metrika yandex

Haberler / Yazı Dizisi

İSLAMCILIK ÜZERİNE DÜŞÜNCELER-(3)-YUSUF YAVUZYILMAZ

13.06.2021

İslamcılık, Türkiye'de bütün sağ ve sol ideolojiler içine reddedici ve onaylayıcı biçimde sinmiştir. İslam bugün şöyle olmalıdır, din-devlet ilişkileri şöyle olmalıdır diyen herkes İslamcılık ideolojisine bulaşmıştır. Kaldı ki, İslam’ın bugün nasıl yaşanması gerektiğine dair bir zihinsel çaba İslamcılığa açılan kapıdır. İslamcılığı doğru değerlendirmek için Said Nursi, Said Halim Paşa, Mehmet Akif, Necip Fazıl, Nurettin Topçu, Sezai Karakoç, Afgani, Abduh, Kutub , Mevdudi, Ali Şeriati, Muhammed Abduh, Fazlurrahman, Malik bin Nebi, Hanefi, Cabiri vb İsimleri okumak gerekir.

Yoksa İslamcılığa sövgü üzerinden yürütülecek bir seviyesiz tartışma üslubu ilmi olmadığı gibi ahlaki de değildir. Hiç olmazsa içinde birbirine karşıt düşüncelerin bulunduğu "İslamcılık Öldü mü" adlı derleme kitabı okumak gerekir.

Okumayan, araştırmayan, sorgulamaya hakaret eder, söver, slogan atar.

İslamcılığın enternasyonal ümmetçilik üzerinden kendi toprağına yabancılaşması gerçekten çok önemli bir sorundur.

Bir diğer konu da İslam’ın yerelleşerek evrensel özelliklerini kaybetmesidir ki, bu durum başka bir sorunun eşiğine bizi bırakır. Bu iki yaklaşım arasında sağlıklı bir denge kurmak gerekir.

İslam’ın bütün insanlığa gönderilmiş son mesaj olduğunun anlamı nedir?

İslamcılığın nitelik değişimi kaçınılmazdır. Niteliğin ne yönde değiştiğini tespit ise çok kolay değildir. İslamcılığın kötü yöne evrildiğini düşünüyorsak şu soruya cevap aramamız gerekir: Hangi dönem İslamcılığı idealdir. Dahası ideal İslamcılık olur mu?

İslamcılık kusursuz olamaz. Çünkü insanı çabanın içine girdiği bir anlam dünyasıdır. İnsan ontolojisi gereği hatadan uzak kusursuz bilgiler üretemez. Dolayısıyla bütün zamanlar için geçerli bir İslamcı anlayış olamaz. Her dönemin İslamcılığı o dönemin koşullarına göre biçimlenir.

İslamcılar ne hata yaparsa yapsın ki, içine insanın girdiği hiçbir açıklama biçimi mutlak doğru olarak görülemez; bu İslam'ın hakikatini ortadan kaldırmaz, onun etrafında şüphe oluşturulamaz.

XXX

C.Afgani ve M.Abduh gibi ilk İslamcı nesil "İslam dünyası niçin geri kaldı? "sorununu doğru teşhis etmişlerdi. Çözümleri de buna dönüktür:

1-Kur'an ve Sünnete Dönüş,

2- Cihat bilincinin yenilenmesi,

3-İçtihat kapısının Açılması,

4- Tasavvufun oluşturduğu anlayışın değişmesi,

5-Dini Düşüncenin İhyası. Onlar sorunun içte olduğunu, çözümün de oradan başlaması gerektiğini tespit etmişlerdi. Şimdiki bazı İslamcılar ise tam tersini düşünüyor. Asıl sorunun emperyalizm, Amerika, İsrail olduğu kanaatindeler.

İslam ortadan kalkmadığı sürece, İslam’a dayalı bir ideolojik arayış olan İslamcılık da devam edecektir. 

Sorun olan İslam ve İslamcılığı aynı kefeye koymaktır.  Oysa İslam bir din, İslamcılık ise beşeri bir ideolojidir. İslam içinde hata olmayan bir din, İslamcılık tarihsel, yanılgıya ve değişime açık bir ideolojidir.

Mehmet Akif'in "Safahat" adlı eserinde fikir üstatları olarak kabul ettiği Afgani ve Abduh İslamcı akımın kurucu düşünürleridir.

İslami söylem ile büyüdüğü coğrafyanın ilişkisi nasıldır? İslami düşünce büyüdüğü coğrafya ve kültürden ne derece etkileniyor. Bu ilişkide İslami düşünce mi yoksa yerleşik kültürel düşünce mi dönüşüyor? Yoksa değişim karşılıklı mI oluyor? En vahimi yerleşik kültürel düşüncenin İslami söylem içinde kendini yeniden üretmesidir. Arap, Fars ve Türk milliyetçiliği bu duruma örnektir.

XXX

Türkiye’de İslami düşünce milliyetçiliğin beşiğinde büyüdüğü için, farklı söylemine kendini ayrıştırma çabalarına karşılık, kriz anlarında İslami dil hiç yakalaşmaması gereken milliyetçi söyleme yaklaşıyor. Bu durum milliyetçilikten çok daha tahrip edici bir dil oluşturuyor. Bu süreç bütün İslam beldelerinde benzer şekilde üretiliyor.

Cumhuriyetin laik reformlarının radikal bir şekilde İslam’ı kamusal hayattan uzaklaştırdığı İslamcı muhalefet imkanının kalmadığı yıllarda, İslamcılar için milliyetçilik bir sığınak rolü oynamıştır.”(B.Duran, Modern Türkiye'de Siyasi Düşünce,cilt 6) Bu durum aradan yıllar geçmesine karşın İslamcı siyasetin kolayca milliyetçiliğe evrilme özelliğine sahip olduğunu açıklar.

XXX

İhvan da dahil İslamcı hareketlerin iktidar deneyimleri başarısız oldu. Bu kuşkusuzdur yanıyla iktidara hazırlıksız yalanla ile ilgili bir sorun. İki istisnası oldu bunun Türkiye ve Fas. Bir diğer ülke de Tunus. Tunus' da Gannuşi, Türkiye de Erdoğan. Ak Parti deneyimi konusundaki temel soru su; Dünya sistemine ve Türkiye'deki bürokrasiye uyum konusunda mı yoksa eleştirip dönüştürme konusunda mI başarılı Ak Parti. Yoksa hem Ak Parti hem de sistem mİ değişiyor?

XXX

“İslamcılık öldü" diyerek hayallerimizi, ideallerimizi öldürmek istiyorlar. Aslında öldürmek istedikleri İslam'ın bizzat kendisiydi. Sadece "İslam’ı Öldürmek İstiyoruz" diyecek kadar cesaretleri yoktu. İslam’ı savunuyor görünüyor, ama onun pratik hayatla bütün iddialarını bitirmek istiyorlardı. 

İslamcılığa karşı çıkmakla İslam’ı korumak istediklerine bizi inandırmaya çalışıyorlardı. İslam’ı hayata aktarmak ve özne yapmak için İslamcılığın tam sırasıdır.

XXX

Sadece Müslümanların zaaflarına saldırarak toplumsal hayatta bir konum elde etmeye çalışanlardan olmayacak, İslam düşmanlarının değirmenine su taşımayacağız. Bileceğiz ki, karşı mahallede itibar görmemiz İslami kimliğimizin kabulünden dolayı değil, Müslümanları aşağılamamızdan dolayıdır. Karşı mahalle Müslüman oryantalistleri bu amaçla istihdam ediyor. Onlar bilmelidirler ki, sermayeleri Müslümanlara saldırmak ve Kemalizm’e övgüler dizmektir. Bu sermaye bittiğinde kapının önüne konulacaklardır.”

Hiç kuşkusuz, Modernleşme döneminden itibaren İslam dünyasının Batı dünyası karşısında askeri, ekonomik, kültürel ve bilimsel yönden gerilemesi sonucu ortaya çıkan bir arayıştır İslamcılık.

İslam dininin istismar edilmesi ve irtica söylemiyle, sahih bir dini anlayış oluşturmak yerine hayattan uzaklaştırmayı yeğlediler. Geride hayata müdahil olması olabildiğince engellenen "güzel dinimiz" söylemi kaldı. Cumhuriyet elitlerinin sıkça dillendirdiği "din vicdan işidir" söylemi bir özgürlük tasarımı değil, dini, devlet ve toplum hayatından dışlayan bir yaklaşım üretti.

Modernist/ Mutezili İslamcı gelenek, İnsan özgürlüğünü artırabilmek için Allah'ın iradesini kısıtlıyor. Oysa Allah'ın iradesi ile insanın iradesi birbirine zıt kavramlar değil, birbirini tamamlayıcı kavramlardır."

Çoğunluğun yönetimini temel alan demokrasi düşüncesine İslamcıların bir bölümünün karşı çıkması çok anlamlı değil. Hz. Peygamber özellikle toplumsal konularda müzakere çok önem vermiş ve bizatihi bunu uygulamıştır. Bir konu üzerinde çoğunluk ittifak ettiğinde o konunun mutlak doğruluğunu göstermez. Sonuç istenildiği gibi gerçekleşmeyince, çoğunluk bu sorumluluğu paylaşır ve çatışmaya neden olmaz. Ancak dar bir grup karar alıp yanıldığında buna çok daha büyük tepki gelir, çünkü karar alırken sorumluluk paylaşılmamıştır.

DEVAM EDECEK..

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş