metrika yandex

Haberler / Kültür - Sanat

Eşiniz Sizden Ne İster / Ayten Durmuş

23.04.2020

Eşiniz Sizden Ne İster?

Yazar: Ayten DURMUŞ

Nesil Yayınları

Özetleyen: Ali DALAZ

Kadın ve Erkek... Birbiri olmadan yarım, ancak birlikte olunca bütün. İki cins birbirine muhtaç. İnsanlar sadece nesil için değil, her anlamda birbirlerine ihtiyaç içerisinde. Nesil üretme imkanı kalmamış nice yaşlı eşler vardır ki, adeta ikinci balayı yaşadıklarını düşünmekten kendimizi alamayız. Birbirinin üzerine titremeleri, birbirlerine bakışları, birbirlerinin ihtiyaçlarını giderirken aldıkları hazzın tezahürü bizleri etkiler ve evliliğin sadece nesil ihtiyacından ileri gelmediğini fark etmenin mutluluğunu yaşarız. Sevginin hissedilmediği her ortam insanı yorar, usandırır. Evlilikte de bu böyledir. Sosyal hayatın devam edebilmesi için dengeli evlilikler oluştururken temel harcına “sevgi” katılıp katılmadığına dikkat edilmeli mutlaka. Evliliklerimizde ortak paydalarımız ne kadar çok olursa, evlilik o kadar güzel ve başarılı olur. Ortak amaçlar, ortak hedefler, evliliği sağlam temellere oturtmayı sağlayan en önemli unsurdur. Bunu elde etmenin yolu ise; eşlerin birbirlerinden ne istediğini anlamaktan geçer.

Hertaraf Haber’de Köşe yazıları ile yakından tanıdığınız yazarımız eğitimci Ayten Durmuş Hoca Hanım, “Eşiniz Sizden Ne İster” isimli kitabı ile, toplumun en temel ve en nadide kurumu olan Aile’nin mutluluğa ve huzura giden yolunu bizlere anlatmaya çalışıyor. Eş seçiminden, Aile hukukuna, hediyeleşmekten eşler arası konuşma usulüne, çocuk eğitiminden, kişisel gelişime; hepsi birbirinden güzel konularla bizleri aydınlatmaya çalışıyor.

Ayten Hanım’ın çok değerli eserleri var. Fırsat buldukça o eserleri sizlerle paylaşıyoruz / paylaşmaya devam edeceğiz.

Kitabında altını çizdiğim satırlarla sizleri başbaşa bırakıyoruz.

Ali DALAZ – Hertaraf Haber – Kültür Sanat Servisi / Ankara

Evlilik nedir?

İnsanoğlu bir kadın ve bir erkekten yaratılmıştır. İnsanın en kuvvetli arzusu olan, neslin devamının sağlanması için, iki cins de birbirine muhtaçtır

(…)

Sevginin hissedilmediği her ortam insanı yorar, usandırır. Evlilikte de bu böyledir

(…)

Evlilik her iki cins için de gerçekten zor bir olaydır. Eğer Allah’ın fazlı ve rahmeti olmasaydı birbirinden tamamen farklı insanlar yıllarca bir evi, sofrayı, yastığı özetle hayatı paylaşamazlardı.

Bilge hocamız Nasreddin’den bir şey alıntılamadan bir şey yazmak mümkün değil: Kadının biri eşeğini kaybeder. Çok aramasına rağmen bulamaz. Sonra “En iyisi, ben hocaya gidip sorayım.” der ve gelip sorar. Hoca cemaati işaret ederek, “Namazdan sonra” der. Namazı bitirirler, hoca ce­maate dönüp: “Ey cemaat, aranızda hiç âşık olmayan var mı?” der. Karşı cinse ihtiyacı olmadığını ispat etmek isteyen biri ayağa kalkarak, “Ben varım!” der. Hoca kadına döner:

“Gel hanım gel, eşek bulundu.”

(…)

İngiliz şairi Milton’a sormuşlar:

“Neden İngiltere’de bir veliaht ondört yaşında kral oluyor da, on sekizini doldurmadan evlenemiyor?”

Milton şu cevabı vermiş:

“Bunu bilmeyecek ne var. Bir kadını idare etmek, bir devletin idaresinden daha güçtür de ondan.”

Hem dinî, hem millî geleneğimizin bir sonucu olarak erkekler kuracakları yuvada aile reisi olma gibi bir sorumluluğu üstleneceklerdir. (…)

Mutlu edilmeyi bekleyen edilgen insanlar da hiçbir zaman mutlu olamazlar.

Bakın düşünürlerden bazıları bu hususta neler diyorlar:

“Sizi mutlu ya da mutsuz kılacak mevkiiniz değil mizacınızdır.” (Emerson)

“Hayatta sürekli mutluluk ancak başkaları için yaşamakla elde edilir.” (Somerset Mougham)

“Başkalarına mutluluk sağlayabilen insan mutludur.” (Di­derot)

Sıkıntı ve huzursuzluk içine iyice yerleşmiş, âdeta kişiliği haline gelmiş insanlar da en mükemmel bir eşle bile evlenseler mutlu olamazlar.

(…)

Maddî olarak da eğer kuracağı yuvanın ihtiyaçlarını giderecek imkânlara sahip değilse, evliliği ertelemeye gayret etmelidir.

Şöyle bir hikâye anlatılır: Adamın biri her gün evine eli-kolu dolu gelirmiş. Karısı kocasını kapıda karşılar, elindekini alır, yapar, çatar ortaya getirirmiş. Günün birinde adam evine eli boş gelmiş. Kapıyı açan kadın elini uzatacağı sırada bakar ki bir şey yok, başını kaldırıp kocasının yüzüne bakar: "Aaaaa, senin bir gözün körmüş!" der.

Maddî imkânlar pek çok kusur ve eksiğin üzerine sıvanmış sıvadır. Sıva kalkınca kusurlar ortaya çıkar.

Biz bu kadını kınamıyoruz. “Demek kocasını parası için seviyormuş” falan gibi klişe lâflar edecek değiliz.

(…)

Anneler, babalar, bekârların evliliğine yardımcı olan insanlar, evlenecek erkekler ve kızlar hepimiz yeniden düşünmek ve dönüşü çok zor bir yolun hazırlığını iyi yapmak zorundayız. Bilhassa evlenecek insanların: "Ey Rabbimiz, bize eşlerden ve nesillerden gözlerimizin süruru olacak iyi kimseler ihsan et.” (Furkan sr:74) emri ilâhisiyle sürekli dua etmeleri mutlaka gerekir.

Nasıl eş seçeceğiz?

Rasulullah şöyle buyurdu: “Kadın dört şey için nikah edilir. Malı, asaleti, güzelliği ve dini için. Sen dindarını tercih et, ellerin topraklansın.” (Ellerin topraklansın iltifattır.)

Sevdiğinizi söylemekten çekinmeyin

İnsanlar birbirleriyle anlaşabilmek için hiç şüphesiz konuşmaya ihtiyaç hissederler. İnsanlar birbirini kırmadan, incitmeden, birbirinin fikirlerine saygı göstererek konuşabilseler anlaşmazlıkların önemli bir kısmı giderilebilir, pek çok insan birbirinin yakın dostları haline gelebilir.

(…)

Toplumun temeli hiç şüphesiz ailedir. Ailelerin sapasağlam olduğu toplamları yıkıp, yok edebilecek bir güç yoktur. Ailenin reisi olan adam, ev halkını sevgi halesiyle kuşatmalı, bunu mutlaka diliyle de ifade etmelidir. Hiçbirimiz diğer birimizin kalbinden geçenleri okumak imkânına sahip değiliz.

Evli erkekler eşlerine hiç çekinmeden, onları sevdiklerini söylesinler. Bu sevgi, üretken, merhametli, şefkatli kadın fıtratından en az bire iki olarak geri dönecektir. Hangimiz sevilmeyi hem de çok sevilmeyi istemeyiz ki... Öyleyse başlangıcı yapalım.

— Karıcığım, seni önce insan olarak, sonra dindaşım olan bir Müslüman olarak, sonra da benim eşim olarak üç ayrı sevgiyle, üç kere seviyorum, dediniz mi eşlerinize, bir kere daha deyin, bir kere daha deyin, bin kere daha deyin, ne kaybedersiniz? Bir çiftçi gibi hasadınızı ekmiş olursunuz. Âlemlerin Rabbi dahi kadını tarlaya benzetiyor. (Bakara:223) Öyleyse siz bu tarlaya sevgi tohumunu bin kere ekseniz değmez mi? Çünkü hasat sizin olacak.

(…)

Önce gerçekten sevin. Sonra bu sevgiyi ifade edin, daha sonra da bu sevgiyi her türlü zararlı etkenlerden koruyun ki eviniz sizin için sıcacık bir yuva, sığınacağınız liman, huzur ve sükuna kavuşacağınız yerler haline gelsin.

“Allah evlerinizi sizin için bir huzur ve sükun yeri yaptı.” (Nahl sr.80)

Önce kardeş olun

Eşleriniz, sizinle evlenmeden önce, fıtratta eşiniz, dinde kardeşleriniz idiler. Yani insan ve Müslüman idiler. Evlilik müessesesi ile birlikte gerçekten korunması zor bir emanet almış oldunuz. Bu emanetten mutlaka hesaba çekileceğinizi unutmayın. Günün birinde, evliliğiniz yürümez, ayrılmak zorunda kalırsanız, yine de fıtratta eş, dinde kardeşiniz olarak kalacaksınız.

“Müminler ancak kardeştirler...” (49/10)

Kendiniz için istediğinizi eşiniz için de isteyin

Evliliğe adım atan genç erkek, epeyce hayaller kurar. Eşi olacak aday o hayallerdeki yerini çoktan almıştır. Her iki taraf da hem heyecanlı, hem korku dolu hem de epeyce beklentiler içerisindedir.

(…)

Bernard Shaw, evlenen her genç kızın, kocasının onu çok daha iyiye doğru değiştireceğini inandığını söyler.

(…)

Şunu peşinen kabul edin: Eşiniz kesinlikle sizin hayallerinizdeki insan değil, o kendisidir. Hayallerinizdeki insan olmaması onun suçu değildir. Onu öylece kabul eder, sever ve güzelliklere yönlendirirseniz en akıllı tavrı ortaya koymuş olursunuz.

(…)

Eşinizle ilgili sorunlarda varsa kızınız veya kız kardeşinizi düşünün. Benzer sorunları onlar yaşasalardı onlara nasıl çözümler önerirdiniz.

(…)

Sizin karınız da bir başka baba ve annenin gözbebeği, sevgili yavrusudur.

Hediye vermeyi unutmayın

Malî durumunuz şu veya bu şekilde olabilir. Yine de zaman zaman uygun hediyelerle karınızın gönlünü yeniden fethedin. Bu hediye illâ ki malî değeri yüksek bir şey olmak zorunda değil. Onu düşündüğünüzü, onu sevdiğinizi gösteren bir şey olsun.

(…)

Kadın üretkendir, nesli ürettiği gibi, sevgi alırsa sevgiyi de üreterek iade eder çevresine. Kadının sevgi dağıtmasını ve üretmesini sağlamak kesinlikle kocasının elindedir.

(…)

Ufak hediyeler tohum gibidir. Küçüklüğüne bakmayın tohumların, çınarın tohumu da minicik bir şeydir.

Sadece eşlerinize değil, çocuklarınıza, akrabalarınıza, dostlarınıza, tanıdıklarınıza hediye vermek için, imkânınız varsa, fırsat kollayın.

Güzel giyinmesini bilin

“Temiz ve düzgün kıyafet, iyi bir tavsiye mektubudur.” der Cenap Şahabettin. Tamamen doğrudur

Zahiri görüntünün kesinlikle çok etkisi vardır.

(…)

Beden Dili üzerinde çalışmaları bulunan bir yazar: “Başkasından göreceğimiz saygı, kendimize göstereceğimiz özen kadardır” diyor. Haklılık payı çok olan bir söz değil mi? Çevrenize bakın bu böyle.

(…)

Bir hanım yazar; “Hafta sonunu evinde saç-sakal dağınık, kötü kıyafetlerle geçiren bir adam, hafta sonunun niçin kötü geçtiğine başka sebep aramamalıdır” diyor. Kocalar nasıl eşlerinin kendi yanlarında temiz ve düzgün giyinmelerini istiyorlarsa, kendileri de eşleri için giyinmeli, temiz ve düzgün olmalılar.

(…)

28 Şubat darbesinde meslekten ihraç edilen bir edebiyat öğretmeni anlatıyor: ‘Maddî ve manevî kayıplarımın olduğu bir dönemde, vücudum yaşadığım acılara ortak olarak hastalandı. Nefes almakta çok zorlandım. Yaşadığım bu durum, aklımı başıma toplayıp, kayıplarım için yas tutacağıma, kaldığım yerden, en güzel şekliyle hayatıma devam etmem gerektiğini bana acı ama güzel bir şekilde öğretti. O dönemde hastaneye alındım. Başka kadınlarla aynı odayı paylaşıyordum. İlk yattığım gece eşim ve erkek kardeşim birlikte yanıma geldiler. Bu durumdan, yüksek moralle kurtulacağım gerçeğini bana bir kez daha anlatıyorlardı. Eşimin üzerinde kendisine yakışan bir takım elbise, kardeşimin üzerinde güzel bir spor kıyafet vardı. İkisi de gözüme birbirinden yakışıklı görünüyordu. Onlar konuşurken, aynı odada yattığımız, eskiden de tanıdığım, on yıllık genç bir dul olan güzel hanımın gözlerini eşimden ve kardeşimden alamadığını gördüm. Eşimin ve kardeşimin cazibesi kadınlık gururumu okşamıştı. Onlar bu durumdan habersiz, bana moral destek vermeye çalışıyorlardı.

(…)

Hastane çıkışımdan epeyce sonra idi. Eşimle büyük bir süper markette alış verişte idik. Bahsettiğim hanımla karşılaştık, selâmlaştık. Eşimi fark etmedi bile. Neden mi? İki günlük sakal, epeyce uzamış saçlar, üzerinde de eh işte bir kıyafet vardı da ondan.’

Eşinizi küçültmeyin, azarlamayın

Halk arasında, “İnsana kırk kere deli dersen deli; sağlama kırk kere hasta dersen hasta olur.” denir. Bu durum sözün müthiş etkisinin ifadesi açısından doğrudur. Mevlana “İnsanoğlu dünyayı zapt eder ama ağzını zapt e­demez.” diyor. Eğer ağızlarımızı gereksiz yere açmayabilseydik kırgınlıkların, küskünlüklerin çoğu olmayacaktı.

Karı-koca olan insanlar şunu bilmeliler: Eşini küçülten insanlar, bu sebeple yükselmezler, tam tersine seviyelerinin düşüklüğünü ortaya koyarlar. Elbette herkes kusurlu, herkes hatalıdır. Kusursuz olan yalnızca Allah’tır.

(…)

Eşler, birbirlerindeki sıkıntı veren durumları konuştuklarında, işi benliğe ve tartışmaya dökmemeliler. Eğer tartışmaya doğru gidiyorsa, konuşma hemen kesilmelidir

Eşinizi her yönden teşvik edin

Bedensel ve ruhsal bir özrü olmadığı sürece insan için gelişmek imkânı her zaman vardır. Yeter ki çevresinde “Yapamazsın, beceremezsin, olmaz” diyen olumsuz insanlar bulunmasın.

(…) İlk eylemimiz, çevremizden olumsuz insanları uzaklaştırmak veya onlara kulaklarımızı tıkamak olsun.

“İhtiyaç duyduğum en büyük eksiklik, bana yapabileceğim şeyleri yaptırabilecek dosttur.” diyor Emerson.

(…)

Teşvik etmek, gayretlendirmek, bu sefer olmazsa gelecek sefere, yine olmazsa öbür sefere olacaktır, diyerek bıkmamayı sağlamak, çevremizdekileri kalifiye insanlar haline getirmek açısından çok önemlidir.

Eşinize özel alan bırakın

Evlenen insanlar, eşlerinin kendilerinden tamamen ayrı şartlarda, ayrı değer ölçüleriyle yetiştiğini bilmeliler. Bu sebeple uyduğumuz ve mutlaka uyulması gerektiğini düşündüğümüz değer ölçüleri için eşimize biraz esnek bir alan bırakmalıyız.

Bildiğiniz gibi insan bir günde yetişmiyor. Yılların emeğiyle hazırlanan insan binasını öyle kolay kolay değişti­remeyiz.

(…)

Herkes bilir ki, insan yetiştirmek kadar zor bir hadise yoktur. Anne-babaların hiçbiri kız çocuğunu büyütüp evlendirdiği zaman onu unutmak, defterden silmek için evlendirmezler.

(…)

Doğru ve güzel olan, güzel ilişkiler kurmaya çalışmaktır. Örnek olacak tavırlar sergilemektir.

(…)

Eşinizin, geçmişe veya o döneme ait olarak size anlatmak, sizinle paylaşmak istemediği durumları saygıyla karşılamalı ve bu sebeple onu suçlamamalısınız.

(…)

Farklılıklarımızla birlikteliği başarabilmek çağımız sistemlerinin dahi en büyük sorunu. Bizler yuvalarımızda fıtrat farklılığını peşinen kabul ederek, birbirimizin özel alanı bulunmasını doğal görür, saygı gösterirsek, bu durumun problem olmak bir yana keyifli bile olabileceğini hemen fark ederiz.

Özel birliktelikler için imkân hazırlayın

Her birimiz farklı ortamlarda, farklı şartlarda hayatımızı devam ettiriyoruz. Kimimizin yanında ebeveynlerimizden biri veya ikisi, kimimizin yanında tahsil veya bir başka sebeple kalan akraba veya tanıdığımız var.

(…)

Tüm bu sebeplerle evlilik, belli bir zaman diliminden sonra âdeta görev ve sorumlulukların ifa edildiği bir iş veya memuriyet gibi telâkki edilmeye başlanılıyor.

Kurgulanmış ve aylarca, belki de yıllarca aynı şekilde devam eden evlilikler, eşlerin sırtına yük gibi biniyor.

(…)

Sürekli yaşadığınız yerden ayrı olarak, baş başa en az bir hafta geçirebileceğiniz bir imkân hazırlayın. Bu baş ba­şa­lı­ğınızda, büyümüşlerse çocuklarınız bulunmamalıdır. Bir hafta süren bir kaplıca tatili, köyünüzdeki oturulabilir durumdaki eviniz, bir tanıdığınızın deniz kenarındaki kilitli duran yazlığı. vs. Her yolu deneyin ve baş başa en az bir haftayı birlikte geçirin. Çünkü fazla değil, kısa bir süre sonra çocuklar kanat açıp kendi iklimlerine doğru uçacaklar ve siz iki kişi kalacaksınız.

(…)

Bu konuda Goethe’ye biraz kulak vermekte fayda var:

“İster kral, ister bir köylü olsun, dünyada en mutlu insan ,evinde huzuru olandır” diyor.

Bu huzuru oluşturmak, korumak en azından elbisemize, arabamıza gösterdiğimiz kadar ilgi ister. Bu ilgiyi gösterelim, en azından kendimiz için. Çünkü;

“Evinde huzur bulamayan insan, başarıya giden yolu kaybeder.”

Eşinize güzel sözler söyleyin

Dış görüntü insanlar hakkında ilk izlenimi edinmemizi sağlar. Bu kısa süren bir ön tanımadır. Konuşmadıkça insanlar hakkında yeterli bilgiye sahip olamayız.

(…)

Kendini zapt edemeyen insan, kimseyi zapt edemez. Kendiyle başa çıkamayan insan, kimseyle başa çıkamaz. Kişisel eğitimini hep devam ettirerek ilerleyemeyen insanın da başkalarını düzeltmek gibi bir iddiasının bulunması inandırıcı olamaz

Kişisel gelişimine destek olun

Erkekler! Hanımlarınızın vasıfsız olması, imkânsızlık, ekonomik çaresizliğin verdiği korku, onların size daha çok bağlı olacaklarının garantisi değildir

(…)

“Her başarılı erkeğin arkasında başarılı bir kadın vardır.”denir. Doğrudur.

Ama şu söz de doğrudur:

“Her başarılı kadının arkasında da başarılı bir erkek vardır.”

Eşinize destek olun.

Onun ayakta durmasını sağlayın

Hayatın ve gelecek yılların hangimize ne getireceğini hiçbirimiz bilemeyiz. Bu bilgisizlik bizi dünya hayatı üzerine, daha çok eğilmeye sevk ediyor.

(…)

Erkeklere soralım; Allah Müslüman olarak ölmeyi ve hayırlı uzun ömür yaşamayı nasip etsin, farz-ı muhal yarın ölecek olsanız:

1) Öpmeye, sevmeye kıyamadığınız yavrularınızın nasıl bir annenin ellerine kalmasını istersiniz?

2) Eşiniz çocuklarınızın sorumluluğunu kaldırabilecek kapasitede mi?

3) Çocuklarınızı tek başına da olsa güzelce eğitip, yönlendirebilir mi?

4) Eşiniz çocuklarınıza örnek olabilir mi?

5) Maddî sıkıntılara düşerse nasıl giderebilir, bir yol bulabilir mi?

(…)

Kişilikli nesiller için, bu söz elbette bizim de çocuklarımızı yetiştirmede hedefimiz olmalıdır.

Sevgili kardeşlerim, eşiniz pek çok şeyi başarıyla yapabilir, ona imkân verin, iki ayağı üstünde durabilmesinde yardımcı olun, bundan siz de faydalanırsınız.

Hiçbir şey bilmeyen ve beceremeyen bir kadın inanın sıkıntıdır. Eşinizin öğrenmesine ve yeni beceriler kazanmasına destek verin. Unutmayın öğretim ve eğitim ömür boyudur ve hiçbir şey için geç değildir.

(…)

Zamansız yıkımlar yaşamamak için kendinizi, eşinizi ve çocuklarınızı kendi ayağı üzerinde duracak hale getirmelisiniz.

Ne bekliyorsunuz?

Hayatın biraz daha keyifli olmaya başladığını hemen göreceksiniz emin olun.

Sorumluluklarınızı eşinizin üstüne yıkmayın

Aile küçük bir devlet, devlet büyük bir ailedir.

Bir ailede hangi şartlarda huzur, sükun ve mutluluk sağlanabilirse kesinlikle devlette de aynı metotlarla huzur ve mutluluğu sağlayabilirsiniz.

(…)

Bedensel farklılıklar ve yaşın ilerlemesi sebebiyle görev ve sorumluluklarda değişiklikler elbette olacaktır. Ancak kimse kendisini tembelliğin koynuna bırakmamalıdır. Tembel insan asla huzurlu ve mutlu olamaz.

Bismark’ın : “Gençliğe üç öğüdüm var: Çalış, çalış, çalış” sözünü yaş farkı gözetmeden herkese öneriyorum.

Kendinize tıpkı devlet gibi, bir yıllık, üç yıllık, beş yıllık, on yıllık planlar hazırlayın. Hayatınızın her döneminde, yaş ve konumunuza göre bir planınız mutlaka bulunsun..

Çocukların eğitimine önem verin

Çocuklar evliliklerin, yuvaların en tatlı meyvesidir. Onlarsız yuvalar ne kadar boş, sessiz, tatsız, gayesiz olurdu değil mi?

(…)

Çocukların ergenlik sıkıntılarını ve kuşak farklılığı sorununu aştığı dönem geldiğinde acaba bizim için, “Benim annem ve babam harika insanlardı. Beni büyütmek, iyi, sağlıklı, dengeli bir insan olarak toplumsal hayata katılmamı sağlamak için ellerinden gelen her şeyi yaptılar. Şimdi onları daha iyi anlıyor ve takdir ediyorum.” diyebilecekler mi?

Ona nasıl davranıyor, ne söylüyorsunuz? Sizin için çocuğunuz ne kadar değerli?

(…)

Demek ki babalar çocuklarına, mutlaka bir ev, bir araba, yüklü miktar para vs. vermek zorunda değiller, ancak onları mutlaka güzellikle ve güzelce terbiye etmek zorundalar.

Terbiye; istediklerini yaptırmak, yapmadığı anda, kaşlarını çatarak korkutmak ya da dövmek değildir. Biz anne-babalar yıllardır bizi Yaratan’ın bir sürü isteğini yerine getiremedik, Rabbimiz bizi dövüyor mu bu sebeple?

Eğitim esnasında, elinde sigarasıyla, sigaranın zararlarını anlatarak, çocuğuna sigarayı yasaklayan, kullanırsa cezalandıracağını söyleyen babanın pozisyonunu terk etmeliyiz.

(…)

Hiçbirimiz şunu unutmamalıyız, çocukların öğütten çok güzel örneklere ihtiyacı vardır. Gerek bizler, gerek çocuğun üzerindeki etkili büyükler, hiçbirimiz bunu unutmamalıyız.

Kızlarımızı ve oğullarımızı, evlendikleri insanları pişman etmeyecek, onların başının püsküllü belâsı olmayacak şekilde yetiştirelim

Çocuklarımıza, yaşları ilerledikçe merak edebileceği bazı şeyleri bize rahatlıkla sorabilecek yakınlıkta olmalıyız. Sevinçleri gibi endişe ve problemleri de bizimle paylaşma imkânı vermeliyiz. (…)

Rousseau şöyle diyor:

“Hakkı ve kendisine yaraşan zevkleri elinden alınan gençler, onların yerine daha gizli ve tehlikeli olanları koyarlar.”

Çocukların meslek edinmesine yardımcı olun

Babalar özellikle çocukların meslek edinmesi hususunda titiz olmalılar. Önce çocukların kapasitesine saygı göstermeliler. Onları kendi ulaşamadıkları hedeflerine ulaşmak zorunda görmemeliler.

Çocuklarınız adına karar almayın, onlar karar vermeye çalışırken yardımcı olun, hedef belirlemesini, bunun için gereken şeyleri anlatarak ufkunu açın. Sizin çok zevk aldığınız bir şeyden o hoşlanmayabilir, bunun için onu suçlamayın. Unutmayın o siz değil, siz olmak zorunda da değil.

Hz. Ali: “Çocuklarınızı yaşayacakları zamana göre yetiştirin.” diyor. Bunu bilhassa meslekî açıdan dikkate almalıyız.

(…)

Çocuklarımızın edinmesine çalıştığımız beceri ve meslekler güncel ve ileriye dönük olmalıdır. Yeni teknik, ufuk genişliği ve yüksek performans ile birleşen sevilen bir işte üstün başarı kazanılmaması için hiçbir sebep yoktur.

Toplumun ihtiyaçlarına, isteklerine yönelik işler yapılması, iş sahibini başarılı kılar. Alıcı bulamayan metanın çok güzel ve çok değerli olması kazanç getirmez.

Öfkenizi eş ve çocuklardan çıkarmayın

Zaman zaman hayat, olanca ağırlığı ile üstümüze üstümüze gelir. Sanki problemler birbirine zincirle bağlıymış gibi, biz birini henüz halletmişken bir diğeri gelir, üstümüze çullanır.

Böyle dönemler istisnasız her insanın hayatında bulunur. Bizler her birimiz en iyi kendimizi bildiğimiz için zannederiz ki dünyada bizim gibi sıkıntılı iş ve sorunlarla uğraşan yoktur. Bu dönemlerde gözümüz hep hayatın eksilerine odaklandığı için bir türlü öbür tarafları göremez, fark edemeyiz. Halbuki hayat eksiler ve artıların birlikteliğinden kurulmuş sazdan-samandan bir evdir.

(…)

“Ayakkabım yok diye üzülüyordum, ayakları olmayan bir çocuk görene kadar ” diyor Anatole France.

Yokluklara ağlamak yerine, var olanlara sevinmek öncelikle insanı ruhen daha mutlu, daha sağlıklı ve güçlü kılar. Daha sonra, varlığa sevinmek bir tür şükür nişanesi olduğundan;

“Şükredin ki size olan nimetimi artırayım.”(İbrahim Sr:7) buyuran Âlemlerin Rabbinin rahmet ve bereket ihsanına sebep olur.

(…)

Yapılabilecek her şeyi yaptıktan sonraki tevekkül insanı kanaatkâr kılar. Yapılabilecekleri yapmadan bekleyenler, uyuzluk ve tembelliğin pençesinde, pişmiş armudun ağızlarına düşmesinden sonra, göklerden gelecek üç elmanın birisinin de kendi ağızlarına doğru yol almasını bekleyerek ömür tüketirler.

(…)

William James, “Bizler mutlu olduğumuz için gülümsemiyoruz, gülümsediğimiz için mutlu oluyoruz.” diyor.

(…)

Eş olarak yaptığımız hatalardan biri de artık altında ezileceğimiz kadar ağırlaşan problemleri, eş ve çocuklarımıza güzelce anlatıp, bu dönemin elbette geçeceğini ama geçene kadar da hepsinin destek ve fedakârlığına olan ihtiyacımızı ifade etmemektir. Sıkıntılarımızı ifade ettiğimiz takdir de kesinlikle kimsenin saygı ve sevgisi eksilmeyecektir. Meselâ, mali kriz yaşadığınızı ve durumu ev halkınızla paylaştığınızı düşünün.

Bakın neler olur: Oğlunuz, okul tatil olduğunda alınmasını hayal ettiği bisikletten hiç bahsetmez, alınmasını beklemez ve istemez de.

Eşinizin üstün olduğu yönlerini takdir edin

Hiçbir insan, bir diğerinin aynısı değildir. Bu sayısı belirsiz farklılık, Yaratıcı kudretin bir nişanesidir.

(…)

Yanlış yerde yarışana başarı madalyaları takan olmamıştır. Kazanılmak için alın teri dökülmemiş bir şey, üstünlük sebebi olamaz.

(…)

Dünya hayatının, görkemli amel ve başarılarının, saçılmış tozlar halinde zerrelere döndüğü gün (Furkan Sr: 23), dünya hayatının devleri cüceleşerek gerçek kimlikleriyle görünecektir.

Biz insanlar, güzel sözlerden, teşviklerden hoşlanırız. Artılarımızın ifadesi bizi mutlu eder. Bu ifade bahçedeki çiçeklerin etrafındaki zararlı otları yolarak, çiçeği daha görünür kılmaya benzer.

(…)

Eşler, birbirlerinin, kendilerinde olmasa bile, güzel özelliklerini yüksek sesle, uygun zaman ve zeminlerde ifade etmeliler.

(…)

Küçülttüğünüz eşiniz, geride kalmaya mahkûm olduğu gibi, sizi de geri bırakır. Neden onu daha iyi hale getirerek, daha iyi hallerini ifade ederek, kendi yolculuğunuzu da daha az yorucu, daha güzel ve keyifli hale getirmiyorsunuz?

(…)

Toplumsal ölçülere göre yapılan bu evliliklerde pek başarılı olunamadığı, yüksek tahsilli insanların boşanma oranlarındaki artışta da ortaya çıkıyor. Denklik elbette aranması gereken, evliliğe artılar getirebilecek bir husus ama denklikten kast olunanı yeterince anlamadığımız da bir gerçek.

(…)

Eşler, birbirlerine moral destek vererek, yaptıklarının yapabileceklerinin göstergesi olduğunu söyleyerek, başaracağına inandığını ifade ederek, mevcut durumun olumlu yanlarını bir kez daha tekrar ederek cesaret verip, yardımcı olmalılar.

Sizinle mutlu olmasını sağlayın

Çocuklar evliliğin çok önemli bir hasadıdır. Ancak eşlerin paylaştığı tek şey de çocuklar olmamalıdır. Bunun dışında birlikte yapmaktan hoşlanacakları zevkleri ve meşgaleleri olmalıdır. Çünkü, mezara kadar sürmesi arzulanan bir akit yapılmıştır.

(…)

Bizler hepimiz, yanında olunmaktan mutlu olunan insanlar haline gelelim. Birlikteliğimiz eş ve çocuklarımızı mutlu etsin. Aramıza nifak çıbanları sokmayalım. Olanları derhal tedavi edelim, hatalarımızı itiraf edip helallik isteyelim. Büyüğüz diye havaya girmenin gereği yok. Herkesin birbirinde hakkı var.

Rasulullah (a.s.m) buyurdu: “Oruç, namaz ve sadaka derecesinden daha üstün olanı size bildireyim mi?”

“Evet,” dediler

—“Aranın iyi olmasıdır. Çünkü aranın bozuk olması bir yülgüdür.”

Şöyle de buyurdu: “İşte bu haslet bir yülgüdür ki, saçı tıraş eder demiyorum; fakat dini tıraş eder.” (Tirmizi, c.4, sf.293, hno.2627)

Demek ki huzursuzluğun had safhada olduğu bir ortamda namaz, oruç gibi kulluk görevlerimizden gereken sonuç, verim, bereket alınamıyor.

Öyleyse hepimiz öncelikle ev halkımızla, sonra yakın çevremizle daha sonra diğer insanlarla iyi ilişkiler kurmaya gayret etmeli, bozuk ilişkilerimizi düzeltmeli, kopuk ilişkileri yeniden başlatmalıyız.

Eş ve çocuklarınızı başkalarına şikâyet etmeyin

Hayvanlar âlemini incelemek, onlarla ilgili kitaplar okumak, gökyüzünü, gök cisimlerinin büyüklüğünü, mükemmel uyumunu öğrenmek insanoğlunun ufkunu açıyor.

(…)

Hayata olumlu bakan insanlardan, önemli hatıralarını anlatmasını isterseniz, hayatlarının tatlı bir taraflarını anlatırlar. Olumsuzlukları önceleyen insanlardan aynı şeyi istediğinizde onlar, kötü zamanlarından birini anlatmayı tercih ederler. Siz en önemli olarak genelde ne tür şeyleri hatırlıyorsanız ona göre bir insansınız. Kendinizi değerlendirin.

Olumlu ve olumsuz iki kişiye, aynı insanı, “Nasıl biri?” diye sorun. Sanki iki ayrı insandan bahseder gibi cevap vereceklerdir.

“Bir hapishanenin parmaklıklı pencerelerinden iki tutuklu bakıyordu. Biri önündeki çukuru görüyordu öteki de gökteki yıldızları.”

Demek ki etrafı kontrol edip şikâyet edecek şeyler bulmadan önce bakış açımızı, kendimizi incelememiz gerekecektir.

(…)

Eş ve çocuklarınızı başkalarına şikâyet ettiğiniz zaman, onların yüzlerine, size olan bakışlarındaki değişmeye, ses tonlarındaki farklılığa, sizin yanınızdan uzaklaşmak için çabalamalarına lütfen dikkat edin

Birbirini görmekten, bir arada olmaktan mutlu olunmayan her zaruri birliktelik dağılmaya mahkûmdur. Bizler, hepimiz düşünelim:

“Biz kendileriyle birlikte olunmaktan mutlu olunan insanlar mıyız?”

(…)

Bütün problemlerimizin, şikâyetlerimizin yanında küçülüp, önemini kaybettiği bir büyük davamız yoksa eğer, çevremiz hazır olsun, ömür boyu her şeyden şikâyet edeceğiz.

(…)

Problemlerinize, bahar mevsiminde ağaçları ve üzüm çubuklarını budayan bir çiftçi gibi yaklaşın. Çabanız en güzel verimi almaya yönelik olsun

Aile reisliğini kullanarak evde terör estirmeyin

İnsan, hiçbir şey bilmeyen ve beceremeyen bir varlık olarak dünyaya gelir. Yıllarca süren resmi ve gayri resmi eğitimlerden sonra ancak hayatı, kendi adına yaşamaya başlar. İnsanoğluna nesil bu dönemde verilir, çünkü her çocuk yıllar süren fedakârlık demektir (…)

Terör; konuşamayan, konuşmayı bilemeyen, beceremeyen, anlaşma ortamının yokluğundan ortaya çıkacak korkunç sonuçları hesap edemeyen, düşünemeyen, konuşulanı, anlatılanı dinlemeyen, dinlese bile anlayacak idrakten yoksun olan cahil ve düşüncesiz insanlar eliyle ortaya çıkar.

Aile hayatı için de durum böyledir.

Konuşulan ve dinlenilen yerlerde, insanların doğal ve insanî haklarına yasakların konulmadığı yerlerde, terör, kök salacak toprak, boy salacak boşluk bulamaz. Akıllı insanlar eliyle hemen sökülür, kesilir ve temizlik yapılır. Elbette her insan, sadece insan olması dolayısıyla, doğuştan getirdiği dokunulmaz, devredilmez, sorgulanamaz olan haklarıyla insanca yaşama hakkına sahiptir

Hatalardan dönebilme erdemini gösterin ve özür dilemesini bilin

İnsanı insan kılan özellik hata yapmasıdır. İnsanı üstün kılan özellik, yaptığı bir şeyin yanlış, hatalı olduğunu fark ettiği anda bundan dönüş için gösterdiği samimî gayrettir.

Bizler insan olduğumuzun farkındaysak, hatalar yapabileceğimizi bilmeliyiz.

(…)

Sosyal hayatımızda olduğu gibi ailevî ilişkilerimizde de çabuk kararlar alıp hatalar etmemeliyiz. Durum birden fazla tarafı ilgilendiriyorsa mutlaka diğer tarafı da dinlemeli, gerekirse karşı karşıya getirmeli, yüzleştirmeliyiz.

(…)

Farz edin ki pişman olunacak bir şeyler yaptınız. Aklınızı başınıza toplayıp sükunete kavuştuğunuzda, salimen düşündüğünüzde, iç sesiniz size:“Yanlış yaptın, hatalısın, sende de hata var.” diyorsa fazla beklemeyin, nefretin ateşten yapılmış, yakıp yok eden tohumları ekilmeden, özür dileme suyuyla onu söndürün.

Özür dilemek asla küçülmek değildir. Çocuklarınıza karşı bile hatalarınız olduğunda sakın babalık yahut annelik havalarıyla, yani büyük olmanız sebebiyle onlardan özür dilemekten vazgeçmeyin.

Hatalıysanız, özür dileyin, gönüllerini alın, unutmayın gönül Hakk’ın Kabe’sidir, yıkan asla iflah olmaz, yıktığınız gönül çocuğun bile olsa...

İltifat etmesini bilin

İnsan hayatı içerisinde yapılması en zor işlerden birisi de yönlendirmedir. Yönlendirme eğitimin en önemli parçasıdır. Bu iş ne kadar fark ettirmeden yapılabiliyorsa, o ölçüde başarılı olur.

(…)

Yönlendirmede ise, belki de fıtratın gereği olarak mevcut durum, talimatlar zinciri gibi algılanmaya başlanırsa yapılan ters teper. İşte bizler, yönlendirilmesi en zor olan insanları, yani eşlerimizi yönlendirmeye çalışırken, kullanacağımız en güzel metot iltifattır.

Sadece eş değil, çocuklarımızı, akrabalarımızı, tanıdıklarımızı, iş çevremizi aynı metotla daha iyiye sevk edebiliriz.

(…)

Sesin tonu bile söylediğimize inanıp inanmadığımızı ortaya koyar. Gerçekten inanarak söylediklerimiz inandırıcı olur ve etkiler. Bizim inanmadan söylediklerimize başkalarının inanmasını nasıl bekleriz.

Aylar süren küslükler yaşatmayın

Güzel bir ahlâka sahip olmak kadar insanoğlunu süsleyen bir ziynet yoktur. Ahlâk da insan gibi büyür, gelişir, değişir, olgunlaşır. Bu bilgiye sahip olmak insanı, kendi kendisinin terbiyesiyle de meşgul eder. Bu terbiye bir ömür devam etmelidir.

Okuyup öğrendiklerinizi paylaşın

Bir ev düşünün:

Sabahleyin koca kalkıyor, kahvaltısını ediyor, işine gidiyor, öğlen yemeğine geliyor veya gelmiyor, akşam yemeğinde evde, yemek yeniyor. Sonra ya televizyon kumandasını ya da günlük gazeteyi veya okumayı seviyorsa bir kitabı alıyor eline yahut uzun oturup uyuklamaya başlıyor. Bu evde hiç kavga olmaz. Neden mi? Çünkü paylaşılan hiçbir şey yok. Herkes kendisinin görev ve sorumluluk alanına giren konularda gerekeni yapıp bireysel yaşıyor, aynı çatı altında uyuyorlar o kadar.

(…)

Yaşamakta olduğumuz hayat filminde, hep dilsizi oynayan bir kadın veya erkek, eşinin hayatında ne kadar yere sahip olabilir, eşinin hayatına hangi artı değeri katabilir?

Aklı, dışarıda buluşacağı arkadaşlarında olan veya gündüzü işte, yatma vaktine kadar kalan zamanı kahvede veya bir başka yerde geçiren, evi otel gibi kullanan, aile hayatında asla yakalanamayan kaçağı oynayan bir adamın, eşi ve çocukları için ne kadar önemi olur.

Birbirimizle konuşalım ve karşı tarafı kibar bir şekilde dinleyelim.

Kocalar, eşlerine hoca olmak durumunda kaldıklarında veya kadınlar kocalarına hoca olmak durumunda kaldık­larında ki hayat hep böyle devam edecektir; yapılacak en iyi şey öğrendiğimiz doğruyu veya okuduğumuz konuyla ilgili bir yazı vesaireyi gösterip, anlatıp veya okutup; “Sen ne dersin?” demek en kolay en kestirme yoldur.

(…)

Üstünlük duygusunu kullanmak, Şeytan’ın, erkeklerin önemli bir miktarında, en kolay nüfuz ettiği bir yöntemdir.

(…)

Malda harcamanın en güzeli ev halkımıza olduğu gibi, bilgide de infakımızın en hayırlısı en güzeli ev halkımız için olandır.

Bu sürekli paylaşım sonucunda ne olur biliyor musunuz?

Hani şu düze ulaştırmak için önüne koşulduğumuz hayat arabamız var ya, bir de bakarız ki evdeki herkes tarafından çekilmeye başlanmış.

Önce ev halkına karşı sorumlu olduğunuzu unutmayın

Kimsesiz Çocuklar Yurdundaki çocukların pek çoğunun kimsesiz olmayıp, parçalanan ailelerin çocukları olduğu veya en azından anne yahut babasından birisinin hayatta olduğu herkesin bildiği bir gerçektir. Bahsettiğim çocuklar, iki hayvanın yavruları olsalardı, acaba şu andaki yalnızlığı ve terk edilmişliği yaşarlar mıydı

(…)

Terk etmemek, sahiplenmenin eşiti değildir. Aynı evi paylaşan nice karı-koca, nice baba-evlât, nice anne-evlât var ki gerçekte çoktan birbirini terk etmişlerdir. Sahiplenmek, sorumluluğu da birlikte getirir.

(…)Babalar, çocuklarını babalı-babasız bırakmamalılar. Akşamları eve gelip, olur olmaz şeye bağıran, çocukları korkutan bıyıklı veya sakallı adam baba değildir. Babalar, korkma değil, sığınma makamı olmalılar. Çocuklara, bu bıyıklı, sakallı adamlar,

“Akşam baban gelince görürsün.” şeklinde korku kaynağı olarak değil;

“Korkma, endişelenme, baban var, baban bir şeyler yapar.” denilerek sevdirilmeli ve güvendirilmelidir. Anneler bunu sağlamaya yönelik tavırlar göstermelidirler.

(…)

Babaların ve elbette annelerin sorumluluğu yalnız dünyevî hedeflerle sınırlı değil, bu sebeple gerçekten çok ağır bir sorumluluk taşıyorlar. Başkalarının çocuklarıyla ilgilenirken kendi çocuklarınızı unutmayın. Başkalarının çocuklarını eğitirken, kendi çocuklarınızı unutmayın. Başkalarının kızlarına, kadınlarına yol gösterirken, eşinizi yirmi yıl önceki noktada bırakmayın.

(…)

Ne onları ihmal, ne onlarda kaybolmak, ne onların meliki olmak hakkına sahip olmadığımızı unutmamalıyız. Sahibi olduğumuzu sandığımız sular, bizi boğmasın.

Eş ve çocuklarınızın birer emanet olduğunu unutmayın

Bir akit ile evlendiğiniz eşinizi, Allah’ın bir emaneti olarak helal edindiniz. O ancak bir emanettir, malınız, kişisel mülkünüz değil. Çocuklarınız da öyle. Size iki saatlik için emanet bırakılan komşunuzun çocuğundan tek farkı, daha uzun süre için emanet edilmiş olmasıdır.

(...)

Sevgi kalbin hasadıdır; gözleri iyi görmez, yanlış yönlere gidebilir; elinden mutlaka selim akıl tutmalıdır. Akıl da tek başına doğruyu bulamaz. Bu hızlı koşan koşucunun, önünü aydınlatan bir nur/ışık mutlaka olmalı ki, yanlış yönü doğru sanmasın. O nur Kuran’dır.

Eşinizin güzel taraflarını düşünün

Dünyada hiçbir şey tamamen kötü olamaz. Kötü de­diğimiz şeylerin ya sebebi ya sonucu hoşumuza gitmez.

(…)

Neyi görmek isterseniz, ona bakarsınız, neyi bulmak isterseniz onu ararsınız, nereye gitmek arzunuz varsa, o yöne doğru yola çıkarsınız, işin en kötü yanı, gittiğiniz her yere kendinizi de götürürsünüz, hiçbir yerde kendinizden kurtulamazsınız.

(…)

Mum ışığı iseniz bu da çok önemli, ancak güneşle evlilik yapıp; neden benden daha fazla ışık ve ısı yayıyor, diye huzursuzluk yaşamayın. Böyle olursa bu evlilikler iki tarafı da mutsuz eder.

(…)

Eşiniz üzerinde yeniden düşünün. Fark etmediğiniz ne güzel özellikleri varmış. Hadi onun için, yani onu size nasip ettiği için, iki rekat şükür namazı kılın, ellerinizi açın, rahatsız olduğunuz ufak tefek çıkıntıları törpülemesini Rabbinizden niyaz edin.

İyi insanlardan dost ve arkadaş edinmesini sağlayın

Eşler birbirinin en yakın dost ve arkadaşlarıdır. Fakat sosyal hayatın ve bir takım ihtiyaçlarımızın, bizi insanlarla pek çok şeyi bölüştüğümüz bir hayatı yaşamak durumunda bırakması, karı-kocanın arkadaşlığı dışında da birliktelikler kurmamızı gerektiriyor.

İnsandaki sevgi, insan zorbalığına muhatap olmadığı sürece kaynağı kurumayacak olan bir nehir gibidir.

(…)

İyi insanlarla dostluğa önem vermelisiniz. Dostlarınızın üzerinizdeki haklarını yerine getirmeye ve dostluğunuzu en zengin devletin hazinesinden daha değerli bularak korumaya çalışmalısınız. Bu konuda şu güzel sözü mutlaka nakletmek istiyorum:

Ebu Müslim Horasani, yıkılan Emevi Hanedanı için şöyle demiş:

“Düşmanlarınızı hoşnut etmek için, dostlarınızı kırdınız. Sonunda düşmanlarınızı memnun edemediğiniz gibi, dostlarınızı da yitirdiniz.”

Biz bu hatayı yaparsak, manevî yıkılışımız olur, çünkü dostlarımızla biz bir duvarı oluşturan tuğlalar gibi oluruz.

(…)

Yalnızlık tıpkı açlık gibi uzun vadede insan hayatını felç eder.

(…)

“Kolaylaştırın, güçleştirmeyin; sevindirin, nefret ettirmeyin, uyuşun, ihtilâf etmeyin.” diyor Allah’ın Rasulü.

Sosyal faaliyetlerde bulunmasını destekleyin

Çocukluğumda, otlaması gereken hayvanları zincirlerinden tutar, çeker götürür ve uygun bulduğum bir yere de zincirin ucundaki uzun sivri demir çubuğu toprağa iyice sokardım. (…)

Dünyada iyi ve güzel çok, kötü ve çirkin çok azdır. Hayata bu durum yansımalıdır.

Evlerimizdeki yasaklar bir elin parmağını bile geçme­melidir. Tabiî bütün yasakları önce nefsimize tatbik etmeliyiz. Yoksa kendimize uygulamayıp, ev halkına uygulamaya kalktığımız, hiçbir anlamı olmayan, mesnedi olmayan, özellikle faydası olmayan yasaklar konulmamalıdır. Yasakta murat, kesinlikle ev halkının faydası olmalıdır. Nefsimizden kaynaklanan kompleksler, kaprisler, kendi anlamsız korkularımız olmamalıdır.

(…)

Böyle üzüntülerden ve depresyonlardan uzak kalabilmek için; kadınlar da erkekler de mecburen yaptıkları işlerin dışında, zevk alarak yapacakları sosyal faaliyetlerde bulunmalılar. (…)

Olgun bir insanla yaşamak bana göre lütf-u ilâhidir.

Asık suratlı diktatörlüğü aile reisliği sanmayın

Kişilik zayıflığı bulunan insanlar bu durumun insanlar tarafından anlaşılmaması için yüzlerine, hiçbir insana yakışmayan bir “asık surat maskesi” geçirirler. İnsanlar sıradan olmak istemiyorlar. Halbuki hiçbirisi, sıradan olmanın onlara yaşattığı özgürlüğün ve sıradan olmayanların yaşadığı süslü esaretin farkında değiller. Sıradan olmayan herkesin, tayin edilmemiş bir sürü müfettişi vardır.

(…)

Asık suratlı bir insansanız, eşiniz veya çocuklarınız en önemlisinden, en basitine kadar hiçbir problemlerini sizinle paylaşmayacaklardır

(…)

Asık suratlar, eksik yanları örtmede kullanılan perdelerdir. Demek ki öncelikle eksik-gediğimiz olmasından bu şiddette rahatsız olmayacağımız bir hale gelmeliyiz.

Biz insanız. İnsan olarak kaldığımız sürece eksik-gediğimiz hep olacaktır.

Saygı göstermesini bilin

Sevginin olduğu söylenen bir ortamda, saygı yoksa, sevgi ölüme mahkûmdur. Saygının olduğu bir ortamda, başlan­gıç­ta sevgi yoksa da zamanla sevgi oluşabilir.

Saygı, olduğu gibi kabul etmeyi, mümkünse artı yönde gelişime yardımcı olmayı gerektirir.

(…)

Saygının ve güzel insanî ilişkilerin harika bir örneğini sizde gören eşiniz, başkalarının eşlerini dinlerken, asla yutkunup, kıskanmayacak, sizin sahip olduğunuz üstün özellikleri, her şeye ama her şeye tercih edeceklerdir.

İstişareyi asla ihmal etmeyin

Bir Afrika atasözünde;

“Aslanlar, kendi tarihçilerine sahip olana kadar, avcılık öyküleri her zaman avcıyı yüceltecektir.” diyor.

Galiba biz de her anlamda aramızdan birilerini, bize sevdalı, bize müşfik, bizden bir kadroyu idareye geçirmeden, şerefli milletimize gereken saygının gösterilmesini, hak ettiği değerin verilmesini, lâyık olduğu hizmetin yapılmasını isteme şeklinde safdillik etmekten vazgeçmeliyiz.

Çocukların, annesine saygı göstermesini sağlayın

Aileler yakından incelendiğinde şu durum ortaya çıkar:

Kadınların saygı gösterdiği babaya, çocuklar da saygı gösteriyor.

Kocaların saygı gösterdiği anneye, çocuklar da saygı gösteriyor.

Yani bir evde çocuk annesine saygı gösteriyorsa, bu saygıyı babası oluşturur. Çocuğun saygısı, babasının annesine gösterdiği saygının devamıdır. Çocuk babasına saygı gösteriyorsa, bu da annesinin babasına saygısının bir devamıdır.

Çocuklar bir anne ve bir babanın eğitimine muhtaç oldukları için ikisine verilir. Her ikisi de çocuklarının ilk, en önemli, en uzun vadeli, en etkili öğretmenidir.

(…)

Çocukları ciddiye almalı, onlarla konuşmalı, sorularına doğru ve yeterli cevaplar vermeye çalışmalı.

Çocuğun cevap vermek istemeyeceği soruyu sormamalı, cevaba zorlamamalı, böyle yaparsa çocuğu yalana alıştıracağını bilmeli.

Anneler, onların çocuk olduğunu unutmamalı, onlardan büyük gibi davranışlar beklememeli.

(…)

Sürekli olarak aşırı ve baskıcı disiplinin, saygıyı yok ettiğini bilmeli, bazı şeyler görmezden gelmeli.

Çocuk her durumda annesini yanında hissetmeli, onun dostu olduğunu bilmeli.

Hep birlikte güzel ve keyif verecek şeyler yapılmalı.

Anne-babanın ilişkileri güzel olmalı.

(…)

Unutmayalım, çocuklar her şeyi büyüklerden öğrenir. Bizim yanlışlarımız, öncekilerden öğrendiğimiz yanlışların tekrarı değil mi? Onlara doğru örnek olmak için düzelmeli, bunun için çabalamalıyız.

Bir ömrü birlikte geçireceğinizi hissettirin

(…)

Erkeklerin yanlış tavırları, kadınları yanlış yollara sevk edebilir. “Siz iffetli olunuz ki kadınlarınız da iffetli olsun.”(Sav) düsturundaki sıralamada, erkeklerden başlanmış olmasının elbette bir hikmeti olmalı. Yoksa erkekler, her türlü iffetsizliği kendilerine helal, karılarına haram kabul etmeye başlayarak, rableşmeye mi kalkıyorlar. Ona haram olan size de haram, size helal olan ona da helaldir.

Erkekler bütün bir ömrü eşleriyle birlikte geçireceklerini unutmadan, onlara da bunu ifade ederek, bir güven ortamı oluşturmalılar.

Yapamayacağı şeyleri istemeyin

Hiçbirimiz diğerimizden onun gücünün üstünde bir şey istememeliyiz. Yalnız bu kadar değil, onun gücü yetse bile hakkımız olmayan bir şeyi de istememeli, zalimlerden olmamalıyız.

(…)

Kainat üzerinde yaşamış hiçbir zorba ve dayatmaları başarıya ulaşamadığı gibi, tarih ve tüm insanlık onları lanetle yad etmiştir. Hayırla yad edilecek isim bırakmak o kadar önemlidir ki İbrahim as.’ın duası içerisinde dahi yer almıştır.

(…)

Eşler birbirinden bir şey isterken, bunun doğru ve uygun olup olmadığını, kendisinin bunu yapıp yapamayacağını, Allah (c.c.)’ın bu istekten razı olup olmayacağını düşünmelidir. Yoksa sizin yapamayacağınız bir şeyi, yeminler ettirip, antlar içirseniz bile eşiniz asla yapamayacaktır.

Eş ve çocuklar için harcama yapın

(…)

Kadın da erkek de neyin gerçekten ihtiyaç olduğunu, neyin ihtiyaç fazlası, zaruret olmadığını bilmeliler ve ona göre davranıp birbirini zorda bırakmamalıdırlar.

(…)

Öyleyse; sarf etme konusunda, saçıp savurmayarak, elini kenetleyip cimri de kesilmeyerek, cömertlik libası ile süslenmek ve böylece dengeyi sağlamak prensibimiz olmalıdır.

Onun önemli olduğunu ifade edin

Eşler sadece mevcut iyi durumlarını değil, yokluğu, zorluğu, hastalığı, fakirliği, yaşlılığı da birlikte yaşayacaklarını bilmeliler.

Ne yapılmalı?

1) Eşinizin sizin için çok önemli olduğunu ifade edin ve öyle düşünün.

2) Onunla karşı karşıya gelmiş rakipler olmadığınızı bilin, yan yana omuz omuza bu hayatı sürdürmeniz gerektiğini düşünün.

3) Yavru kuşlarınızın bir gün yuvadan uçacağını, eşinizle baş başa kalacağınızı, ömrünüzün onunla nihayet bulacağını unutmayın.

4) Dünya hayatınızda, onun da meşru çerçeve içinde razı etmeniz gereken insanlardan biri olduğunu unutmayın..

5) Bir gün bütün imkânları kaybederek, sağlık ve güzelliğinizi de yitirmiş olarak onunla yaşayabileceğinizi, ona muhtaç olabileceğinizi sık sık düşünmeye çalışınız.

6) Siz birbirinizi sevdikçe, saydıkça, değer verdikçe, çocuklarınızın ve çevrenizin size ve eşinize sevgi ve saygısının artacağını bilin.

7) Kusursuz olunamayacağını bilin ve onun kusurlarını örtmeye çalışın.

Peygamberimizin şu sözlerini unutmayın:

“Her kim bir Müslüman’ın suçunu örtbas ederse kıyamet gününde Allah da onu(n kusurlarını) örtbas eder.”

“Sizden her biriniz (din) kardeşinin aynasıdır; şayet onda her hangi bir eza (noksanlık-kusur) görürse hemen izale etsin.”

8) Üzülmenize, sıkıntı çekmenize sebep olan durumları sizin için ilâhi bir arıtıcı olarak düşünün.

9) İnsanların anılmaya değer en iyi ve en üstünlerinin de bazen bu imtihana tabiî tutulduklarını unutmayın. Hz. Nuh, Hz. Lut, Hz. Asiye gibi

10) Unuttuğunuz veya en az yaptığınız bir şeyi, en çok yapmaya başlayın: Dua. İsteklerinizi imzasız, mühürsüz, pulsuz dilekçelerle asla vazgeçmeden, her şeyi yapabilecek, değiştirebilecek olana ileteceksiniz. Kesinlikle beddua etmeyin.

Son Söz

“Ameller niyetlere göredir.”

Tertemiz niyetlerle, biz bize düşeni hakkıyla yerine getirirsek, Rabbimiz de kendine düşeni mutlaka yerine getirecek ve bize yardım edecektir. Hem de ummadığımız yerden ve ummadığımız şekillerle.

(…)

Ayaklarımızı ve gönüllerimizi yolu üzerinde sabit kılmasını, bizi nefislerimize terk etmemesini, doğru yolunun sapık yolcuları eylememesini, buyruklarını öğrendikten sonra, sapıklığı ömrü ve mülküyle satın alarak dalalete düşenlerden etmemesini Ondan yalvararak istiyoruz.

Yorum Ekle
Yorumlar (5)
Semih

25.04.2020

Kitabı Okumuş gibi olduk.. Ayten hanım teşekkür ederiz
Yıldız Ferda Akbaş

25.04.2020

Etrafımdaki Bekar gençlere hediye edip başucu kitabı yapmalarını isteyebilecegim bir kitap olmuş bence. Emeklerinize sağlık
Mehmet Yavuz AY

24.04.2020

Arı duru empati rüzgârları taşıyan, mümince bir bakışaçısıyla hayata kelimeler kavramlar uzatan ve davranış biçimleri öğütleyen çalışmanız için teşekkürler. İyilikleri ve iyi davranış tarzlarını hatırlatmak insanlara iyi gelecektir.
Birsel Aydın

24.04.2020

Eşlerin birlikte okumaları gereken, yol gösterici bir kitap, çok beğendim, teşekkerler Ayten hocam, yolunuz açık olsun
Osman Yurt

24.04.2020

Ayten kardeşim, kalemine sağlık. Bu üretken, hayatı yakalayan tarzınızı her zaman heyecanla karşıladığımızı bilmenizi istiyoruz. Özette emeği geçen kardeşimiz de çok değerli, hayırlı bir iş yapanlardan oldu, şüphesiz.