metrika yandex
  • $44.73
  • 51.42
  • GA51500
İtidal

Irak Nereye..?

SÜLEYMAN ARSLANTAŞ
08.08.2022

Kuzey Irak’ın Dohuk vilayetine bağlı Zaho bölgesinde sivillere yönelik ve dokuz sivilin katledildiği saldırının ardından Irak bir kez daha karıştı. Ya da 10 Ekim 2021 seçimleri ardından Irak karışmak için bir kıvılcım arıyordu. Seyyid Mukteda   Sadr hem katliamı, hem de seçimleri öne sürerek taraftarlarına Irak parlamentosunu işgal emrini verdi.

Mukteda Sadr kimdir? Fetva yetkisi bile olmayan Sadr bu cesareti nereden alıyor veya Irak’taki Şii Merciliğinin desteğini almış mıdır? Sadr, Şii Merciliğinin önemli şahsiyetlerinden Muhammed Sadık es Sadr’ın oğludur. 1973 doğumlu olan Mukteda Sadr’ın babası 1999’da bir suikast sonucu şehit edilmiştir. Kayınpederi Mercei taklit Muhammed Bakır es Sadr’dır. Keza kayınpederi de İran-Irak savaşı sırasında 1980’de Saddam tarafından idam edilmiştir. 31 Ağustos 1978’de Libya-Malta arasında kaybolan Lübnan Emel örgütünün kurucusu Musa es Sadr’ın kuzenidir.

10 Ekim 2021’de yapılan parlamento seçimlerinde, bir kısım Sünni Araplar ile KDP’nin de desteğini alan, ’Anavatanı Kurtar’ ismi ile bilinen ve liderliğini Mukteda Sadr’ın yaptığı ittifak ,329 sandalyeli mecliste 73 sandalye kazanarak birinci parti oldu. İran yanlısı olduğu söylenen eski başbakanlardan Nuri el Maliki grubu ise 33 sandalye kazandı. Haşdi Şabi’nin siyasi uzantısı olan ve liderliğini Hadi Amiri’nin yaptığı Fetih grubu 17 milletvekili çıkartabildi. Özetle; 10 Ekim seçimleri Irak’a istikrar yerine kaos getirdi. Nuri el Maliki’nin seçim sonrası sözlü ve fiziki meydan okuması, var olan kaosu daha da tetikledi. Aslında Irak’taki krizde ana nedeni; partilerin aldıkları oy ve milletvekili sayılarından ziyade etnik, mezhepsel aidiyetler ile Şia Merciliğinin tarihsel rolü ve işlevidir. Bir de buna İran’ın asırlar boyu Irak’a olan ilgisini eklediğimizde Şii taraflar arası tarihsel rekabet ve çekişmelerin bugün de varlığını ortaya koymakta olduğunu görmekteyiz.

Aslında Mukteda Sadr şahıs olarak ne parlamentoda görev almak, ne de başbakan olmak gibi bir niyet taşımamaktadır. Zira Şii Mercilik bağlamında geçmişi buna manidir. Gerek kayınpederi Muhammed Bakır es Sadr ve gerekse babası Ayetullah Sadık es Sadr, Irak’ın en kritik zamanlarında bile buna tevessül etmediler. Yani Sadr ailesi bulundukları konumun adı geçen görevlerden daha önemli olduğunun bilincindedirler. ABD ve İRAN Sadr grubunun kuracağı bir hükümeti desteklememektedirler. Hatta Sadr grubunun kuracağı hükümeti engellemek için KDP ve Sünni gruplara baskı yaptığı ifade edilmektedir. (bkz.Dr.Serhat Erkmen Fikir Turu 2/8/2022). İran, desteğini diğer bir Şii grup olan ve “KOORDİNASYON ÇERÇEVESİ” olarak örgütlenen gruptan yana kullanmaktadır. Bu arada bir hususu da hatırlatmakta yarar var. Bilindiği gibi Arap Şiası’nda özne Hz.Ali (kv) iken, İran Şiası’nda özne Hz.Hüseyin (r.a)dir. İran Şiası Hz.Hüseyin’nin Kerbela’da Emevi zulmüne karşı dik duruşu ve sonunda da 72 yaranı ile şehadete yürümesini sembolleştirmiş ve tüm İslâm dışı yönetim ve oluşumlarda bu minval üzere duruş sergilemiştir. Keza 1979 İran İslâm Devrimi’nin de stratejik çizgisi bu idi.

 Bilindiği gibi Şia, itikadi ve ameli bir mezhep olmaktan çok siyasi bir mezheptir. Resulullah’ın (as) vefatını takiben başlayan ve en genelde Hz. Ali taraftarları diyebileceğimiz Şia’nın dün, yani Sıffin (m.656), Cemel (657) ve Kerbela’da(680) ortaya koydukları muhalefet ve duruş yerinde ve gerekli idi. Bilhassa Muaviye’nin oğlu Yezid’in, güzide sahabe Saad b. Ebu Vakkas’ın oğlu Ömer b. Saad eliyle işlediği Kerbela cinayeti asla kabul edilemez, edenlerin de imanından şüphe etmek gerekir. Başını Muaviye’nin çektiği Emevi güruhu, işledikleri cinayetlerin yanı sıra İslâmi kavramlarla da oynayarak tarihe siyasi cinayetlerle birlikte kavram kargaşasını da miras bırakıp gittiler. Şii yazar Ahmet El-Katip’in ifadesiyle kader, cebr gibi konuların tartışılması Emevilere dayanmaktadır. Mesela Muaviye, Hz. Ali’ye karşı isyan edip, onunla Sıffin’de savaşa girmesini Allah’ın takdiri diye nitelendirmesinin yanında; ”Yeryüzü Allah’ındır, ben ise Allah’ın halifesiyim. Bu saltanat bize Allah vergisi olarak gelmiştir.” diyebilmekte. (bkz. Ahmet El-Katip Demokratik Hilafete Doğru sh.251)

Yani bugün Irak’ta yaşananlar dünün devamıdır. Sıffin’in, Cemel’in ve Kerbala’nın devamıdır. Tarih boyunca Şiileri, Sünnileri kendi içlerinde parçalamak isteyen mihraklar yine iş başındalar. Başbakanlığı döneminde Şiilerin de, Sünnilerin de yüzünü güldürmeyen Nuri el Maliki yine görevinin başında. İran’ın da desteğini aldığı söylenen Maliki’ye ve onun desteklediği gruba Mukteda Sadr’ın karşı çıkması normal ve gerekli. Hatırlayalım, Maliki’nin 2005’de başbakan olması için en çok çaba sarf eden kişi ABD’nin o dönem Bağdat Büyükelçisi olan Afganistan Mezar-ı Şerif doğumlu Zalmay Khalilzad’tır. 2014 yılına kadar başbakanlık yapan Maliki 2008’de Sadr’ın milis gücünü dağıtan adamdır. Sadr, başbakan olması için dayatılan Maliki’ye karşı çoğunluk hükümeti kurulmasını denedi ise de başarılı olamadı. Bu arada krizin çözümü için “Koordinasyon Çerçevesi” eski bakanlardan Muhammed Şiya es-Sudani’yi aday gösterdi. Sudani aslında Maliki’nin ara formülüdür. Temsil kabiliyeti tartışılan bir isim. Lübnanlı gazeteci yazar Fuad Matar; Sadr ile Maliki’yi kıyaslarken şöyle diyor. “Sadr ülkedeki tüm kesimlere ve Arap ülkelerine açılım taraftarı iken, Maliki tüm rakipleri arasında bizzat kendisini tercih eden İran rejimine sırtını dayamış bir şahsiyettir. İran milis güçlerini Maliki’nin etrafında kenetleyerek kendisini tüm yıllar boyunca desteklemiştir.” (Şarkul Avsat 4 Ağustos 2022)

Sonuç olarak; Irak’taki siyasi kaos yakın bir gelecekte bitmeyecek gibi.  16.yüzyılda başlayan Safevi-Osmanlı anlaşmazlığının, Osmanlı’nın yıkılışına kadar süren Irak üzerindeki savaşları bugün değişik metot ve farklı aktörlerle devam etmektedir. Bu durum bu haliyle devam ederse Irak ne Şiilere, ne de Sünnilere yâr olmayacaktır. Irak’ta siyasi kaos bütün hızıyla devam ederken anlı-şanlı Ayetullahlar, Sistani vb. Kûfe, Hille, Bağdat, Necef, Kerbela ve Samarra’da her halde Qadir-i Hum’u tartışıyorlardır. Ya da hilafet Hz.Ali’nin mi, yoksa Ebu Bekir’in mi hakkıydı konusunu müzakere ediyorlardır. Tabii ki mevcutlardan Muhammed Bakır es-Sadr’ın ya da Ebu’l Kasım Hoyî’nin direnişini bekleyemeyiz. Hoyî Allah rahmet etsin Saddam rejimine direnişi nedeniyle önce 200 yakınının idamını gördü, ardında da 90 yaşında ruhunu teslim etti. Makaleyi Euronews’ten Dilek GÜL’ün, ORSAM’dan Bilgay DUMAN’dan alıntıladığı bir cümlesi ile sonlandıralım: “Irak’la ilgili kısa vadede bir tahmin yapmak zor çünkü Irak değişkenleri çok fazla olan bir ülke. Dış etkenleri ve iç dinamikleri farklı. Fakat kısa vadede kurumsallaşmış bir devlet yapısı ortaya çıkmazsa, anayasaya dayalı bir vatandaşlık hukuku oluşmazsa, kurumsal yapılar kurulmazsa, Irak’ı uzun vadede geleceği olan bir ülke olarak tanımlayabilmenin zor olduğu..” belirtiliyor. (10 Muharrem 1444- 8 Ağustos 2022)

Yorum Ekle
Yorumlar (1)
Ahmed | 08.08.2022 23:05
Yazınız özeti Irak'ta ABD İran itifakı Mukdada Sadr'a karşı diye özetleyebiliriz