Son dört haftaki yazılarımda, 31 Mart 2024 târihinde yapılan mahallî seçimlerde AK Parti’nin aldığı ağır yenilginin temel ve tâli sebepleri üzerinde durmuştum. Bu yazımda da diğer tâli (ek) sebepler üzerinde durmaya devam edeceğim.
Diğer tâli (ek) sebepler
Dâvâ denilerek İslâm yerine “Siyasal İslâm” ideolojisi idealize edildi. Rasyonalite, realizm ve analitik düşünceden uzaklaşıldı. Gelinen noktada ne dâvâ kaldı ne de başka bir şey. AK Parti, Özal’ın partisi ANAP gibi menfaat partisine dönüştü. Ya dâvânın temel yapısında eksiklikler ve yetersizlikler vardı ya da dâvâ retoriğiyle menfaatler kamufle edildi.
***
Gerçek mânâda Kur’ân’ı anlamak ve hayatına taşımak gibi bir derdi olmayan Müslümanlar, Kemalist ve laikçilerin yıllara sâri baskısı karşısında ister istemez başka bir açmaz ve çıkmaz sokak olan “Siyasal İslâm” ideolojisine sarıldılar ve rövanşist duygularla onlar da siyasallaştılar. Siyasal İslâm ideolojisi ve kindarlıkla Kemalist ve laikçilerden “rövanşist intikam” alındı ama işte o kadar.
Kinci ve intikamcı duygular ve baskılar sadece bu kesime yapılmadı. İktidar partisi ve iktidarın himmetine mazhar olmuş olan bazı cemaat ve tarikat mensupları tarafından muhalif düşünceye sahip kişi ve gruplara, özellikle de düşünen, yazan- çizen entelektüel Müslüman beyinlere de yapıldı. Hele de farklı dînî düşünce ve yorumlarından dolayı bu kesim, meselenin özünü kavrayamayan, eşyanın tabiatına nüfuz edemeyen, olayların künhüne vâkıf olamayan, gözüne at gözlüğü takmış, olaylara sadece salt particilik, partizanlık, grupçuluk ve ideolojik saplantılarla bakan, kadın olsun, erkek olsun dar kafalı, seviyesiz ve ahlâksız bazı militan tipler tarafından “müşrik”, “münâfık”, “kâfir”, “hâin”, “fitneci”, “İngiliz ajanı”, “faşist”, CHP ve FETÖ’cüler gibi konuşan kişiler olarak ilân edildi ve mezkûr yaftalamalarla linçe tâbi tutuldu. Bu baskı ve yaftalamalar yüzünden bu kesimin önemli bir kısmı, hatta bazı ilâhiyatçı akademisyenler bile “özgürlükçü laikliğe” tâlip oldu. Bu irrite edici olumsuz yaklaşımlar, seçimlerin kaybedilmesinde farklı bir faktör olarak ortaya çıktı.
Özgürlük arayışına çıkan hangi kesim olursa olsun, aslında gerçek özgürlüğün Kur’ân’daki İslâm’da olduğunun farkında bile değillerdi. Hâlbuki Kur’ân, insanlığa özgürlüğün en âlâsını ve en insânî olanını sunuyordu. Çünkü gerçek İslâm, insanlığın barışı, huzuru, mutluluğu ve kurtuluşu için eşi görülmemiş bir projeydi ama Müslümanlar bunu iyi değerlendiremediler ve insanlığa bunu iyi anlatamadılar. Yanlış ve dar din algıları, çarpık anlayışları, ideolojik ve intikamcı tutum ve davranışları ve kısır çekişmeleri yüzünden karşı tarafın endişe ve şimşeklerini üzerlerine çektiler. Böylece her iki tarafta da muazzam bir kutuplaşma ve zıtlaşma peydâ oldu.
***
Ekonomide tutarsız politikalar izlendi. Sık sık bakan ve bürokrat değiştirildi. “Nass” gibi dînî kavramlar istismar edilerek gündelik siyâsete âlet edildi. Faizleri indirme politikalarına meşrûiyyet kazandırmak için nass hatırlanıyordu ama yükseltilirken her nedense hatırlanmıyordu. “Faiz sebep, enflasyon sonuç” söylemi gelinen noktada anlamını yitirdiği için artık söylenmez oldu. Üretim ekonomisinden çok, tüketim ekonomisi uygulandı. Vahşî kapitalizmin tuzağına düşüldü. Verimlilik ekonomisi ise rafa kaldırıldı.
***
Aşırı partizanlık yapıldı. Anayasa kararları mâkûliyetten uzak bir şekilde eleştirildi. Yargıya müdâhale görüntüsü verildi. Adâlet müessesesi yıpratıldı. Adlî kurumlar baskı altına alındı. Hâlbuki adâlet mülkün (devletin) temeliydi. Adâlet çökerse, devlet de çökerdi ama buna gereken hassasiyet gösterilmedi. Lâkin yeri geldiğinde retorik olarak Hz. Ömer’in adâletinden dem vurmak da ihmâl edilmedi. Ne var ki bu çifte standart halkın gözünden kaçmadı ve seçimlerde AK Parti’nin hânesine olumsuz oy olarak yansıdı.
***
Samimi insanlar dışlandı. Şakşakçılar ve yalakalar beslenerek onlardan medet umuldu. Bürokrasi ve üniversite rektörlüklerinde yetersiz ve kifâyetsiz muhterislere yol açıldı. Dağa, taşa önem verildiği kadar eğitime ve insan yetiştirmeye önem verilmedi. Zâten gerçek mânâda (aklı, bilimi, hür düşünceyi, ahlâk ve adâleti önceleyen) eğitim politika ve programlarına da sahip değillerdi.
***
Kadınlar gereğinden fazla şımartıldı. Kökü, kökeni adâlet ve hakka dayanmayan pozitif ayrımcılıklar yapıldı. Feminist yaklaşımlar yüzünden Türk toplumunun aile yapısı bozuldu. Bu bozulmaya KADEM öncülük etti, “İstanbul Sözleşmesi” de çanak tuttu. Aileler parçalandı, kadın cinâyetleri arttı. Feodal yapılanmalar hâriç sosyolojik yapı hiç dikkate alınmadı. Tesettür büyük ölçüde anlamını yitirdi ve aksesuar özelliği taşıyan bir ritüele dönüştü. Çünkü Kur’ân (İslâm) mânâ, maksat, murad ve hikmet bağlamında anlaşılmamıştı. Bu konuda geleneksel dînî kültür daha baskın çıktı.
***
Dış politikada kısmî başarılar elde edilse de BOP meselesinden dolayı genelde Ortadoğu coğrafyasında, özelde de Suriye konusunda ABD ve İngilizlerin oyununa gelindi. Güneyimizde neredeyse bir “PKK Devleti (Teröristan)” kuruldu. Sayın Cumhurbaşkanı “Gitmem, görüşmem” dediği Arap liderlerin ayağına kadar gitti ve onlarla görüşmek zorunda kaldı. Bu gibi çelişkiler ve hatalar tabiî ki iç ve dış siyâsette aleyhte tecelli etti.
Sonuç ve değerlendirme
Bütün bunlara rağmen hakkı teslim etmek adına söylemiş olalım ki, evet, siyâset zor bir iş ve ustalık isteyen bir sanattır. Oturulan yerden ahkâm kesmek ise kolaydır. Eli taşın altına koymak gerekir. Bu mânâda ülkesine hizmet etmek isteyen samimî siyâsetçileri kutlamak gerekir. Pek tabiîdir ki siyasetçiler de insandır ve onlar da hata yapacaktır. Ama burada asıl olan, siyasetçilerin savundukları kavram ve değerler konusunda dürüst, tutarlı ve ilkeli olmalarıdır. Demokrasiyi savunanların ilkeli bir demokrat, İslâm’ı savunanların âdil ve güvenilir bir Müslüman, milliyetçiliği savunanların şiddetten uzak gerçek bir vatansever, solculuğu, sosyal demokratlığı ve sosyalizmi savunanların da samimî bir sosyalist (kapitalizme hizmet eden değil) olması beklenir.
Son söz
Haftalık bazda seri olarak kaleme aldığım şu beş makalede, inanmış bir akademisyen olarak ve olabildiğince tarafsız kalarak objektif bir göz ve gözlemle meseleleri analiz etmeye ve iktidar partisinin 31 Mart 2024 târihinde yapılan mahâllî seçimleri “neden kaybettiğinin” sebepleri üzerinde durmaya çalıştım.
Bu yazdıklarım iyi niyetle ve uyarıcı mahiyette olup, vatanıma, milletime, dinime, akıla, bilime, ahlâka, adâlete ve kişiliğime duyduğum saygı ve değerden ve bunlara vermiş olduğum önemden dolayı yazılmış yazılardır. Yine bu yazılar, yüreği yanan, fikir çilesi çeken samimî bir yazarın yazmış olduğu yazılardır.
Ancak, pek tabiîdir ki burada yazılan yazılardan partici partizanlar, ideolojiden gözü dönmüş militanlar ve menfaatperest şakşakçılar pek hoşnut olmayacaktır. Çeşitli yaftalamalar ve hakaretlerle sizi linç etmeye çalışacaklardır. Çünkü onların akılları beyin yıkama metotlarıyla dumura uğratılmıştır. Sağlıklı düşünememekte, kim dost, kim düşman ayırt edememektedirler. Hep körü körüne destek beklemekte ve şakşakçılık yapmamızı istemektedirler. İşte sorun da burada düğümlenmektedir.
Kaldı ki benim bu yazdıklarım, hiçbir karşılık beklemeden, hatta iftira ve hakâret dâhil her türlü riski göze alarak dostça yazılan yazılardır. Bu konulardaki hassasiyetimin gerekçelerini de yukarıda belirttim.
Eğer bu tiplerin, parti ve partililerin akılları varsa, kendi iyilikleri, milletin maslahatı ve ülkenin geleceği için bu yazdıklarımı önemseyerek ciddiye alırlar ve faydalanarak teşekkür ederler.
Unutmasınlar ki ben, besleme ve parayla iş tutan kimi parti içi araştırmacılar veya şirin görünmek için suya sabuna dokunmadan rapor hazırlayanlardan değilim. Zâten hazırlanan bu tip raporlar, idârecileri gerçeklerden ve hakikatlerden uzaklaştırarak yanlış yöne sevk olmalarına ve yanlış kararlar almalarına sebep olmaktadır.
Yine unutulmasın ki, dost acı söyler ama doğruyu söyler. Tabiî ki dinleyene, anlayana ve bilene…
27 Mayıs 2024
İlhan Akar
Hayır ve Şer|Mukaddes Özkan
21.06.2026
İlkel “komünal” toplum|Vahdettin İnce
21.06.2026
Sait Çamlıca ile Derkenar
14.06.2026
Amerika Kaybetti / Mehmet Taşdöğen
26.06.2026
bırak da olsun be dost! MUSTAFA AKMEŞE 10.07.2026
TEBDİL-İ MEKÂNDA FERAHLIK VARDIR! AYTEN DURMUŞ 10.07.2026
AMERİKA, NATO VE TÜRKİYE YUSUF YAVUZYILMAZ 11.07.2026
Dindarların Çelişkileri YUSUF YAVUZYILMAZ 13.06.2026
İnsan, Ahlak ve Siyaset YUSUF YAVUZYILMAZ 21.06.2026
BOSNA GÜNLÜKLERİ - 7 ÜSTÜN BOL 19.06.2026
Bireyselleştikçe Tükenen Vefa AHMET GÜRBÜZ 15.06.2026