metrika yandex
  • $44.73
  • 51.42
  • GA51500

Modernizm ve Küresel Felâketler

MEHMET YAVUZ AY
10.04.2020

 Modernizm ve Küresel Felâketler

 

Modern kelimesi Latince ‘modernus’ kelimesinden elde edilmiştir. ‘İçinde bulunulan zamana, çağa uygun, çağdaş, yeni’ anlamlarının yanında ‘Batı’ya uygun, batılı’ biçiminde ifade edilen ve aidiyet belirten anlamları da vardır. Bütün bunların yanında kültürel bir tanımı da vardır: Köksüz, geleneksiz

Modernleşme süreci ve Modern Çağ; ‘nevzuhur’ bir zamanı, insanlık tarihinin hiç şahit olmadığı, müthiş kaos yüklü değişimi/dönüşümü/başkalaşımı ihtiva eden bir dönemdir.

Askerî ve haberleşme sistemleri kadar, endüstriyel ürünler ve yapılar da modernleşmektedir. Hayat tarzları, müzik türleri, edebiyat/sanat hareketleri, mimarî yönelimler, giyim kuşam ve ilişki biçimleri ‘modern’ olarak isimlendirilmektedir.

Sosyal bilimlerde modernleşme kavramı, genellikle Batılı toplumun tarihsel gelişme çizgisiyle alâkalı olarak kullanılır.

Modernleşme; bütün dünyayı bir yöne sevk eden varoluş ve aidiyet, bilginin kaynağı, inanç ve kültür, psikolojik ve fizikî değişimlerin olağanüstü karmaşasını ifade etmektedir. Modernleşme, önce Batı Avrupa’da çıkmış, daha sonra bütün dünyaya yayılarak, geleneksel toplum düzenlerini süreç içinde ortadan kaldırmış ve köklü biçimde dönüştürmüştür.

Batı’da ekonomik ve siyasal açılardan modernleşen ilk ülke İngiltere’dir, ardından Fransa gelir. Hollanda, İsviçre, Almanya, ABD, Kanada, Avustralya gibi ülkeler de sürece dahil olurlar…

Başta Müslüman ülkeler olmak üzere bütün dünyayı etkisi altına alan ‘Modernleşme ve Batı Uygarlığı’ üzerine uzunca yıllar sağlıklı gözlem ve analizler yapılamamıştır. ’Zamanın Ruhu’nu algılayabilmek açısından büyük bir zafiyet oluşmuştur. Medeniyet buhranına yakalanan Müslümanlar, kimlik buhranına da düşünce, Modern Çağ’ın edilgen unsuru olmaktan kurtulamamışlardır.

Jean Francois Lyotard, ‘Postmoderne Dönüş’te şunları söyler: “Modernite, (…) Özgürlüğe doğru sürekli ilerleyen, ilk günahtan itibaren gelişen ve Tanrı’nın Kırallığı’nı vaat eden bir tarih görüşü… (…) Modernitede süren şeye gelince, sanırım bunun cevabını bulmak kolay: ‘Teknik ve bilimsel gelişme”.

Taine, 1855’te “Dünya fuarları mal denen fetişe yönelen hac ziyaretleridir. Avrupa mal görmek için bir yerden bir yere taşındı boyuna” demektedir.

Malların kullanım amaçları ve fonksiyonları ana tema olmaktan çıkarılır. İnsanın önüne, aklı karıştıracak hayaller sunarlar. Eğlence endüstrisi, insanı mal gibi görür.

Filippo Tommaso Marinetti’nin Milano’da, 11 Mayıs 1913’te yayımladığı Fütürist (Gelecekçi) Manifesto, modernleşmenin boyutlarını dikkatimize sunmaktadır:

“Fütürizmin ilkesi, büyük bilimsel keşiflerin yarattığı etki altındaki insan duyarlılığını tepeden tırnağa yenileştirmektir.”

‘Işıltılı gece hayatı, ayaklanmalar, Feministlerin faaliyetleri, keşifler, kâşiflerin yaşadıkları, sinema, spor, sirk, kadın, müzikol gösterileri’ vs… (…) aşağıda saydığımız sonuçları doğurarak duyarlığımızı değişikliğe uğratan güçlerdir:

1. Günümüzde hemen her zaman hızlı hayatın ivme kazanması

2. Eski ve bilinen her şeyden tiksinme. Yeniye ve beklenilmeyene duyulan aşk.

3. Dingin hayattan tiksinme. Tehlike aşkı. Günlük kahramanlığa yatkınlık.

4. Ötedünya duygusunun yok edilmesi. ‘Kendi hayatını yaşamak isteyen’ bireyin değerinin artması.

5. İnsan isteklerinin ve hırslarının sınırsız olarak çoğalması ve gelişmesi

6. Erkek ile kadının ve haklarının arasında tastamam denebilecek bir eşitlik.

7. Kadının gittikçe genişleyen özgürlüğünün ve ondan kaynaklanan erotik kolaylığının sonucu olarak aşkın değer kaybetmesi

8. Günümüzde (…) yurtseverliğin değişikliğe uğraması

9. İş hayatında tutku. Yeni malî duyarlık.

10.Makineyle çoğalan insanoğlu. Yeni bir mekanik duygusu

11.Spor tutkusu

12. Turizmin, transatlantiklerin ve büyük otellerin oluşturduğu yeni duyarlık. Kent tutkusu.

13. Hız dünyayı küçülttü. Yeryüzünün bütün halklarıyla iletişim kurma, irdelenmiş ya da irdelenmemiş tüm sonsuzun hem merkezi hem yargıcı hem de hareket ettiricisi olduğunu duyma gereksinimi.

14. Yavaşlıktan, kılı kırk yarmalardan, uzun uzadıya çözümlemelerden ve açıklamalardan tiksinti.

15. Hız, kısaltma, özet ve sentez aşkı (Hadi hadi, çabucak, iki sözcükle söyleyin bana).

Modernleşme sürecinde makineleşmeye, mekanikliğe, yapay gürültülere övgü vardır. İnsan olgusu tekniğin gerisinde kalmıştır. Geleneksel kültürler ve inançlar dağılmıştır. Eğitim, öğretim ve kültür arasında büyük bir kavram kargaşası oluşmuştur.

Çağdaş bir ‘Sıkıntı sosyolojisi’ meydana gelmiştir. Bu sosyoloji, bilgi verir, ilgi çeker. Kişileri bilgi bombardımanına tutar. Doğru yanlış ayırt edilemez hale gelir. Her şeyi yutar. Tüm zenginlikleri tüketir. Cinsellik ve şiddet unsurlarını kullanır.

Sıkıntı büyük bir tehdit boyutuna ulaşır. Temalar, gündemler tükenir. Laf kalabalığı tavan yapar. Tatmin duygusu yok olur.

Nihilizm (her şeyin inkârı) yaklaşır.

Modernite yabancılaşmayı üst düzeye çıkarır. Önceki yabancılaşmaların yanına ‘Teknik yabancılaşma’ eklenir.

Marx 1856’da şu tespitleri yapar : “Günümüzde her olgu karşıtına gebe görünmektedir. Neredeyse her teknik başarı bir ahlâkî çöküntüyü beraberinde getirir gibi durmaktadır. Kişi doğayı egemenliğine aldıkça kendi benzerlerinin esiri olmaya başlamaktadır… Tüm keşiflerimiz, tüm ilerlemeler maddî güçlere hayat ve akıl vermekten öteye gitmemekte, kişiyi maddî güç düzeyine indirgemektedir”(Marx, People’s Paper, Nisan 1856)                                                                                                                                                                                                             

Tarih boyunca insanın ‘kendinden uzak yaşadığı’ tepe nokta modern dönemdir diyebiliriz.

 Küresel ısınma, çevre kirliliği, talan, gıda güvenliği, temiz su erişimi ile bugün tüm dünyayı saran koronavirüs salgını gibi felaketlerin temelleri modernite ile birlikte atılmış görünüyor.

Kendine topluma çevreye yabancı, kendinden ve ahlâkî değerlerden uzak insan aklının dünyaya armağanı maalesef…

Devam edeceğiz…

 

10.04.2020, Kardelen/Ankara

Mehmet Yavuz AY

 

Yorum Ekle
Yorumlar (7)
Mahmut AY | 13.04.2020 12:03
Güzel
osman a. yılmaz | 10.04.2020 17:55
Değerli hemşerim fikirlerinize katılıyorum. Allah senden razı olsun. Kalemine güç versin.
Hidayet ÇELİK | 10.04.2020 13:29
İnsanlık bilim ve teknoloji ilerledikçe yaradılıştaki doğallığından, otantik halinden de uzaklaşıyor ve kayıplar veriyor. Kayıp ve kazançlarının getirisi ile götürüsünü terazi kefesine koyup tartarsak, hangisi ağır gelir acaba.? İlginç yazınız için teşekkür ediyorum...
Lütfü karaduman | 10.04.2020 11:34
Okuyup istifade ediyorum Allah razı olsun
Osman Çelik | 10.04.2020 11:07
Teşekkür ederim isabetli ve güzel bir yazı
Adil büyükçolak | 10.04.2020 09:11
Allah insanı bir anneye bağlı ve bağımlı yaratıp tabiatını da tabiata bağlı ve bağımlı yarattı. Aslında ne tabiat ne annesi dolayısıyla ne kendisi bu yaratmada bağımsız değildir hepsini Allah yaratmıştır. İnsan kendini yeterli gördüğünde azgınlık etmiş olur. Halbuki dönüş yine ondadır . Haydan gelip huya gittiğimizin farkında olarak hayatı okumak yaşamak gerekir. Sağlık ve afiyet dilerim
Yılmaz Taşova | 10.04.2020 06:28
Evet modernitenin sonuçları bunlar ve dahası, sosyolojik, psikolojik, biyolojik, ekolojik, teolojik, tıp, sanat, mühendislik vs alanlardaki geri dönüşü imkansız hale getiren bu akım insanlığı özellikle de taklidi imana sahip müslümanları inanç zemininde deizme sürüklemeye herşeyi akılla izah etme hassaslığına, sanki islam dininin doğruluğu ispat edilene kadar şüpheyle bakılması veya ihmal edilmesi hastalığını müslümanların başına musallat etmiştir. Sabır, tevekkül, diğergamlık, samimiyet, Allah muhabbeti ve korkusu, ahiret, cennet ve cehennem, ceza ve mükafat gibi itikadi ve ameli olmazsa olmazlarını erozyona uğratmıştır. Allah razi olsun ki özellikle müslümanlara bir ikaz mahiyetindeki bu tarz yazılarınizla ikaz ediyorsunuz.
Sayenizde Kurban