metrika yandex
  • $44.07
  • 51.27
  • GA52300

Haberler / Yorum - Analiz

Kibrin Mağlûbiyeti -3 | İlhan Akar

14.05.2024

Son iki haftaki yazılarımda, 31 Mart 2024 târihinde yapılan mahallî seçimlerde AK Parti’nin aldığı ağır yenilginin temel ve tâli sebepleri üzerinde durmuştum. Bu yazımda da diğer tâli (ek) sebepler üzerinde durmaya devam edeceğim.

Diğer tâli (ek) sebepler

Eleştiriye kapalılık, tahammülsüzlük, “her şeyi ve en doğrusunu ben bilirim” havası ve algısı, yenilmezlik ütopyası mağlûbiyetin önemli sebeplerindendir.

***

Kurt siyâsetçi veya siyâset uzmanı sayılabilecek Recep Tayyip Erdoğan’ın akıl tutulması ya da parti görevlileri ve danışmanları tarafından yanlış yönlendirilmesi sebebiyle -ki bunları bu görevlere getiren de kendisidir. Bu mânâda baş sorumlu da kendisidir- Hocasının oğlunun partisi olan YRP’ye tepeden bakması, “Gölgemizde siyâset yapanlar” diyerek küçümsemesi ve aşağılaması (Hâlbuki karınca küçük de olsa hor görmeyeceksin, aksi takdirde sonuçları pahalıya mal olur. Nitekim oldu da…), aynı siyâsî gelenekten gelmesine ve destekleri karşılığında birkaç ilçeyi onlara vermemesi seçimlerin hüsranla sonuçlanmasına sebep olan önemli faktörlerdendir. Oysaki Cumhurbaşkanlığı seçiminde (28 Mayıs 2023) Fatih Erbakan’ın desteği olmasaydı Sayın Erdoğan’ın seçilmesi çok zora girecekti. Çünkü Kılıçdaroğlu ile arasındaki oy farkı yaklaşık olarak sadece % 4 civarındaydı. Şu son seçimlerde (31 Mart 2024 Mahallî Seçimler) YRP’nin oyları ise yaklaşık % 6 civarındadır.

Buna karşılık CHP ve İmamoğlu, ortak siyâsî gelenek ve ideolojiden gelen DEM Parti ile gizli bir ittifak yaparak stratejik bir hamle yaptılar ve seçimi lehlerine çevirmeyi bildiler. Recep Tayyip Erdoğan ise stratejik bir hata yaparak YRP’yi yanına çekemedi ve kaybetti. Çünkü siyâsî kibriyâtı buna engel oldu. Pragmatik karakterli bir lider olan Sayın Erdoğan, her ne hikmetse bu seçimlerde pragmatik davranmayı beceremedi.

***

Halk yerine uçağına bindirdiği ana akım medyada görev yapan bazı gazetecilere bel bağladı ve onların propagandalarına güvendi. Hâlbuki onlar ekonomik, siyâsî ve sosyal gerçekleri tersyüz ederek kendisine muazzam zararlar veriyorlardı ama o bunu anlamadı. Onların hepsi, “Padişahım çok yaşa!” havasında idiler. Doğrusu bu hava kendisinin de hoşuna gidiyordu. Kim olursan ol, ne olursan ol insan psikolojisi işte böyle bir şeydir. Yâni övülmekten çok hoşlanır. Ama bu tür övgüler aldatıcı övgüler, şeytânî dürtülerdir. İnsanın başını döndürür ve gerçeklikten uzaklaştırır. Onun için Allah Rasûlü Mekke’nin fethinde ve her zaman, her daim “Estağfurullah!” demeyi hiç ihmâl etmezdi. Çünkü övgülerin tamamı Allah’a aitti. İşte gerçek Müslümanlık ve gerçek Sünnet böyleydi.

Kendisi onlara (gazetecilere), onlar da kendisine kayıtsız şartsız destek veriyordu. Karşılıklı olarak birbirlerinden besleniyorlardı ama aslında onlar (gazeteciler) çıkarlarından başka bir şey düşünmüyorlardı. Kendilerinin ve yakınlarının nerelere ve nasıl geldiklerine bir bakarsanız her şey kolaylıkla anlaşılacaktır sanırım.

Hâlbuki asıl olan halktı. Millî irâdenin sahibi gerçekleri çarpıtan ve çeneleri kuvvetli olan üç beş aklı evvel gazeteci değil, halkın bizâtihî kendisiydi. Halk her şeyin farkındaydı. Yalan rüzgârlarıyla halkı uyutuyoruz zannettiler ama halk uyumuyor, her şeyi çok yakından tâkip ediyordu. Nitekim seçim sonuçları bunu teyit etti. Sayın Erdoğan siyâsî kariyeri boyunca sırtını halka dayadığı sürece seçimleri kazanmasını bilmişti. Ne var ki halkı dinlemeyip trollere ve gazeteci kılığındaki propagandacılara bel bağlayınca seçimi kaybetmişti. Oysaki halk, aynı halktı. Kendisine seçim kazandırdığı zamanlarda olduğu gibi.

Binâenaleyh kendisini, partisini ve memleketin âlî menfaatlerini düşünüyorsa kendisini öve öve göklere çıkaran bu menfaatçi propagandist gazetecileri ve şakşakçı danışmanları kovmalı, onlara yüz vermemeli ve yanından derhâl uzaklaştırmalıdır. Bunlar, memleketi ve kendisini uçuruma sürüklüyorlar ama farkında bile değil. Unutulmasın ki dost acı söyler ama doğruyu söyler!

***

On altı milyon emekliyi karşısına alarak stratejik bir hata işledi. Emeklilerin sayısı eşleriyle birlikte neredeyse otuz milyonu buluyordu. Çocuklarını da dikkate alırsak seçimler açısından muazzam bir potansiyel oluşturuyorlardı. Her şeye para bulundu ama emeklilere bulunamadı. Emekliler de kendisine unutulmaz bir ders verdi.

***

Ne var ki göçmen ve sığınmacılara her türlü imkân sağlandı. Millî gelirin önemli bir kısmı bunlara harcandı. Dolayısıyla ekonomik denge altüst oldu, bütçe açığı katlandı. Bu yüzden sosyal yapıda önemli travmalar yaşandı.

Göçmen meselesinde de ikircikli davranıldı. Özal zamanında Bulgar zulmüne mâruz kalan Türk soydaşlarımıza sahip çıkılmaz ve Özal’ın göçmen politikası eleştirilirken, yine aynı şekilde Kızıl Çin’de zulme mâruz kalan Uygur Türklerine gereken hassasiyet gerektiği kadar gösterilmezken, Suriyeli ve Afgan göçmenler konusunda “Açık Kapı Politikası” izlendi ve gelene “geç” denildi. Bu konuda Müslüman halkın yumuşak karnı olan dînî duyguları bilerek ya da bilmeden istismar edildi. Olaya meşrûiyyet kazandırmak için “Ensar” ve “Muhacir” gibi dînî kavramlar kullanıldı. Hâlbuki ne “Ensar”, Ensar’a benziyordu, ne de “Muhacir”, Muhacir’e...

“Ensar” Ensar’a, “Muhacir” de Muhacir’e benzemediği hâlde ilk zamanlarda mağdûriyet ve mazlûmiyetten absorbe olan konu, yıllar geçtikçe kangrene dönüştü ve her iki taraf arasında büyük çekişmelere sahne oldu. Henüz medenîleşme sürecini tam olarak tamamlayamamış Türk toplumuna bir de bedevî Arap kültürü dâhil olunca olanlar oldu, kavgalar ve suç oranları arttıkça arttı. Sosyal doku zedelendi. Böylece göçmen politikası gelinen noktada hükûmetin aleyhine evrildi. Bu konu da seçimlerin kaybedilmesinde önemli bir parametre olarak târihteki yerini aldı.

07 Mayıs 2024

NOT: Devam edecek…

Yorum Ekle
Yorumlar (1)
ŞÜKRÜ SAVAŞ | 14.05.2024 16:02
Peygamberimizin "Komşusu açken tok yatan bizden değildir" dediği ve din ayırımı yapmadığı bir kültürden gelen bizlerin , Esed'in zulmünden kaçarak ülkemize sığınan, dedeleri Çanakkale' de atalarımızla koyun koyuna yatan Müslümanları faşitlerin bakış açısıyla değerlendirmek bir Müslümana hiç yakışmıyor. Bizim inancımızın ve kültürümüzün " yolda kalmışa, savaşta sıkışmışa yardımcı olan bir bakışı vardır. İslama düşman olan CHP ile yanlışı olan AKP' yi aynı terazide tartmak ise bizim inancımıza hiç uymuyor.