metrika yandex
  • $44.73
  • 51.42
  • GA51500

Haberler / Yorum - Analiz

Doğanın Dili | Ali Bedir

27.05.2024

Her varlığın kendi fıtratına uygun bir dili olduğu bilinen bir kabuldür. Doğanın bize ne fısıldadığını anlamak için ona kulak vermek gerekir. Dertleri, kahırları, mutlulukları ve hüzünleri nelerdir? Hatta şikâyetleri ve duaları nasıldır? Belki hislerimizle anlamaya çalışabiliriz.

Birkaç gündür memleketim Gümüşhane'nin Kürtün ilçesine bağlı Yukarı Uluköy Mahallesi'ndeyim. Burası birkaç muhtarlığa ayrılmış, fakat konumuz bu değil. Köyümüz, sırtını Trabzon tarafına dayamış, güneye el sallayan bir pozisyonda. Arkada Zigana dağlarının varlığı ayrı bir bilinmişlik ve ün katıyor. Batı tarafında, tam karşımızda Giresun dağlarının devamında yaylalarımız bulunuyor. Şimdi evimizin kapısında oturmuş oraları izliyorum. Yaylamızdaki tepelerden birinin adı Kabaktepe. Bu tepeyle ilgili çocukluğumdan beri birçok hikâye dinlemiştim. Seksenli yıllarda, burada meraklı kişilerin yaptığı kazılarda kemik ve silah kalıntıları çıkarıldığını duymuştuk. Böylece çocukluğumuzda dinlediğimiz hikâyelerin evreni genişlemiş oldu.

I. Dünya Savaşı sırasında, zayıflığımızı fırsat bilen Ruslar, Doğu Karadeniz'den ülkemizi işgal etmeye başlamışlar. Bu fütursuz işgalin ucu, köyümüzün altındaki dar vadiden akıp giden Harşit Çayı'na kadar ulaşmış. Harşit Vadisi'ni geçip yaylalarımızdaki hakim tepeleri zapt eden Ruslar, belirli birliklerini buralara konuşlandırmışlar. Bölgenin genç insanları, zaten Osmanlıların savaştığı çeşitli cephelere sevk edilmiş, bu da Ruslara büyük imkânlar ve manevra gücü sağlamış. Bir defa, yukarıda bahsettiğim Kabaktepe'de, küçük bir askeri birliğimiz, komutanımız dahil çok şehit verseler de, bir gece baskınıyla Rusları büyük bir bozguna uğratmış. Bu tepede şimdi küçük bir mescit ve şehit anıtı yapılarak önemli bir ziyaretgâh haline getirildi.

Yaylalarımızın bulunduğu sıra dağların bize bakan kısmının altında, şimdi belli bir bölgesi millî park ilan edilen meşhur Örümcek Ormanları yer alıyor. Çok geç kalınsa da, burada bulunan yaşlı ve yüksek ladin ve köknar ağaçlarına künye çakılarak koruma altına alındı. Bu ormanlar National Geographic dergisinde girerek literatürdeki yerini aldığını okumuştum. Dağların Giresun tarafına bakan kısmında ise Kavraz Ormanları bulunuyor. Doksanlı yılların öncesinde bu her iki ormanda da yoğun bir şekilde ağaç kesiliyordu. O dönemin hükümetlerinin orman politikası gereği, yüzlerce metreküp tomruk yapılıyordu. Belirli depolarda toplanan bu tomruklar sınıflara ayrılarak istifleniyor ve satışa sunuluyordu. Üçüncü sınıfa ayrılan ladin ve köknar tomruklar, taşıma ihaleleri yoluyla artık var olmayan Giresun Seka kâğıt fabrikasına naklediliyordu. Bu anlattıklarımdan anlaşılacağı üzere, tarım arazisi kıt olan bu bölgenin insanlarının ekonomik geliri tamamen ormanlara bağlıydı. Rahmetli babam da bu orman depolarında ambar memuru olarak çalışıyordu. Hatta ben de bu depolarda yaz tatillerinde katranla istif yapılan tomrukların kuturlarını yazıyordum. Bu konularla ilgili pek çok hikâye zihnime hücum ediyor, fakat bu yazıya sığdıramam. Belki de şu anımı atlamamalıyım: Ortaokulda, Urfa Halfeti'li Sosyal Bilgiler hocamızın anlattıklarını unutamıyorum. Şöyle diyordu: "Sizin burada ve bizim bölgede organları kopmuş, yaralanmış veya ölmüş insanların kaderleri birbirine benziyor. Bizde kaçakçılık nedeniyle insan zayiatı oluyor, sizde ise orman nedeniyle."

Şimdi oturup izlediğim bu dağlar ve ormanlar, şahit oldukları nice saklı hikâyeleri anlatmak istiyorlardır. Keşke biraz muhabbet edip dertleşebilsek. Ancak, sabahları kalktığımda kara tavuk, serçe ve diğer kuşların orkestralarını dinlemek de ayrı bir zevk veriyor. Bu müzikale kargaların da arada bir katılması farklı bir fon oluşturuyor. Doğanın dilini duygularımızla anlamaya çalışmanın verdiği zevk tartışılmaz. Bu dinginlik ve sadelik beni fazlasıyla dinlendiriyor. Bu güzellikleri yaratana şükredip görevimizi yapmamız gerek. Elhamdülillah. Gayrısı nankörlük olur.

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş