Bugün Türkiye’de hangi meslek grubu, öğrencisinin ve velisinin en küçük şikâyetiyle bir anda yargısız infaza uğruyor?
Hangi meslek grubu, sınıfta görevini yaparken potansiyel suçlu gibi görülüyor?
Cevap basit: Öğretmen.
Geçtiğimiz aylarda sosyal medyada dolaşan ibretlik bir sınıf videosu bu çürümüşlüğün aynası oldu. Yurt dışında çekildiği anlaşılan görüntülerde bir öğretmen ders anlatmaya çalışıyor; arka sıralarda öğrenciler saç çekiyor, itişiyor, kahkahalar atıyor. Öğretmen bir noktada sabrını yitirip sert tepki gösteriyor.
Videonun altındaki yüzlerce yorum aslında milletimizin iç sesini haykırıyordu:
“Helal olsun hocam, ellerinden öpüyoruz.”
“Disiplinin olmadığı yerde eğitim olmaz.”
“Böyle öğretmenler lazım.”
Ama işin ironisi şu: Aynı sahne bugün Türkiye’de yaşansa, öğretmen linç edilirdi.
Bir meslektaşımın sözleriyle anlatayım:
“Öğrenciye dön önüne otur desen, dokunsan aleyhine olur.”
“Çocuk şikâyetçi olsa, öğretmen ceza alabilir.”
“İsterse öğrenci, ‘beni taciz etti’ diyerek öğretmen bir anda suçlu ilan edilebilir.”
“Veli, çocuğunun suçu olsa bile öğretmeni şikâyet eder; CİMER’e koşar.”
“Öğrenci sınıfta hakaret edebilir ama öğretmen sert bir söz söylese, ertesi gün televizyon haberlerine çıkar.”
İşte Türkiye’de öğretmenin dramı budur.
Maddi manevi değeri kalmamış, sürekli soruşturma ve ceza tehdidi altında görev yapan bir meslek grubu… Öğrenci edepsizlik yapar, hakaret eder, hatta öğretmenine saldırır; ama öğretmen sadece izlemekle yükümlüdür. Sesini yükseltirse soruşturma, sert konuşursa dava, elini uzatsa linç…

Artık öğretmen sınıfta “öğretmen” değil, potansiyel sanık muamelesi görmektedir.
Evet, hâlâ maneviyatıyla, fedakârlığıyla sınıfını ayakta tutan idealist öğretmenler var. Ama yıllardır süren baskı, değersizlik ve itibarsızlaştırma politikaları, onları da tüketiyor.
Bugünkü tabloyu sadece “yaramaz öğrenci” veya “şımarık veli” ile açıklayamayız. Bu doğrudan iyi niyetli liberal eğitim politikasına uygun bir politik tercih olabilir.
Özel okullar bağlamında rahat söylenebilir ki: Öğrenci müşteri oldu, veli müşteri oldu, okul ise müşteri hizmetleri!
Devlet, öğretmeni disiplinin merkezi olmaktan çıkarıp “müşteri temsilcisine” çevirmemeli.
Böyle bir eğitimden bilim mi çıkar, karakter mi inşa edilir?
Şunu artık herkes bilsin:
Öğretmenin itibarı yerle bir edilirse, eğitimin de itibarı çöker.
Otoritesiz öğretmen, çökmüş eğitim demektir.
Çöken eğitim ise, çöken bir ülke demektir.
Sayın Milli Eğitim Bakanı’na sesleniyorum:
Öğretmenin onurunu, itibarını ve otoritesini korumadan bu milletin geleceğini koruyamazsınız. Öğretmeni korumak, aslında Türkiye’nin yarınlarını korumaktır.
Ve son söz: Liselerin behemehal zorunlu olmaktan çıkarılması, öğretmen–öğrenci ilişkisinin daha seviyeli bir zeminde gelişmesini sağlayacaktır. Zorla sınıfta tutulan öğrenciden ne verim alınır, ne de saygı…
Mehmet Altuntaş
20 Eylül 2025
#LiseZorunluOlmasın #MEB

Sait Çamlıca ile Derkenar
14.06.2026
BİZİM ZAMANIMIZ|KEVSER KIRAN
09.06.2026
Mehmet Yaşar Soyalan ile Derkenar...
05.06.2026
Söylem ve Eylem / Mehmet Taşdöğen
17.05.2026
Trump, Çin dönüşü Tayvan'ı sattı
17.05.2026
Kurban Bayramı 27 Mayıs'ta idrak edilecek
18.05.2026
Dindarların Çelişkileri YUSUF YAVUZYILMAZ 13.06.2026
Bireyselleştikçe Tükenen Vefa AHMET GÜRBÜZ 15.06.2026
BOSNA GÜNLÜKLERİ - 5 ÜSTÜN BOL 23.05.2026
oyaladı dost… MUSTAFA AKMEŞE 21.05.2026