Günümüzde özellikle Kuran ve Sünnet temel alındığında anlama sorunu önemli bir sorun alanı oluşturmaktadır. Bu noktadaki anahtar soru şudur: Kur’an ve Sünnet nasıl anlaşılmalıdır? İşte tam bu noktada iki genel yaklaşım karşımıza çıkmaktadır. Bunlardan ilki metin merkezli literal okuma, ikincisi de mekasıdı temel alan anlam merkezli okumadır.
Literal okumaya lafzi okuma veya zahiri okuma da denmektedir. Bir diğer anlamı da kelimesi kelimesine okumaktır. Bu yaklaşımda, ifadelerin anlaşılmasında bilinen sözlük anlamıyla yetinmek esastır. Bu anlamda literal okuma “ne demek istiyor” sorusunu değil, “ne diyor” sorusunu temel alır.
Anlam merkezli okumanın dayandığı gerekçe ise şudur: “Kur’an ve Sünnetin doğru bir şekilde anlaşılıp değerlendirilmesi ve bunlardan isabetli hükümlerin çıkarılabilmesi için Allah’ın bu dini göndermedeki hedefin ve din kapsamına giren hükümleri koymadaki amacın bilinmesi gerekir. Bu bakımdan herhangi bir şer’i meselenin hükmü araştırılırken sadece lafızlardan çıkan anlamlarla yetinmeyip gerek dinin genel gayelerinin gerekse o meselelere ilişkin hükümlerdeki amaçların bilinmesi ve bu çerçevede çözümlere gidilmesi gerekir. Aksi takdirde verilecek hükümlerde hata etme ihtimali büyüktür.”( Ahmet Yaman, Mekasıdü’s Şeria maddesi, Sosyal Bilimler Ansiklopedisi, Editör: Prof. Dr. Yekta Saraç, Tübitak Yayınları)
Anlam merkezli okumada ayetlerin nüzul sebepleri ve içtihat eylemi son derece önemli yer tutar. Bazı ayetlerin anlaşılması için nüzul sebebine ihtiyaç yoktur. Yalan söylemeyiniz, Adaletli olunuz, anne - babaya iyi davranınız, yalancı şahitlik yapmayınız gibi ifadeler zaten evrensel ilkelerdir. Ancak bir nüzul sebebi olan, bir tarihsel veya kültürel bir sorun veya yaşanmışlık üzerinden hayat bulan ve onunla bağlantılı inen ayetlerin yorumunda, bu nedensellik ilişkisi asla ihmal etmemelidir.
Fazlurrahman'ın savunduğu tefsirde iki aşamalı yöntem anlam merkezli okuma faaliyetinde son dereceönemlidir. İlk aşama ayetin tarihle buluştuğu nüzul zamanına gitmek, ikinci aşama ayetten genel ve bütün zamanlar için geçerli ilkeyi çıkarmak.Ayetin nüzul sebebini dikkate almamak zihinsel çıkarım için sabiteyi yok eder. Orada kalmak ise tarihsel anlayışın itiraz ettiği noktaya bizi bırakır. Ayetten evrensel ilkeler çıkaramamak ise ayeti yaşayan bir soruna cevap üretemeyecek bir konuma getirir.
Günümüzde içtihadın en büyük sorunu, çerçevesini İslami değerlerin oluşturmadığı sistem içinde ortaya çıkan sorunlara İslami kaynaklardan cevap üretme zorluğudur. İçtihat eyleminde yanılgı normal ve kabul edilebilir bir durumdur. İnsanolmanın özelliğidir bu. İnsan bilgisi, birikimi ne olursa olsun bütün zamanlar için geçerli yanılgısına uzak bilgiler üretemez.
Kabul edilebilir olmayan, ekonomik, siyasal, konum ve çıkar elde etme vb. gerekçelerle, bir insanın kasten yanlış fetva vermesidir.Bunu belirlemekte bir hayli zordur.
İçtihat, Müslüman entelektüellerin yaşadıkları dönemde ortaya çıkan sorunlara, Kuran, Sünnet ve akıl yoluyla çözüm üretme gayretidir. Yeni sorunlara eski cevaplarla yetinemeyiz. Yeni sorulara eski cevaplarla yetinmek, dinin hayatın gerçekliği ile olan bağlantısını koparır. Onu hayatla ilgisiz bilgi yığını haline dönüştürür.İçtihat, dini hayata bağlayan en önemli bağdır.
Fıkıh konusunda bir tez veya çözüm önerisi ileri sürüldüğünde, hata etmek riski her zaman vardır. Kaldı ki, hiçbir fakih bütün görüşlerinde isabet edemez. Ayrıca hiçbir fakih bütün zamanlar ve herkes için geçerli fetva üretemez.
Hz. Peygamber içtihat ederken yanılmaya bir sevap verileceğini söyler. Bu ifadeyi şöyle okumak gerekir; "Hata etmek korkusuyla içtihat etmekten vazgeçmeyin. Çünkü içtihat dini öğretiyi güncelleştirir ve diri tutar. Onu ölü, geçmişte kalmış, işlevini yitirmiş bilgi kümesi olmaktan kurtarır. İçtihadın sağlıklı bir şekilde yürütülmesi için hiç kuşku yok ki, anlam merkezli bir okumaya ihtiyaç vardır.
Literal okuma ve anlam merkezli okuma özellikle Kur’an’da anlatılan kıssalar konusunda karşımıza çıkmaktadır. Literal okuma kıssanın nerede,nasıl gerçekleştiği üzerine yoğunlaşır. Oysa kıssaları anlam merkezli bir okumaya tabi tutmak gerekir. Öyle anlaşılıyor ki, kıssaların tarihsel bilgi verme ve tarih konusunda insanları aydınlatmak gibi bir amaçları yok. Kıssaların temel amacı insanların dini bilincini artırmaktır. Bu nedenler tarihin çok önem verdiği zaman ve mekan kavramları kıssa anlatımında çoğu kez yoktur. Kıssaların amacı tarihi hakikatleri aktarmak değil,insanlara ders vermektir. Bu açıdan temel sorun kıssaların hangi tarih ve mekanda gerçekleştikleri değil,bize bütün zamanlar için geçerli hangi ahlaki öğütleri verdikleri ile ilgilidir."Kur’an kıssalarında adı geçen özel ve cins isimlerin her biri, iyi ya da kötü evrensel bir karakteri temsil eder. Mesela Adem hatasından dönem iyi bir karakteri, İblis hatasında ısrar eden kötü bir karakteri temsil eder. Davut ve Süleyman adil yöneticiyi, Nemrud ve Firavun zalim yöneticiyi temsil eder. Kur’an, Ebu Leheb tarihsel kişiliği üzerinden “Ebu Leheblik” evrensel karakterini mahkum eder.”( Mustafa İslamoğlu, Kur’an’ı Anlama Yöntemi, Düşün yayıncılık,s: 135-136)
Bu iki yaklaşımın sorun çözme yöntemi hayatın her alanında karşımıza çıkmaktadır. Bazen sorun çözmekte kullanılan yaklaşım sorunu çözmek şöyle dursun daha da karmaşıklaştırmaktadır. Tavla oynamayı haram satranç oynamayı helal sayan anlayışın temelinde ne olabilir? Kuşku yok ki, sorunun cevabı aslında bir zihniyet dünyasını da ele vermektedir.
Öyle görülüyor ki, burada amaç(Mekasıd) merkezli değil, araç merkezli bir okuma söz konusudur. Bu tür oyunların haramlığı (yasak) ibadeti engelleme, insanı boş yere oyalama ve kumar aracı olmasına dayandırılmıştır. İbadeti engelleme ve vakti harcama söz konusu ise satranç tavladan çok daha oyalayıcı bir konumdadır. Kumara alet edilmesi ise oynayanın niyetine bağlıdır. Kumara alet etmek açısından her oyun eşit mesafededir. Peki, bir oyun kumara alet edildiğinde karşı çıkılması gereken kumar eylemi mi, yoksa kumarı gerçekleştiren araç mı? Eğer tavla oynamak kumar aracı olduğu gerekçesi ise burada kumar oynamadan eylemi gerçekleştirmek serbest olmalıdır.
Aynı okuma diş temizliği konusunda da geçerlidir. Sünnet olan diş temizliği mi, yoksa bunu hangi araçla yaptığımız mı? Araçsal okuma misvakın sünnet olduğunu, amaçsal okuma ise sünnetin diş temizliği olduğunu savunur. Amaçsal okumaya göre dişleri en iyi temizleyen araç en makbul olanıdır.
Aynı durum seyahat konusunda da karşımıza çıkmaktadır. Yani Sünnet deve ile yolculuk yapmak değil, gideceği yere güvenli bir araçla gidebilmektir.
Peki, uçakla seyahat etmekte bir sakınca görmezken, Sünnet diye herkesin içinde misvak kullanmakta ısrar nasıl açıklanabilir? Kuşkusuz bu noktada anakronik bir bakış söz konusudur. Öncelikle anakronik bakışın ortaya çıkardığı olumsuzluğu aşmak gerekmektedir.
Modern dönemde yaşayan Müslümanların temel sorunlarından biri Kur’an ve Sünnetin nasıl anlaşılması gerektiği sorunudur.
Mehmet Yaşar Soyalan ile Derkenar...
05.06.2026
28 Şubat'çı Reha Muhtar öldü
04.06.2026
2026 yaş çay alım fiyatı belli oldu
13.05.2026
Şehit yakınlarına iki asgari ücret verilecek
13.05.2026
Rasim Ozan Kütahyalı gözaltına alındı!
14.05.2026
Sülfürik asit krizi bütün dünyayı etkiliyor
13.05.2026
BOSNA GÜNLÜKLERİ - 5 ÜSTÜN BOL 23.05.2026
oyaladı dost… MUSTAFA AKMEŞE 21.05.2026