlamış. 1946 yılında “Bulgaristan Halk Cumhuriyeti” kurulmuş ve Moskova’da bulunan Georgi Dimitrov devletin başına getirilmiş. Hemen ardından yani 1948’de toprak reformu başlatılmış ve kooperatifleşme yöntemi ile ortak mülkiyete dönüştürülmüştür. Malını mülkünü vermek istemeyenlerin bazıları ceza evlerine, bazıları da Muhtarlık avlusundaki buz saklama kuyularına kapatılmışlar. Bulgaristan devletinin kurulmasından sonra 820 hanelik köyümüze yerleştirilen Bulgarlar yeni rejim hoşlarına gitmediği için köyümüzü terk etmişler.

Ben, 1950-51 eğitim yılında İlkokul birinci sınıfa başladım. Osmanlı ile yapılan antlaşmalar sayesinde derslerimizin tamamı Türkçeydi ve din dersi de vardı. Birinci sınıfta iken okula “Elif-Ba” kitabı ile giderdim. İkinci sınıfa kadar din dersi okuduk, ama sonra eğitim de reform yapıldı. 1951-52 yılında din dersleri müfredattan kaldırıldı. O yıla kadar birçok gencimiz hatim etmişlerdi. Din kitaplarımız Razgrat Matbaa baskısıydı.

1956-57 kılık-kıyafet reformu, şalvar yerine fistan, erkeklere ise pantolon ve ceket getirildi. Türkçe okullar kapatıldı, haftada iki saat Türkçe dersi bırakıldı ve 1974 yılında ise tamamen kaldırıldı. Türkçe konuşmak sokaklarda ve kamu yerlerinde yasaklandı.

Bulgar hükümeti işi isimleri değiştirmeye vardırıp Türkleri açık açık asimile etmeye kalkmadan önce Türkler ile Bulgarlar arasındaki ilişkiler nasıldı?

Türklerin asimilasyonu öncesi Türkler ve Bulgarlar kardeşçe bir arada yaşıyordu. Örf ve adetlerimizi birlikte yapıyorduk. Mesela; Ramazan ve Kurban bayramı hazırlıklarını hep beraber yapardık. Bulgar çocukları bizimle şeker toplamaya gelir, birlikte oyun oynardık, Kurban bayramı da aynı şekilde olurdu. Salıncakta sallanır hep birlikte oyunlar oynardık. Bulgarların paskalyasında ise yumurtaları kırmızıya  beraber boyardık, beraber oynardık.

Komünizmden sonra Türklerin yüzü hiç gülmemiş anlaşılan, bize biraz komünizm döneminden bahsedermisiniz?

Maalesef Komünizm rejimi ve sonrası ”Soya Dönüş” (Bulgarlaştırma) adı altında asimilasyon başladı. Asker ve polis, Türk köylerine anî baskınlar yapar ve Türk evlerine girerlerdi. Ellerinden Türk kimliklerini alır, Bulgar kimlikleri verirlerdi. “Bugünden sonra Bulgar’sınız” denirdi. Direnenler farklı cezaevlerine ve Belene ölüm kampına götürülürdü. Öldürülenler Tuna nehrine atılırdı. Pekçok kişi evlerinde tüfek dipçiği ve asker çizmesi ile ezilerek öldürüldü. Zeyniş Ablanın öldürülmesine bizzat şahit oldu. Bacımız Zeyniş abla sırf ayağında şalvar olduğu için pekmez tavası başında tüfek dipçiği ve polisin botu altında ezilerek öldürüldü.

İnsanca bir hayat, refah ve hürriyet propagandaları ile gelen Komünizm, vahşi bir despotluk kurdu. Komünist partinin zulümleri yüzünden Türkler ve Bulgarlar birbirine düşman oldu. “Osmanlı bize böyle yapmış, biz de intikam alıyoruz” diyorlardı. Çocuklarını uyutmak için “kapat gözlerini, Türkler geliyor yoksa seni keserler” derlerdi.

Sizin mücadelenizin komünizmin yıkılışında ne kadar etkisi oldu?

Uygulanan baskı ve zulme karşı gizli “Türk Hareketleri” kuruldu. 1989 yılı 24 Mayısta Türk-Müslüman ayaklanmaları başladı. 30 Mayıs 1989’a kadar süren ayaklanmalar sonucu Türkler ellerini işten çekti, hasat tarlalarda kaldı, çiftliklerde bakımsız bırakılan küçük ve büyükbaş hayvanların çoğu telef oldu. Türkler farklı ülkelere sürgün edilmeye başlandı. 29 Mayıs 1989 da Todor Jivkov televizyona çıktı “Türkiye sınırlarını açsın, Türkleri göndereyim” dedi. Bu sözler üzere Türkiye Başbaşkanı Sayın Turgut Özal sınırları açtı. 02 Haziran 1989’da Bulgarlar TürkleriTürkiye sınırına yığdı, geçişler başladı. 23 Ağustos 1989‘a kadar 346 bin kişi Türkiye’ye göçe zorlandı. Boş kalan evler, Bulgarlar tarafından yağmalandı. Ekonomi bir anda çöktü. 10 Kasım 1989 Todor Jivkov’un 36 yıllık saltanatı sona erdi. Arkasından Berlin Duvarı yıkıldı, Romanya devlet başkanı Çavuşesku ve eşi Elena kurşuna dizildi. Ve 1991’de Sovyetler Birliğinin çökmesiyle Komünizm ideolojisi sona erdi.

Sözün özü şudur. Ben Komünizm ile birlikte doğdum, onun içinde yetiştim, olgunlaştım. “Eşitlik, Özgürlük ve Kardeşlik” edebiyatı ile gelen komünizmin, insanı hiçe sayan bir sistem olduğunu ve çürüyüp gittiğini gördüm. Buna bizzat şahit oldum.1944’te büyük vaatler ile gelen Komünizm, yaşıt olmamıza rağmen “Benden önce ölüp gitti.” Şimdiden sonra Cenab-ı Allah, kimsenin başına böyle bir musibet vermesin! Amin...

Türklerin zorunlu göçünden sonra Bulgaristan’da ne gibi değişiklikler oldu? HÖH (Hak ve Özgürlükler Hareketi) nasıl kuruldu?

Bulgaristan’da Komünist rejim çöktü, Todor Jivkov 10 Kasım 1989’da tahtan indirildi. Yerine Demokrasi rejimi geldi, seçimler yapıldı. İlk Cumhurbaşkanı Jelyo Jelev seçildi. O da komünizm karşıtı biriydi, 2 yıl cezaevinde kalmıştı. Tüm siyasi tutuklular serbest bırakıldı. Serbest bırakılanların birçoğu Komünizm döneminde illegal Türk teşkilatlarının başı olan liderlerdi.

04 Ocak 1990 yılında Varna şehri Vızrajdane mahallesindeki Emin Hamdi’nin dairesinde toplandık. 33 arkadaş bir araya geldik “Hak ve Özgürlük Partisi”ni kurduk. Partinin asıl adı “Bulgaristan Türk-Müslüman Ulusal Hak ve Özgürlük Hareketi” idi. Tüzük ve çalışma programları kabul edildi. Yönetim kademesi ve bölge sorumluları seçildi.

Parti Başkanı Ahmet Doğan, yardımcısı, Halim Pasacov, yönetim üyeleri, Hasan Belkov, Yenel Provadılı. Bölge sorumluları; Deliorman-Dobruca Mehmet Ömer (Özgür), Kuzey Bulgaristan Necmeddin Hasan (Hak), Güney Bulgaristan Naim Ünal, Kırcaali İsmail İsmail oldu.

10 Ocak 1990’da Sofya Banyo Başı Camii’nde de toplandık. Paşmaklı Adem Topal ezan okudu, namazlar kılındı, dualar okundu. Partinin tüzük ve çalışma programı Yüksek Mahkemeye teslim edildi ve kısa zamanda tescillendi ve tüm Dünya’ya ilan edildi.

Herkes bölgelerine gitti ve çalışmalara hız verildi.Yerel Türk teşkilatları kuruldu, kısa zaman içerisinde 120 bin üyemiz oldu. Türk-Müslüman Ulusal Hak ve Özgürlük Partisi 26 Mart 1990’da yapılan seçimlerde 21 milletvekilliği kazandı ve hükümet ortağı oldu. Daha sonra partinin adı “Hak ve Özgürlük Partisi” olarak değiştirildi. Diğer seçimlerde, 28, 34 ve 37 milletvekili ile 29 Belediye Başkanlığı kazandı. Gasp edilen birçok haklarımız geri alındı.

Zamanla Partinin içerisine Bulgar vekilleri girdi. Düzen bozuldu. Türkler arasında hırs ve nifak baş gösterdi. Türkleri bir arada tutan Hak ve Özgürlükler Partisi’nin karşısına 8 Türk Partisi daha çıkarıldı. Parti yıprandı ve milletin gözünden düştü. Ayrıca üzülerek söylemek isterim ki, onursal Başkan Ahmet Doğan, Türkiye’ye karşı yakışıksız sözler sarf etti Bu yüzden kendisine Türkiye’ye girme yasağı getirildi.

Mehmet Abi, Pursaklar Belediyesi’nin yayınladığı kitabınızdan bahsedelim biraz da. Onda neden bahsediyorsunuz. Okuyanlardan ne tür değerlendirmeler geldi kısaca bahis edermisiniz?

Bu konuda öncelikle kitabın basılmasına önayak olduğun için sana (ki o zaman başkan yardımcısı idin) dönemin başkanı Selçuk Çetin’e ve kurum olarak Pursaklar Belediyesi’ne teşekkür ederim.

“Turpcular Bir köyün Anatomisi” kitabımın basımı ile Osmanlının yani Evladı Fatihanının yakın tarihte yaşadıklarını ölümsüzleştirmiş olduk. Müslüman Türk topluluklarının anavatandan ayrı kaldıklarında yaşadıkları sadece hatıralarda değil yazılı kitaplarda yaşatılmış oldu. Kitabı okuyan herkes kendisinden koparılmış bir parçayı buldu.

Mehmet abi, yeni bir kitap çalışmanın olduğunu biliyoruz. Hangi aşamada kısaca bilgi verebilirmiziniz?

İkinci kitabımın adı “Mehmet Özgür’ün Hatıraları”dır, baskıya da hazırdır. (Pandemi döneminden dolayı beklemededir).

Kitapta kendi Hayatımı anlattım hatıralarımı yazdım. Umarım okuyucular, kendilerinden bir parça bulurlar.

Ayrıca çeşitli konularda makaleler yazıyorum. Yazılarım, Türkiye’deki sivil derneklerin dergilerinde, Sofya’daki“Kaynak” dergisinde ve Türklerin Sesi “Kırcaali Haber Gazetesi’nde” yayınlanmaktadı. Çoğunun konusu Balkan Müslüman Türkleridir. Onların geçmişte ve günümüzde yaşadıkları problemler ve sıkıntılar ile ilgilidir.

Mehmet abi, bize vakit ayırdığın ve bilgilendirdiğin için çok teşekkür ederim. Kendi adıma çok istifade ettiğimi söyleyebilirim. Umarım okuyucularımız da bu mülakatı çok beğenecektir.

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş