İzninizle konuya muhalif ifadelerle girmek istiyorum. Doğrusu Türkiye’nin yönetim biçiminden, gerek siyasi ve gerekse bürokratik atamalarından bir vatandaş, bir yönetilen olarak memnun olduğumu ifade edemem. Zira benim bir yönetilen olarak yönetenler üzerinde iki temel hakkımın olduğunu düşünüyorum. Bunlardan birincisi işin; Hıristiyan’a, Yahudi’ye, Müslüman’a, Ateist’e verilmesi değil işin ehline verilmesi. İkincisi ise yönetenlerin ülkeyi kollektif akıl ile yönetmeleri. Zaten Kur’an da bu iki hususa dikkat çekmektedir. Her iki konuda da yönetenler gerekeni yapıyorlar mı, takdir sizin!
Ancak hemen bir iki örnek vererek meseleyi somutlaştırmak isterim. Bir; herhangi bir kimse Amerikan vatandaşı olmak için ABD vatandaşlık yeminini etmek mecburiyetindedir. Yemin metni; “Burada önümüzde şimdiye kadar tabiiyetinde bulunduğum her türlü tabiiyeti ve egemenliği reddettiğime; bundan böyle ABD anayasasını ve yasalarını iç ve dış düşmanlara karşı savunacağıma; ABD’ye bağlılık ve sadakat göstereceğime….” (Bak Hukuki net sitesi) diye devam eden bir yemin metnini okumak ve imzalamak mecburiyetinde olan bir kimse, TC’nin Malezya büyükelçisi olabilir mi? Bir diğer örnek; evet 15 Temmuz darbe gecesinde toplum olarak, yönetim olarak hamdolsun önemli bir direniş ortaya koyduk. Cumhuriyet tarihinin en organize, neredeyse devletin tüm kurumlarına nüfuz etmiş bir terör örgütünü püskürttük. İç ve dış destekçilerine rağmen adı geçen örgüt menfur emellerine ulaşamadı. 15 Temmuz sonrası haklı olarak devlet FETÖ örgütü ve mensuplarıyla ciddi bir mücadeleye girdi. Çeşitli ihraç ve tutuklamaların ardından cezalar verildi, yargılamalar devam ediyor. Bunlar da gerekliydi ve yapıldı. Keza bunları normal karşılamak gerekir. Anormal olan uygulamalardaki çifte standart. Mesela darbe gecesi Tümgeneral Mehmet Dişli Genelkurmay Başkanının odasına giren ilk kişi. Keza onu “Yurtta Sulh” konseyinin başına geçmeye ikna etmeye çalışan kişi de. Bunlar çeşitli yayın organlarında yazıldı çizildi. Şu anda da ilgili general hapiste. Tamam. Peki Mehmet Dişli’nin ağabeyi Şaban Dişli bütün bu olanlara rağmen niçin Lahey Büyükelçisi oldu? Eğer suçun şahsiliği prensibinden hareketle bu atamanın makul olduğu düşünülüyor ise; o zaman niçin başkalarına da bu makul yaklaşım gösterilmiyor?
FETÖ ile mücadele beni üzmüyor, sevindiriyor. Zira bu fakir seksenli yıllardan beri zihnen, sözlü olarak, yazılı olarak zaten bu zihniyetle mücadele ediyor. Zira FETÖ ve benzerlerini akıl ile vahyin arasına giren engeller olarak görüyorum. Bu bağlamda cihad ibadetinin de en önemli işlevinin bu engelleri ortadan kaldırmak olarak düşünüyorum. Sorun şu; niçin bu mücadelede çifte standart uygulanıyor? FETÖ ve ekibi ile haklı olarak mücadele edilirken benzerlerine niçin müsamaha gösteriliyor?
Bilmiyorum, belki de sayın yetkililerin yaptıkları siyasi ve bürokratik atamaların ve yine çeşitli gruplarla mücadele etme ya da etmemenin makul izahı vardır. Ama izninizle konuya ışık tutması açısından Humeyni’den bir örnek vermek istiyorum. İran’da 11 Şubat 1979’da devrim gerçekleştikten sonra hemen herkes hükümeti bir mollanın kurmasını bekliyordu. Fakat Humeyni, beklenenin aksine hükümeti kurma görevini mühendis Mehdi Bazergan’a verdi. Bazergan ve arkadaşları bundan kuşkulanarak kabineye Humeyni’nin oğlu Hüccetülislam Ahmet Humeyni’nin de alınmasını istediler. Teklif Humeyni’ye götürüldüğünde, Humeyni; “Müslümanların kanlarıyla elde edilen bir devrimi oğlu Ahmet ile kirletemem..” cevabını verir.
Sayın yönetenler! Bu milletin üstün teveccühüyle sizlere vermiş oldukları kredinin hakkını verip vermediğinizi lütfen tekrar düşününüz. Siz bu konuda yanılıyorsanız sizler kendinizi düzeltiniz. Keza bir yönetilen olarak ben ve benim gibiler yanılıyorsak lütfen ikaz ediniz bizler kendimizi düzeltelim. Gönül son İdlib anlaşması başta olmak üzere yönetenlerin dış politikada gösterdikleri ilkeli başarıların iç politikada da gösterilmesini arzu ediyor. Ve yine gönül Türkiye’nin tek bir coğrafi bölgeden değil yedi coğrafi bölgeden ibaret olduğunun hatırlanmasını da arzu ediyor. Yanılıyor muyum?
(19.09.2018)
Küba’dan ABD’ye sert uyarı
14.05.2026
Söylem ve Eylem / Mehmet Taşdöğen
17.05.2026
Trump, Çin dönüşü Tayvan'ı sattı
17.05.2026
Bulgaristan seçimini kazanan Radev kimdir?
21.04.2026
yürümeyen, yazgısını eksik yaşar MUSTAFA AKMEŞE 23.04.2026
Görmediğin bir oğlu olmuş… OSMAN KAYAER 27.04.2026
Haz mı, Huzur mu? AHMET GÜRBÜZ 10.05.2026