insan hayatının ana akım yönü 'ayrılık' lardır
bilirsiniz değil mi?
öyledir işte.
ana rahminden ayrılışla birlikte başlayan bir süreçtir ve
her geçen gün bir şeyler alır götürür bizden..
ayrılıklar diyorum
hayatın en esaslı hakikatidir
her bir ayrılık bizden bir şeyler koparır ve hüzün verir insana
mesela
çok zaman zorunlu olan ayrılıklar yaşarız,
bu iş gereği olur, güvenlik nedeniyle olur
savaşlar en dramatik ayrılıklar getirir .
yılların üzerinizde anısı olan mahalleden, şehrinden, hatta ülkeden
ayrılmak zorunda kalmak gibi,
çocukluk zamanlarında arkadaş ayrılığı ne kadar zordur .
birde geride kalan yerde
gönül koyduğun bir çift göz varsa eğer
tarifi zor hüzün çöker adamın gönlüne .
sonra bakmalara kıyamadığımız sayısız zorluklarla yetişen evlatlarımız …
zamanı gelince evlenir ve bir bir uçarlar yuvadan.
olan ayrılıktır dost ve
evin her bir köşesine sinmiş hatıraları, kokuları zaman zaman hüzne çağırır sizi.
ne bileyim hayat işte..
giden gençliktir, sağlığımızdır.
kendi ellerimizle toprağa veririz anne babalarımızı..
en acı ayrılıktır ve
yoklukları sanki yaslandığınız bir duvarın çökmesi gibidir.
hüzün kaplar bedenleri .
daha zoru ne biliyor musun dost .
çocuklarımız ölür ansızın .
kasımını toprağa verirken "gönül hüzünlenir ve gözler yaş döker" diyordu ya aziz olan…
kalbi dağlayanın adı evlat acısıdır ve sürekli bir hüzündür…
en sevgilisi haticesi ölür, yoldaşı işte
yılın adı bile ‘’hüzün’’ olur
sahip olduğumuz veya sahip olmak için yorulduğumuz ne varsa
bilin ki ayrılığı illaki olacak olandır..
dikkat edin lütfen,
hüzün böylesi bir şekilde insanı çepeçevre kuşatmışken ve
hayatın ana damarı buradan akıyorken
"mutluluktan delirmek istiyorum" diye aranan modem insanın hali
tam bir komediye dönüşür.
evlilik yıldönümü, doğum günleri, karne günleri, mezuniyet eğlenceleri
sonra
yeni gördüm ve hayretler içinde kaldım;
çocuğunun cinsiyetini öğrendikleri günü kutlanması "pembe mi mavi mi"
falan tam bir palyoçuluk.!
filmlerden, sosyal mecradan öğrenilmiş sayısız aksiyonlar işte.
cadılar bayramı günü kutlayan ismi müslüman insanlarımız var bu ülkede…
evlilik teklifi için en orijinal şovlar hazırlanır kalabalıklar içinde ki sevgili mutlu edilsin…
sonra
evliliklerin elbette güzel ritüelleri olacak ama allah aşkına !
açık havada kar yağmur güneş demeden
gelin damadın
saatlerce o güne özel elbiseleriyle kalabalıklar içinde veya dağ taş en ilginç nerede
nasıl "mutluluktan ölüyorum " fotoğrafı için aranması varya !
mesela çok acayip bir şey değil mi sizce de ?
arkasından ;
sahnesi bir yabancı filmden kes yapıştır kopyalanmış
romantik bir yabancı müzik eşliğinde
adı ali ve fâtıma olan gelin ve damat
misafirlerin içinden meşaleler arasında konfeti yağmuruyla alkışlarla geçerler.
hayır hayır dost ,mutluluklara limon sıkmak gibi niyetim yok
çakma ve kes yapıştır olan festival tadında olan zıplamalar benim dediğim..
mahremiyet o ara hiç önemli değildir ve çok mutlu bir gün için rafa kaldırılır ne varsa.
dua bölümünde imam nasılsa arındıracaktır herkesi.
önemli olan esas o ara
çılgınlar gibi mutluyuz görüntüsü vermektir etrafa…
o zaman şöyle diyelim
modern insan festival insanıdır.
işin can sıkıcı tarafı müslüman camianın
kelli felli hocaları, abileri, kadınları, adamları yazarı çizeri dahil
toplum olarak hepimiz işte göründüğü kadarıyla
bu festival oyununu çok sevmiş gözüküyoruz.
mesele sadece
bu ve benzeri kutlamaları birebir taklit yapmaları değil.
inanın oraya çok takılmıyorum..
kocaman adamların, kadınların,
çocuklarının torunlarının veya kendilerinin
mesela doğum günleri nedeniyle
pasta üzeri mum koyup iyi ki doğdun ezberini söylemlerine ,
mum söndürmelerine
bunu ‘’seyircisine’’ sosyal medya da paylaşmasına
çok kötü bir taklit gibi dursa da aldırmıyorum.
ah! bu ve benzeri kutlamalar "şişede durduğu gibi dursa"
durmuyor işte.
pandoranın kutusunu açan şey bir süre sonra
her an ‘’mutluluktan delirmek’’ istiyorum arzusuna dönünce
hayatı festival hali zanneden
zihniyete öyle bir hızlı dönüştürüyoruz’ ki kendimizi,
yılın her haftasına adeta bir kutlamayla geçirmek isteyen ve
mutluluk arayan akıl dolaşıyor aramızda
ve
komik oluyoruz sadece ..
‘sekineti ‘
festival mantığıyla ararken
bence gönüllerimize boşuna yorgunluk veriyoruz
beklenen daimi mutluluk gelmeyecek.
gelsede durmayacak bizimle işte.
birde daha can sıkıntısı
ne biliyor musunuz?
o mutluluk diye bildiğimiz ne varsa
ayrılığı illaki olacak olandır
ve gidişi ne çok gürültülüdür…
çünkü sükunet çok ayrı bir şeydir ve
hadi şu kadarını söyleyeyim de bitirelim muhabbeti;
kalplerin sükuneti;
hayatı eğlenceye
insanı da festival insanı olmaya çevirmekle olmuyor
ey yolcu
kalbin sükuneti;
hayatın
heran bizden aldıklarına
kabullenmektir belki de.
kim bilir..!
yukarıdaki resme bi daha baksak mümkünse…
Not; yazılarımın, dilediğiniz kısmı dahil, dilediğiniz şekilde dostlarınıza ikram etmeye açıktır.