Yazının başlığında fazla kilolardan kurtulmaktan ya da bunun arkasında yatan sebep olan gizli kalmış depresif bozuklukluklardan bahsedilse daha dikkat çekerdi muhakkak. Ancak konu bundan birazcık daha karışık bir hal arz ediyor. Yine de kilolardan da bahsedeceğiz.
İnsan soyu son iki yüzyıldır kendini bulmak çabasında; kendini kaybetmenin eşiğine gelmiş görünüyor. Eşiğine gelmek iyimser tavrımızın bir ifadesidir, demek durumundayız ayrıca. Fazla kilolar ve kendini kaybetmek ne kadar da birbirinden iki uzak mesele ya da gizli depresif bozukluk. Konu bağlanma olunca o kadar uzakta durmuyor aslında.
Birçoğumuz fazla kilolardan şikayetçiyiz bu günlerde. Nedense toplumda eskisine oranla kilolu insan sayısında bir artış da gözle görülüyor. Araştırmalar çeşitli sağlıksız gıdaların tüketiminin bizi kilolu yaptığını söylüyor. Yani yemesek tamam. Niçin yiyoruz diye soranlar da var tabi ki. Bir cevap mecburiyetten; çalışma şartları öylesine hızlandırıyor ki her şeyi; yemek de hızlanıyor ve sağlıksızlaşıyor. İkinci cevap; insanlar yemek yemek için daha iştahlılar. Ya da yaşamak için yemek- şeklinde tarif edilen tutum, yemek için yaşamaya dönüşmüş. Yani bu ikinci cevap asıl konumuza bizi yaklaştırıyor birazcık. Buradan konuyu toplamaya başlayalım.
Doğum ile beraber bir kısım ihtiyaçlar silsilesi ile karşılaşıyoruz. Modern dönemin bize en yakın araştırmaları göstermekte ki ilk andan itibaren bebek için bağlanma ihtiyacı da başlıyor. Anne, bunun canlı karşılığı ve adı. Bağlanarak hayata tutunuyoruz işte. Sonra bu bağlanmalar derinleşmekte ve çeşitlenmekte. İşler giderek karışacak yani. Karmaşıklaşacak ilişkiler ama öz aynı kalıyor. Bağlanma anne ile sorunlardan başlayarak sorunlu bir başlık olmaya da aday. Anne mükemmel bir kadın olursa mesela. Mükemmel Annenin çocuğu da mükemmel oluyor tabi. O mama bu vitamin şöyle çalışma bu test şu ilaç liste böylece uzayıp gidiyor. Bağlanma da giderek kırılganlığa dönüşüyor. Yani mükemmel olmayan yönler bir bir açığa çıktıkça kırılganlıklar karşılıklı ve toplumsal bir hal alıyor. Yayılıyor genelleşiyor. Kırılmış annenin mükemmelleşemeyen çocuğumu utanç duygusunu da sık sık tadıyor. Sonra kendisinin yeterince iyi olmayışının kabul edilmeyişi mükemmelleşme ve mükemmelleştirme arayışları. Yazarken insanı yoran bir konu olmaya başladı. Bu kadar mükemmellik bir tuhaflık olduğu ipucunu veriyor bize…
Mükemmelliği arayan insan sonunda kendisine döndüğü ve kendisini hatırladığında, en başa, hikayenin başladığı noktaya da ulaşmış oluyor. Göz bütün dünyayı dolaşıyor fakat en sonunda kendi üzerine dönüyor ve dikkat etmeye başlıyor. İşte dışarıdaki mükemmellik arayışları ve kendimize baktığımızda gördüğümüz eksiklikler bizi rahatsız ediyor ve bundan kurtulmak gerektiğine kanaat getiriyoruz.
Kendimizden kurtulabilir miyiz.
Kurtulabiliyor muyuz.
Hayır.
Sorun başka bir şekil almaya başlıyor ve kurtulamadığımız şeyin üstünü örtmeyi deniyoruz.
İşte kilolar burada devreye giriyor. Kurtulamadığımız kendimizi, unutturmak adına, düştüğümüz hazlarla örtme çabası, yeme hazzında kilo oluveriyor efendim. Ama bir sonucu başka bir sonuç ile örtmeye çalışmak gibi bir de açmazımız var bu noktada ve bu bizi rahatsız ettikçe tekrarlanıyor. Yani kendimizle barışık olma konusundaki eksiklik fazla kilolar ve daha az barışıklık olarak fasit bir çembere dönüşüyor. Kendisi ile barışıklık konusu da “bağlanma” kavramına bizi getiriverdi. Buradan devam edelim inşaallah.
Hayır ve Şer|Mukaddes Özkan
21.06.2026
İlkel “komünal” toplum|Vahdettin İnce
21.06.2026
Sait Çamlıca ile Derkenar
14.06.2026
Amerika Kaybetti / Mehmet Taşdöğen
26.06.2026
bırak da olsun be dost! MUSTAFA AKMEŞE 10.07.2026
AMERİKA, NATO VE TÜRKİYE YUSUF YAVUZYILMAZ 11.07.2026
TEBDİL-İ MEKÂNDA FERAHLIK VARDIR! AYTEN DURMUŞ 10.07.2026
Dindarların Çelişkileri YUSUF YAVUZYILMAZ 13.06.2026
İnsan, Ahlak ve Siyaset YUSUF YAVUZYILMAZ 21.06.2026
BOSNA GÜNLÜKLERİ - 7 ÜSTÜN BOL 19.06.2026
Bireyselleştikçe Tükenen Vefa AHMET GÜRBÜZ 15.06.2026