metrika yandex

ÖMER B. ABDÜLAZİZ ACABA ÖRNEK ALINIR MI?

Süleyman ARSLANTAŞ

29.03.2021

İbn-i Haldun’a göre siyaset insanların umuru (işleri) ile ilgilenme sanatıdır. Siyasetçi ise insanlara isabeti mümkün olan zararları önlemek, insanların faydasına olanları da celbetmekle yükümlü olan kimselerdir.

Kur’an’ın ifadesiyle dünya hayatı bir oyun ve eğlenceden ibarettir. (Ankebut/64) Aynı zamanda dünya hayatı için gurbet de denilir. Ahiret ise sıladır. Öyleyse bu dünya hayatına imtihan için gelen ve yegane yaratılış gayesinin Allah’a kulluk olduğu (Zariyat/56) bilinen insanın asıl yapması gerekenin ahiret hazırlığı olması gerekmez mi? Elbette bu hazırlık dünyadan el-etek çekmeye değil, bilakis bu gurbet hayatını Allah rızasına uygun bir şekilde yaşamayı gerektirir. Nitekim Yüce Resul (a.s.): ‘Kıyamet kopmak üzere de olsa elinizde dikmekte olduğunuz bir fidan varsa onu dikiniz.’ buyurmakta.

Gurbet ve sıla gerçeğini öğrenmek ve ona göre yaşamak için insanın takip edeceği yol, Allah’a kavuşturacak, O’nu razı edecek yegane yol İslam’a Kur’an kapısından girmek ve Resulullah’ın (a.s.) yol rehberliğinde onu-Kur’an-ı yaşamaktır.

Günümüz dünyasında ve özellikle İslam dünyasında insanlar ve hatta: ‘ben de Müslümanlardanım.’ diyen insanlar çoğu kez ne gurbetin ne de sılanın farkındalar. Oysa sürekli yakın ya da uzak insanımızı, akrabamızı, yakınımızı gurbetten sılaya yolcu etmekteyiz.

İnsan, hangi mevkiide olursa olsun mutlaka sorumlulukları vardır. Belki de dünya hayatının en sorumlu ve sorunlu işi siyasettir. Yani insanların umuru ile ilgilenmek kolay değildir. Sorumluluk mevkiine gelen insanın/insanların sair insanlardan daha çok hassasiyet ve sorumluluğu olduğu muhakkaktır. Ne var ki uzak, yakın ve günümüz siyasetçilerinin genelde ortak paydaları ‘sorunlu’ olmalarıdır. Elbette tüm zaman dilimlerinde sorunların farkında olan, onlar için tedbirler alan insanımız, yöneticilerimiz, siyasetçilerimiz olmuştur, olmaktadır. Dilerseniz düne ait iki portre üzerinden hareketle günümüzü düşünmeye çalışalım.

Haccac b. Yusuf ile Ömer b. Abdülaziz aralarında yirmi yaş fark olsa da ikisi de Emevi döneminin bürokratlarındandır. Haccac Irak valisi iken Ömer b. Abdülaziz Hicaz valiliği görevinde idi. Taifli Haccac (D. 661) ile Medineli Ömer b. Abdülaziz’in karakterleri, İslam’a, insanlara, yönetime bakışları oldukça farklı idi. Haccac neredeyse hayatı boyunca Emevi hanedanının kuklası gibi ve sadece hanedanın devamı için çalıştı. İnsanlara zulmetti, adaleti yönetiminin semtine bile yaklaştırmadı. Ömer b. Abdülaziz ise soya-sopa, Emevi hanedanlığına, dünyalıklara ve dünyaya önem vermedi. Üstlendiği görevleri adaletle ve insafla-merhametle yerine getirdi. Zira o, yönetimde adaletin fevkalade önemli olduğunu biliyor ve fakat adaletin merhamet ile tezyin edilmesine de önem veriyordu. Mesela hırsızlık yapanların ellerinin kesilmesinden ya da had-kısas ve tazir cezalarının infazından önce kendisinin bilgilendirilmesini ve yine gayr-i Müslimlerden alınan cizye ve haraç noktasında amillerin/memurların zorlama yapmamalarını istemesi bunlardandır.

Emevi hanedanlığına mensup olan Ömer b. Abdülaziz, Emevi halifesi Süleyman b. Abdülmelik’in vefatı ardından onun vasiyeti üzerine hilafet makamına geldi. Ömer b. Abdülaziz, hilafet makamına oturmadan, bu gelişmelerin kendisinin bilgisi dışında olduğunu ve bu yüzden de vasiyetin değil, biatın esas olduğunu ifadeyle başta ‘ehl-i hal vel-akd’ konumunda olanlar olmak üzere neredeyse bütün ahalinin biatını alarak o makama oturdu. Yaklaşık 2.5 yıl süren hilafeti adeta Hulefa-i Raşidin dönemi gibi geçti.

Ömer b. Abdülaziz saraya adım atar atmaz ilk icraatı saraydaki tüm lüks eşyaları beytülmale teslim etmek oldu.

Köle ve cariyeleri azad etti.

Okunan hutbelere çekidüzen getirdi. Sadece halifeler için yapılan duaları genelleştirdi.

Muaviye döneminden beri devam eden ve Hz. Ali’nin lanetlenmesine son verdi. Ardından Cum’a hutbelerinde Nahl Suresi 90. ayetin okunmasını emretti. Ayet: ‘Şüphesiz Allah adaleti, iyilik yapmayı, yakınlara yardım etmeyi emreder. Hayasızlığı, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye söze öğüt veriyor.’

Emevilerin geleneksel hale getirdikleri saltanat görüntülerine son verdi.

İdari alandaki icraatlarında halka zulmeden, yolsuzluğa adı karışan kamu görevlilerinin görevlerine son verdi. Onların yerine kavmine, kabilesine bakmaksızın işinin ehli olan, dürüstlüğü ile bilinen kişileri göreve getirdi. Zaten Kur’an’a göre de yönetilenlerin, yönetenler üzerinde iki temel hakkından bahsedilmiyor mu? Bunlar: ‘Allah, size emanetleri ehline vermenizi emreder.’ (Nisa/58) Ve yine: ‘Onlar, Rabblerini çağrısına uyarlar, namazı dosdoğru kılarlar. İşlerini birbirlerine danışarak (Şura) ile yaparlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan hayırda harcarlar.’ (Şura/38)

Selefi Süleyman b. Abdülmelik Irak vb. netameli yerlere Haccac b. Yusuf gibi zulmeden valiler atadığı halde, Ömer, Kufe’ye takvası ile maruf Abdülhamid b. Abdurrahman’ı, Basra’ya da yine ilmi ile mücehhez Adiy b. Ertad, Medine valiliğine de Ebu Bekir Muhammed b. Ömer’i tayin etti, Basra valiliğine de Hasan el-Basri’yi tayin etti.

5. Halife Ömer’in kalbinde yer eden gaye, iktidarın kuvvetlenmesi değil, hak ve hukukun ikamesi idi. Adaletin temsilcisi olan kadılar onun zamanında daha müstakil ve daha ağır basan bir mevkiye kavuşmuşlardır. Ömer; idarenin şu dört temel direk üzerine oturtulmasına çalıştı. a) halife, b) bölge yönetimini elinde bulunduran valiler, c) adaleti temin eden kadı, d) vergi memuru (Bkz. Doğuştan Günümüze Büyük İslam Tarihi, cilt 2, s. 404) Hatta vergilerin azalmasında özellikle cizye ve haracın yeterince ödenmemesinden şikayetçi olan vergi memuruna; Hz. Muhammed’in (a.s.) vergi memuru olarak gönderilmediğini hatırlatır.

Yine 5. Halife Ömer özellikle valilerin ticaretle uğraşmalarını ve hediye almalarını yasaklamıştı.

Cuma günlerini mezalim mahkemelerinin duruşmalarına ayırmıştı. Mezalim mahkemeleri İslam hukukunda olağanüstü yetkiyle donatılmış mahkemelere verilen addır. Bu mahkemeler genellikle devlet ile halk arasında oluşan davalara bakardı.

5. Ömer’in sonunu getiren uygulamalarından birkaçı da şunlar: Emevi hanedanı mensuplarının ve bürokratlarının haksız bir şekilde elde ettikleri servetlerin tespiti için araştırma komisyonu kurması.

Muaviye’den itibaren Emevi hanedanlığının mülkü olarak bilinen, bilahare Ömer b. Aldülaziz’e intikal eden Fedek arazisini esas sahipleri olan Ehlibeyt mensuplarına iade etmesi.

Ömer b. Abdülaziz’in sonunu hazırlayan önemli nedenlerden birisi de neredeyse hiçbir Emevi hanedanı mensubunu bürokrasiye atamaması.

Barışa çok önem veren Ömer, Hz. Ali evlatlarının ve yine aşırılıklarıyla maruf Haricilerin sulh içerisinde birlikte yaşamalarını temin etti. Zira o, isyankarları cezalandırmaktan çok ıslahına önem veren bir liderdi.

Yaşlı ve muhtaçlara hazineden tahsisat ayırdı. Ülkesindeki gayri Müslimlerin ihtidası için büyük gayret sarfetti. Bunun sonucu olarak da Horasan ve Mısır halkı kitleler halinde İslam’a girdi.

Özetle adaletiyle Hz. Ömer’e, zühd ve takvasıyla Hasan el-Basri’ye, ilim bakımından Zühri’ye benzetilen Ömer b. Abdülaziz halifeliği sırasında çok sade bir hayat yaşamış bu nedenle saraylarda oturmayı reddetmiş, Halep civarında mütevazı bir yerde hayatını sürdürmüştür.

Kamunun mallarına azami titizlik göstererek onları yetim malı gibi görmüş, keza beytülmalı kendisine bırakılan bir emanet kabul etmiştir. Hazineden maaş almadığı gibi şahsi işlerini görürken de devlete ait mumları bile kullanmaktan imtina etmiştir. Zamanında zekat gelirleri o kadar artmıştı ki borçluların borçları, esirlerin esaretten kurtarılmaları ve bekarların evlenme masrafları zekattan karşılanmaya başlanmıştır. (Bkz. TDV. İslam Ansiklopedisi, 34. Cilt.)

Haccac b. Yusuf da ahirete irtihal etti, Ömer b. Abdülaziz de. Haccac zalim ünvanıyla gitti, Ömer b. Abdülaziz adil ünvanıyla gitti. Hasan el Basri; ‘Allahım onu ortadan kaldırdığın gibi, sünnetini de ortadan kaldır’ diye dua ederken, Ömer b. Abdülaziz şükür secdesine gitmiş ve İbrahim en-Nehai sevincinden ağlamıştır.

Ömer b. Abdülaziz’in vefatı tüm İslam dünyasını hüzne sevkederken vefatının ardından bazı şahsiyetler 5. Halifenin hanımına gelerek: ‘Bize onun hakkında bilgi ver, zira erkeği en fazla tanıyan zevcesidir.’ dediler. Hanımı şöyle anlattı: ‘Vallahi o sizden daha fazla namaz kılan, oruç tutan bir kimse değildi. Lakin ben onun kadar Allah’tan korkan, Allah korkusuyla titreyen birisini görmedim… Bizimle halifelik arasının doğu ile batı arasındaki kadar bir uzaklıkta olmasını ne kadar arzulardım.’ (Geniş bilgi için bkz. Kitabül Haraç, İmam Ebu Yusuf, sahife 45,46,188, 196, 240)

İşte böyle. İki bürokrat ve yine bürokrasi sonrası halife olan Ömer b. Abdülaziz. İslami aidiyeti olan yönetici ve bürokratlara sormak isterim; hangisine benzemek istersiniz? 29 Mart 2021   

 

 

Yorum Ekle
Yorumlar (8)
Muhammed | 11.04.2021 00:09
Suleyman abi Allah senden razi olsun, bu yaziyi bizlerle paylastigin icin. Londra'dan saygilar ve sevgiler.
kemal erden | 03.04.2021 13:05
yazı cok güzel uygulayan müslüman liderler nerede siyasetçisi boş alimi hocası bos Allah müslümanlara yardım eder inşaallah
İdris Aksoy | 31.03.2021 11:31
Allah razı olsunnn saygıdeğer abim, insAllahhh herkes üzerine düşeni alır!harika bir yazı...
Abdullah Piroğlu | 29.03.2021 20:41
Umarım sorunuz muhatabını bulur ve de muhatabınız sorunuzu doğru anlar. Umudum az da olsa beklentim bu yönde...
Y izzeddin karakan | 29.03.2021 20:31
Halifeliğe atamamayolu islamideğil diye kabuletmeyen ömerbin abdulaziz .oysa hz ömeri hz ebubekir atamıştı hz ömerde kabul etmişti .süleyman abi burda birçelişki yokmu
Şeref Aziz Taha | 29.03.2021 19:18
Süleyman abi, onları yapacak olanların çok fırın ekmek yemesi gerekir.
Vahdettin SAKALLI | 29.03.2021 19:12
Selâm İle.. Kaleminize,yüreğine sağlık Ağabey. Ellerinizden öper, duâ istirhâm ederiz.
mehmet ali öner | 29.03.2021 17:51
amillerin ?