metrika yandex

Özgürleştirmeyen Eğitim Köleleştirir

13.01.2020
İbrahim GEZER

Bir devlet, iyi niyetle bile olsa kendi insanlarını, kullanabileceği birer uysal alet haline dönüştürmek için cüceleştiriyorsa, bilmelidir ki küçük adamlarla hiçbir büyük iş başarılamaz. J. S. Mill.

Günümüzde eğitim, daha çok teknik ağırlıklı hale gelmiştir. İnsanlara bir şeyin niçin yapıldığını öğretmekten çok, nasıl yapılacağı öğretilmeye çalışılmaktadır. Bu yönüyle teknikleştirme, birey ve toplumları kimliksizleştirmenin önemli bir aracına dönüşmüştür. İkbal’in ifadesiyle ise, “kitleleri savaşmadan öldürmenin en etkili aracına”...

Öğrencilerin erken yaşlarda katı bir şekilde belli mesleklere yönlendirildiği uygulamalar dünyada hızla terk edilmektedir. Bunun yerine öğrenciler akademik liselerde çok yönlü ve çok boyutlu bir eğitim programına tabi tutulmakta ve ayrıca seçmeli derslerle birçok mesleğin temelleri öğretilmektedir.

Dünyanın birçok ülkesi, günümüzde işgücü gereksiniminin beden ve kol gücünden beyin gücüne kaydığını dikkate alarak, meslek eğitimini ortaöğretim düzeyinden ön lisans ya da lisans düzeyine kaydırmıştır. Sözgelimi ABD, İngiltere, İrlanda gibi birçok ülkede orta öğretim sisteminde meslek lisesi bulunmamakta ve lise öncesi yönlendirme yapılmamaktadır.

Ülkemizde yapılan araştırmalar iş sektörünün meslek eğitiminde sorunlu gördükleri alanların, özellikle sosyal ve iletişim becerisi, ekip halinde çalışma yeteneği, inisiyatif kullanma, sürekli gelişim bilinci, yabancı dil, temel beceriler, yönetim becerileri, bilişim teknolojileri becerileri, ticaret ve satış becerisi vb alanlar olduğunu ortaya koymaktadır. Açıktır ki tüm bu beceriler, zihinsel gelişim ve akademik eğitimle ilgilidir.

Bir eğitim sisteminin öncelikli amacı, işgücü yetiştirmek değil, sadece ve sadece insanı özgürleştirmek, zihinsel, duygusal, bedensel ve entelektüel yönden geliştirmek, kendini keşfetme yolunda ona olabildiğince çok seçenek ve imkân sunmak olmalıdır. Bu ise ancak iyi planlanmış bir akademik eğitimle sağlanabilecek özelliklerdir. Bu yüzden, çocuklara ve gençlere verilen eğitimin içeriğini iş dünyasının talepleri odaklı belirlemekten vazgeçilmelidir.

Yetenek ve potansiyelini keşfetmesine fırsat verilmeden daha çocuk yaşta hiçbir bedel ödemeye yanaşmayan iş dünyasının talep ve istekleri doğrultusunda talime (eğitime değil) tabi tutulan çocukların hali, boyu uzamasın diye sürekli budanan Japon bonzai ağaçlarının durumuna benzemektedir. Bu yüzdendir ki bu coğrafya, maalesef, daha tam olarak doğmadan ölmeye başlayan insanlar coğrafyasıdır.

Uzun süre uygulanması halinde, uygulandığı her yerde bir tür kast sisteminin doğmasına ve efendi-köle ilişkisinin gelişmesine yol açan feodalite kalıntısı bu yaklaşım eğitimde bir sapmadır ve bir an önce terk edilmelidir. “Meslek Lisesi meselesi, memleket meselesidir” tartışmalarına bir de bu gözle bakılmalıdır.

Dünyanın hiçbir yerinde iş dünyası bizde olduğu kadar devlete, adeta, “adrese teslim” işgücü siparişinde bulunamaz. Bunun yerine işçi eğitimi için eğitim merkezi kurar, kaynak ayırır ve ihtiyaç duyduğu iş gücünü kendisi yetiştirir.

Zorluk, mesleki eğitimde değil, akademik eğitimdedir

İdeolojik saplantılardan vazgeçip samimi niyetlerle istenmesi halinde Türkiye’de iyi meslek elemanı yetiştirmek hiç de zor değildir, hatta çok kolaydır. Bu işin yöntemleri bilinmektedir ve altyapısı önemli oranda hazırdır. Fakat akademik yeterliğe sahip, iletişim becerisi ve sosyal zekâ açısından gelişmiş insanlar yetiştirmek; yaşam biçimi açısından göçebelikten, iletişim biçimi açısından sözellikten, toplumsal yapı bakımından ise kolektivizmden gelen bir toplumsal yapı için hiç de kolay değildir, dahası gerçekten zordur.

Kısacası, insan kaynağımızı geliştirmek, dijital çağa uyum sağlamak ve katma değeri yüksek üretime geçmek istiyorsak, akademik eğitim üzerine kafa yormak, günümüz Türkiye’si için çok daha önemli ve önceliklidir.

Bunun başarılması ülkemizin, sosyal, kültürel, ekonomik ve siyasal açıdan gelişimini hızlandıracaktır. Zihinsel dönüşüm hızlanacak, girişimcilik kültürü gelişecek ve sanayi altyapısı güçlenecektir. Süreçte elbette ki meslek elemanına olan ihtiyaç da artacak ve buna bağlı olarak meslek eğitimi alan öğrencilerin sayısı artırılacaktır.

Bir eğitim projesi özgürleştirmiyorsa köleleştiriyordur

Kültürel birikim, entelektüel altyapı ve analitik düşünme yeteneği üzerine oturmayan bir mesleki ve teknik eğitim, süreç içinde, bir buhar motorunun ya da bir jeneratörün nasıl çalıştığını bilen fakat yerel, ulusal ve küresel gelişmeleri takip edemeyen, çağdaş kavram ve olgular hakkında hemen hiçbir fikri olmayan nesillerin yetişmesine yol açacaktır. Böyle bir neslin ülkeyi ileriye taşıyamayacağı açıktır. Bu nesil, olsa olsa, ülkenin ve ülke insanının kolay yönetilmesinin ve istenildiği zaman manipüle edilmesinin bir aracı olabilir.

Bu tarz bir eğitim, körleştirici bir eğitimdir. Böyle bir anlayışın sonucu olarak; ülkemiz maalesef sanat tarihi okumadan sanatçı, bilim tarihi okumadan bilim insanı, düşünce tarihi okumadan düşünür, eğitim tarihi okumadan eğitimci ve siyaset tarihi okumadan siyasetçi olunan ve sorunlarını ise el yordamıyla çözmeye çalışan bir ülkeye dönüşmüş durumdadır.

Meslek eğitimi, milli eğitimin bünyesinden çıkarılmalıdır

Türkiye, gerçekten dijital çağa geçiş yapmak, orta düzey sanayi, orta kalite eğitim ve orta düzey demokrasi olmaktan kurtulmak istiyorsa bir an önce ülkedeki bütün liseler akademik liselere dönüştürülmeli ve orta öğretim düzeyindeki meslek eğitimi milli eğitimin bünyesinden çıkarılmalıdır. Milli eğitim sistemi, tüm enerjisini çocuklarımızın ve gençlerimizin bedensel, zihinsel, duygusal ve entelektüel gelişimine hasretmelidir.

Meslek eğitimi ise ilgili işadamları, sektör temsilcileri, dernekler, odalar, sendikalar ve bakanlıklara devredilmelidir. Söz gelimi endüstri meslek liseleri sanayi bakanlığına ya da TOBB gibi ilgili kuruluşlara, tarım eğitimi tarım bakanlığına, sağlık eğitimi sağlık bakanlığına, imam-hatip eğitimi diyanet işleri başkanlığına, güzel sanatlar kültür bakanlığına, spor eğitimi spor bakanlığına ya da bu alanların ilgili kuruluşlarına devredilmelidir.

İlgili bütün bakanlıklar bünyelerinde mesleki eğitim birimleri oluşturarak ve ilgili diğer kuruluşlarını da sürece katarak, alanın insan kaynağını ve eğitimini planlamalıdır. Zira herhangi bir alanda nasıl bir meslek eğitimi verileceğini en iyi ilgili kuruluşlar bilecektir. Özel sektör, sivil toplum kuruluşları, üniversiteler, yerel yönetimler ve bakanlıkların taşra teşkilatları da sürece dâhil edilerek istedikleri vasıfta meslek elemanı yetiştirmenin altyapısı oluşturulmalıdır.

Ayrıca bu öğretim kurumları diploma değil, sertifika veren mesleki eğitim merkezleri olarak yapılandırılmalıdır. Diploma sadece akademik eğitimin sonunda alınan bir belge olmalıdır. Birkaç istisna hariç iyi planlanmış, gereksiz içerikten arındırılmış ve uygulamaya ağırlık veren bir eğitimle 5-10 ayda öğrenilemeyecek meslek yok gibidir.

Böylece bir kurumun ihtiyaç duyduğu meslek elemanını konuyla ilgisi olmayan başka bir kurum yetiştirmek zorunda kalmayacaktır. Böyle bir iş bölümü her iki tarafı da başarıya taşıyacaktır.

Bunun uygulanması halinde ülkemizde mesleki ve teknik eğitim arz odaklı olmaktan kurtulup olması gerektiği gibi talep odaklı hale gelecektir. Ayrıca bu yolla, ilgili alanda çalışıp çalışmayacağı belli olmayan kimselere boş yere çok daha pahalı olan meslek eğitimi verilmek zorunda kalınmayacaktır.

Özel sektör, sivil toplum kuruluşları, sendika, oda ve birliklerin de arzu etmeleri halinde meslek eğitimine girmeleri sağlanmalıdır. Meslek eğitimi alan kişiler, hangi kurumdan eğitim almış olursa olsun (ister alaylı ister mektepli), düzeyini Merkezi Yeterlik Kurumu (MYK) tarafından akredite edilmiş kurumlarca tespit ettirdikten sonra düzeyine uygun belge (sertifika) almaya hak kazanmalıdır. Bu sistemin işleyebilmesi için MYK’nın her meslek için gerekli yeterlikleri belirlemesi ve zaman zaman bunu güncellemesi yeterli olacaktır. Akredite kuruluşların sistemi istismar etmeleri önlendiği sürece bu sistem sağlıklı şekilde işleyecektir.

Bu sistemde isteyen herkes, akademik eğitimine devam ederken ya da hayatının istediği bir döneminde (ortaokul, lise, üniversite, yaz tatili, hafta sonları, öğle sonraları, akşamları ya da mezuniyet sonrası) gidip meslek eğitimi alabilmelidir. Bu merkezler, içerik ve zaman olarak alabildiğine esnek programlara sahip olmalıdır.

Bu sistemde de meslek öğretimi ücretsiz olmalı, giderler devlet ve işveren tarafından karşılanmalıdır. Alınan meslek eğitimi, akredite kuruluşlarca test edildikten sonra sertifikalandırılmalı ve alınan sertifika sayısınca ilgili kuruluşlara devlet desteği sağlanmalıdır.

Yukarıda yapılan önerilere en çok tepki, meslek öğretmeni ihtiyacını azaltacağı kaygısıyla hâlihazırda çalışan ya da henüz atanamamış meslek dersleri öğretmenlerinden gelmektedir. Oysa bu sistem, mesleki eğitimde hem öğrenci sayısını hem de öğretmen sayısını artıracaktır. Zira mevcut haliyle meslek eğitimi, sadece meslek liselerine devam eden öğrencilere açıkken önerdiğimiz sistemde herkese açık olacaktır. Birçok kişi hem lise diploması hem de sertifika almak isteyecek, hatta bazıları birden fazla alanda sertifika alacaktır. Bu durum, esnek ve çağın gereksinimlerine göre kendini yenileyen bir meslek öğretimine imkân sağlamanın yanı sıra ilgili alandaki öğrenci ve öğretmen sayısını da artıracaktır. En önemlisi ise nesillerimizin hem akademik hem de mesleki ve teknik açıdan iyi yetişmesini sağlayacaktır.

Yorum Ekle
Yorumlar (1)
VEDAT KAHYALAR

13.01.2020

Çok isabetli bir yazı.Tebrik ederim.Biz Adana Ceyhan'da ,MYK işbirliğiyle kaynak kursu açtık.Ceyhan Ticaret Idasinin öncülüğünde ve BTC sponsorluğunda,sanayi bölgesinden getirdiğimiz kaynakcilarimız(usta ve kaynak ogretmeni')ve benim katkılarınla 30 günlük uygulamalı kurs açtık.Her adayımıza uygulama için kaynak makinamız yeterli sarf malzememiz sağlandı.Sonuc muhteşemdi.Hepsi sertifikalı usta oldular.Neredeyse tamamı Rusya'da çalışıyor.Maaslari 'da tatmin edici.