metrika yandex
  • $44.73
  • 51.42
  • GA51500

Eleştiri ve Tutarlılık

YUSUF YAVUZYILMAZ
05.07.2025

 

"Yapıcı eleştiri, akılların hayırda yarışmasıdır. İnsana ismet sıfatına haiz olmadığını hatırlatır ve tevazuyu öğretir. Önyargılı ve yıkıcı eleştiri ise, akılların birbirini imha çabasıdır ki, kibirle yürütülen böylesi bir çatışmada hiçbir akıl ayakta kalamaz."

(Ahmet Davutoğlu, Duruş/ Gençlerle Yüz Yüze)

" Allah size muhakkak emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emrediyor buyurur" ( Nisa / 58) O halde normal şartlar altında, 'dindar' lığını özellikle vurgulayan yönetici kadrodan veya bir siyasi hareketten, elde ettiği iktidarı 'ehliyet ve liyakat' ölçüleri içinde değerlendirmesi; 'bizden- onlardan' denklemiyle değil, 'ehliyetli- ehliyetsiz' denklemiyle davranması beklenir. "

( Metin Karabaşoğlu, Adaleti Emreden Namaz, İz yayıncılık, s: 35)

Tek yönlü eleştiriler aydınların değil, kendini bir grubun çıkarlarını savunmaya adamış militanların işidir. Çünkü militan belli bir cemaatin, partinin, örgütün, öğretinin elemanıdır. Eleştirileri tek yönlü ve seçmecidir. Kendine dönük en verimli eleştiri olan özeleştiriyi bir zaaf olarak görür. Bu yüzden özeleştiriden özenle kaçınır. Özeleştirinin getireceği sonuçları karşılayacak entelektüel cesareti de yoktur aslında. Kendi yaptığının doğruluğundan hiç kuşku duymadığı için özeleştiriye ihtiyacı olmadığı kanaatini taşır. Aslına bakılırsa bu onun en büyük zaafıdır aynı zamanda.

Herkesin siyasal olayları, siyasal zihniyeti içinden geçirerek değerlendirip farklı sonuçlara varması mümkündür. Hayat bir anlamda farklı zihniyetlerin mücadele alanıdır, ( Milliyetçilik, sosyalizm, faşizm, Kemalizm, İslamcılık, din, muhafazakarlık...) İnsanlık varolduğu sürece bu mücadele de devam edecektir.

Asıl sorun bireylerin kendi paradigmalarını hakikatin yerine koymalarıdır.

"Kuşkusuz, "Kahrolsun Amerika" ve "Kahrolsun İsrail" sloganlarını bilişsel anlamda doğru sloganlardır. Bu duruş zalime karşı bir bilinç oluşturma anlamında önemlidir. Nihayetinde dille de olsa, imanın en zayıf hali de olsa zalime lanet okumak, araya mesafe koymak gerekir. Bu imanın son sınır hattıdır. Bunun Amerika'yı ortadan kaldırıp kaldırmamakla da ilgisi yoktur. Tıpkı, Şeytanı ortadan kaldırmaya gücümüz yetmeyeceği halde her namazda ve duada Şeytanı lanetlemek ve onunla mücadele etmek gibi. Bu bilinç, zalime karşı bir duruşu temsil eder. Müslümanlar kıyamete kadar ortadan kaldıramayacakları bir düşmanlar mücadele etmekle görevlendirilmiştir. 
Asıl olan nasıl mücadele edileceğidir. Kuşkusuz salt sloganlarla yol alamayız. Çünkü biz Müslümanlar, zaaf ve günahlarımızın nedeninin Şeytan değil, bizim zaaflarımız olduğunu biliyoruz. Ama bu durum Şeytana lanet okumaktan bizi uzaklaştırmamalı.

Bu dönemde yaşayan Müslümanlarda şu bilinçte olmalıdır: Amerika ve İsrail ve diğer kötülük odakları, İslam düşmanıdırlar. Ama içinde bulunduğumuz durumun asıl sorumlusu, düşmanların gücü değil, bizim zaaf ve eksiklerimizdir. Nitekim aziz Kur'an, başımıza gelenlerin kendi zaaflarımız yüzünden gerçekleştiğini konusunda bizi uyarmaktadır.

Özeleştirinin önündeki en büyük engel fanatik militan tavırdır. Fanatik bir militana, kendi anlayışından farklı bir düşünceye eleştiri yapması ve karşı tez üretmesi asla yetmez. Tatminsizliğini eleştirel baktığı metni yazanın veya farklı düşünceye sahip insanın kişiliğine yönelterek, küçük dünyasının kışkırttığı arzuları tatmin etmeye çalışır. Düşünceye düşünceyle karşılık verecek entelektüel donanımdan mahrum olduğu için, en önemli karakteristik özelliğini devreye sokar; hakaret. Muhatap alınmadıkları dünyanın eşiğinden girme şartının bilgi ve ahlak olduğunun bilincine varması çok kolay değildir. Böyle bir tutum onu zaten fanatizmin dışına taşıyacaktır.

Söylem ve eylem arasındaki tutarlılık son derece önemlidir. Fakirlere ve yoksullara yardım etmeyi öneren metinler yazmak ve konuşmak yerine, dünyanın her yanındaki fakir ve yoksullara ulaşmaya çalışan sesiz ama samimi insanlara destek olmak gerekir. Onlar asla yaptıklarının reklamını önemsemezler. Amaçları, sadece daha fazla insanı duyarlı hale getirmek, daha çok insanı harekete geçirmektir. Öteye geçenler, kazananlar onlardır. Hayatı boyunca bir yetimin başını okşamayan, bir yoksulun ihtiyacını gidermenin mutluluğunu yaşamayan insanların yardım faaliyetlerini ve kuruluşlarını eleştirmeleri sahtedir.

Dini, etnik, ideolojik tutunu ve aidiyeti ne olursa olsun doğruluğu kesinleşmemiş hiçbir olay hakkında kesin yargıda bulunmamak gerekir. Bu çok temel bir ahlak kuralıdır. Peki, sadece iddia düzeyinde olayları geçekmiş gibi yaymaya iten sebep ne olabilir? Tabi ki ideolojik bağnazlık duygusu.

Gerçek bir olayı ise yapan kim olursa olsun eleştirmek ve karşı çıkmak gerekir.

Bundan dolayı geçmişte Kur'an Kursları ve cemaatler hakkında çok sayıda yalan haber servis edilmiştir. Ayrıca tikel olayları genelleştirmek sorunludur.

Öğrencisini taciz eden bir kişinin İmam veya Kemalist olması neyi değiştirir?

Eleştiri yaparken tutarlı olmak ve değerler üzerinden yürümek gerekir. Mesela bir yazar, servet- İnsan ilişkisi konu edinip eleştirilebilir. Benzer şekilde israfı, iltiması, sözünde durmamayı, vakıf, dernek ve cemaatleri de eleştirilebilir. Bu nokta da sorun şu: Gazeteci, aydın ve yazar, genellikle muhalif olduğu kesimdeki olumsuzlukları eleştirir, kendine yakın veya aynı görüşten olduklarının hatalarına karşı suskundur.  Bir kısmı da sadece kendi grubunu eleştirip, diğerlerini görmezden gelir. Cübbeli Ahmet' in lüks arabası eleştiri konusu oldu; olmalıdır da. Kuşkusuz insanların israf boyutuna varan davranışları eleştirilmelidir. Ama bu eleştiriyi yapanlar, Cübbeli Ahmet'ten çok daha zengin olan kapital sahiplerini görmezden gelmemesi gerekir. Koç, Demirören, Sabancı ve lüks yaşamları hakkında suskun kalmak tarafsızlığa ve ilkeselliğe aykırıdır. Benzer şekilde tarikat ve cemaatlerden sorunlu anlayışları eleştiren kişi yine aynı seçmeci tavrın kurbanı oluyor. Eleştirisini sadece Sünni tasavvuf ekolleri ve bunların siyasetteki ilişkileri üzerine kuruyor. Sünni tarikat ve cemaatlerden çok daha sorunlu bir noktada duran ve tevhit akidesine aykırı inançlar barındıran Alevi/ Bektaşi geleneğini görmezden geliyor. Hatta çok daha sorunlu olan bu yapıyı "gerçek İslam" veya "İslam’ın özü" diye nitelendiriyor. Şeyhin tebaasıyla olan ilişkisini sorguluyor, ama dedenin Alevi kitlesiyle olan ilişkisini görmezden geliyor. İnsanların Eyüpsultan'a gidip dua etmesini eleştiriyor, Anıtkabir'de yapılan metafizik yüklü törenler hakkında suskun kalıyor.

Eleştiri de hakkaniyet esastır. Eleştiri, öznesi olana göre değişiklik göstermez eleştirilen kişinin kimliği ne göre değil, ahlakı değerler üzerinden yapılır. İşin kötüsü bu tür insanlar hak, hukuk, adalet değerlerini ağızlarından düşünmüyorlar. 

Fanatikler, siyasal eleştiri yaparken, aslında gerçekte yapmak istedikleri bir tarafı savunmaktır. Milliyetçiliğin sorunları üzerine durmak yerine Bahçeli ve Akşener üzerinden bir tercih yaparak eleştiriyi onun üzerine kurarlar. Asıl amacı; bir tarafı koruma kaygısıdır. Bir de bütün ününü sadece İslamcılık eleştirisi üzerine kuranlar var. Bunların bir kısmı da bir zamanlar İslamcı oldukları halde müthiş bir evrim geçirerek kurtuluşu Kemalizm'de görenlerdir. Şu sıralar sol, Ulusalcı, Kemalist çevreler de oldukça rağbet görüyorlar. Onlar da oralarda rağbet görmenin bedelini biliyor ve bu bedeli ödüyorlar. Çünkü onlara gösterilen değerin kendilerinden ve bilgilerinden değil, içinden çıktıkları mahalle arkadaşlarını ve bir zamanlar savundukları ideolojiyi eleştirmek ve küçümsemeden kaynaklandığını çok iyi biliyorlar.

Eleştiri ve hakaret arasındaki çizgiyi bir türlü yerli yerine oturtamıyoruz. İlk ilkemiz şu olmalı: İnsan doğası gereği yanılgıya açık, unutkan, bilgisi ve anlayışı sınırlı bir varlıktır. Bu yüzden ürettiği bilgiler mutlak ve tüm zamanlar için geçerli bilgiler olamaz. Epistemolojik çoğulculuğun meşruiyet kazandığı alan burasıdır. Tefsir faaliyeti de böyledir. Tefsir, bilgisi, birikimi, anlayış düzeyi ne olursa olsun yanılma ihtimali olan insan tarafından üretilmiştir. Bu yüzden hiçbir yorum metinle( Kur'an) eşitlenemez. Çünkü hiçbir tefsircinin İsmet sıfatı yoktur. Bu anlamda tefsir ve yorum üzerinden gidilecek bir tekfir tartışması da anlamsızdır. İkinci ilkemiz ise, tartışmadaki ahlaki tutumdur. Ahlaki tutum, muhataba hakaret etmemeyi ve saygı göstermeyi gerektirir.

Hiç kimse kendi dini yorumunu ve mezhebin i merkeze koyarak diğerini tekfir edemez. Zaten tekfir faaliyeti büyük ölçüde siyasal bir faaliyettir. Devletin mezhebini arkasına alan diğer mezhebi tekfir etmiştir.

Siyaset alanı farklı yaklaşımların en meşru olduğu alanlardan biridir. İnsanlar farklı görüşlerden dolayı tekfir edilemezler. Siyasal farklılıkları itikat alanına taşımak büyük bir sorundur.

İnsanın yanılabilir olduğunu bu nedenle bilgisinin mutlak olmadığını kabul eden ve muhatabına saygı gösteren, ilk fikir ayrılığı da rakibini tekfir etmeyen biriyle tartışmak rahmettir. Dikkat edelim Hz. Peygamber ihtilafta rahmet vardır anlayışını savunur. İhtilafta rahmet vardır; her farklı görüşü tekfir edilmesinde değil.

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş
Sayenizde Kurban