metrika yandex

DİL, ANLAM VE YORUM

Yusuf YAVUZYILMAZ

07.03.2021

Dil, anlam ve yorum arasındaki bağlantılar ve bu bağlantıları etkileyen faktörler, özellikle son yüzyılda ağırlıklı olmak üzere, sosyal bilimler ve felsefenin en önemli problemleri arasında yer almıştır. Bu konuda yapılan çalışmalar önemli bir külliyat oluşturmuş durumdadır.

Bir bilimsel disiplin olarak hermenötiğin ortaya çıkması geç zamanlara rastlamasına rağmen, yorum alanındaki çabalar insanlık tarihinin başlangıcına kadar geri götürülebilir. Bundan dolayı hermenötik çalışmaların, insanların ilk yorumladığı metinlerin dini metinler olduğu göz önünde tutulacak olursa, zengin tarihi arka plana sahip olduğu anlaşılacaktır.

Sosyal bilimler arasında anlam ve yorum ilişkisini inceleyen bilim hermenötiktir( Yorum bilim) “Hermenötik; Lehre vom Verstehen: İlk olarak Antik metinlerden ve İncil’den ve buna paralel olarak hümanizmin oluşumu ile beraber bütün insan faaliyetlerinden yola çıkarak mana(anlam ) açıklamaya dayanan bilim dalıdır. (1)

Özellikle 19.yüzyılda başlayan ve 20.yüzyılda devam eden yorum bilim çalışmalarının en önemli temsilcileri F.Schleihermacher, W. Dilthey, E.Husserl, M.Heidegger, H.C.Gadamer. P.Ricoeur, E.Casier, C.S.Pierce ve U.Ecos’dur. Bu düşünürlerin çalışmalarıyla hermenötik özellikle anlama, açıklama ve yorumlama üzerine odaklanmış, böylece metin ile yorumcu arasındaki ilişkiler ve anlama faaliyeti belirli bir teorik çerçeveye oturmaya başlamıştır.

“Yorumsamacı yaklaşıma göre insan varlığı, onu kuşatan bir anlamlar ağı tarafından belirlenir; herhangi bir insan tekini bulunduğu anlamlar ağından çıkararak tanıma, bir belirlenime yerleştirmeye çalışmak,daha baştan yöntemsel bir açmaza sürüklenmek demektir.(2) İnsan, bağlı bulunduğu dini, kültürel ve ideolojik bağlantılar dikkate alınmadan anlaşılamaz. Bu bağlantıları dikkate almadan girişilecek bir yorumlama faaliyeti daha başlangıçta başarısız kalmaya mahkumdur. Hiç şüphesiz Müslüman bir kişinin varlık, bilgi ve değer sisteminin anlaşılması, bağlı bulunduğu anlam dünyasının yorumlanmasıyla mümkündür. Bireyin anlaşılmasında belirleyici olan anlamlar ağı, metin yorumlaması yaparken de önemli ölçüde belirleyicidir. Metnin hangi zamanda ve hangi kültürel ortamda doğduğu,yorumlama faaliyetinde nasıl önem taşıyorsa, aynı şekilde yorumcunun da tarihsel ve kültürel konumu önemli ölçüde belirleyicidir. 

Bir metni yazarı kadar anlamak veya onun niyetini tam olarak kuşatmak mümkün müdür? Yazarın ideolojik, zihinsel ya da felsefi duruşu ile metin arasındaki bağlantı nedir? Yazılan metin, yazarın niyetini tam olarak ifade etmekte midir? Yazar, kelimelerin anlamlarına, kullanılan yaygın anlamları dışında özel müdahaleler yapmış mıdır? Yazar ile okuyucu ya da yorumlayıcı arasında tümüyle çakışan anlam bütünlüğü kurmak mümkün müdür? Hermenötik bu ve benzer soruları temel alan, metnin anlam ve yorumu üzerine yoğunlaşan felsefi bir disiplindir.

Genel anlamda yorum bilim, ele alınan metnin anlamı ve yorumu üzerine yoğunlaşır ve metnin yapılabilecek en doğru yorumuna ulaşmayı hedefler. Metin, genel anlamda söylemin yazıyla ifade edilmiş biçimidir. “Yazının sözle, sözün olayla ve olayın anlamla ilişkisi, hermenötik problemin çekirdeğidir.”(3) Yorum ise metinde söylenmek istenen düşüncenin yorumlayan kişinin kendi dili içende açığa çıkmasıdır. “Gadamer’e göre, yorum bu açıdan metnin basit bir tekrarı veya yeniden üretimi değil; metnin anlam ufku ile yorumcunun anlam ufkunun kaynaşmasıdır. Bir başka ifadesiyle, metnin yorumcunun anlam dünyasında bir oyuncu olarak oyuna katılmasıdır.” (4) Burada amaç yoruma konu olan metni yazarından daha iyi anlamanın mümkün yollarını bulmaktır. Bu da yorumcunun metinle sağlıklı ilişki kurmasıyla mümkündür. Peki, bir metinde yazarın niyetini doğru olarak anlamak yorumlayıcı açısından tam olarak mümkün müdür? Bu soruya hayır cevabını verirsek şöyle bir açmaza düşmemiz kaçınılmazdır: Edebi, dini sanatsal metinleri anlamak ve yorumlamak, bu faaliyetten doğru sonuçlar üretmek mümkün değildir. Bu sonuç bizi zorunlu olarak Sofistlerin öznelci bilgi anlayışına götürür. Sofistlere göre insanların anlaşabileceği evrensel bilgiler olmadığından, herhangi bir metnin yorumlanmasında da ortak bir anlayış geliştirmeleri imkansızdır. Öyleyse metinleri yorumlama çabası boş bir uğraştan ibarettir. Oysa bu anlayış düşünen, akleden ve sorgulayan insan için kabul edilebilir ve anlaşılabilir bir tavır değildir. Zaten tarih, Sofistlerin öznelci yaklaşımının doğru olmadığını göstermiştir. Şurası bir gerçek ki, metin önümüzde durduğu sürece onu anlama ve yorumlama çabası da devam edecektir. 

Bir metnin anlama ve yorumlama sürecinde çeşitli faktörler etkilidir. Bu faktörleri,

1-Yorumlanacak metin,
2- Metni anlayan ve yorumlayan kişinin konumu ve özellikleri,
3- Metnin tarihle buluştuğu zaman (Tarihsel zaman ve yorum ilişkisi)
4- Metni yorumlayacak kişinin zihinsel tutumu,
5-Metnin yazıldığı dilin temel özellikleri,
6- Metni yorumlayacak kişinin ilim ve kültür seviyesi,
7- Tarihselci bakış,
8- Yorumlama faaliyeti ve iktidar ilişkisi, olarak belirleyebiliriz.

Bu nedenler yorumlanacak olan metni daha kolay anlamayı sağlayabileceği gibi, tam tersine metnin anlamını saptırabilecek tehlikeyi de taşırlar. 

Yorumlanacak metnin, Kur’an gibi seküler metinlerden çok daha derin anlam katmanlarına sahip metinler söz konusu olduğunda, yorumlama faaliyeti yeni zorluklara gebedir. Ayrıca Kur’an dışında yayınlanacak metinler, beşer zihniyle yine beşer zihni arasında geçmektedir. Bu anlamda yorumlayan ve yorumlanan arasında zaman farkı bulunsa dahi, ontolojik anlamda aynı düzlemde bulunmaktadır. Oysa kutsal metinler söz konusu olduğunda, bilginin kaynağı ile bilgiyi yorumlayan aynı ontolojik düzlemde değildirler. Bu da kutsal metinlerin yorumlanmasında, seküler metinlerin yorumlama faaliyetlerine ek zorluklar getirmektedir.  Zorluklar ne kadar engel çıkarırsa çıkarsın yine de buradan beşer zihninin Kur’an’ı hiçbir zaman anlayamayacağı gibi bir anlam çıkarılmamalıdır. Kur’an kendini apaçık bir kitap olarak tanımladığından, Kur’an’ın genel hayat felsefesini doğru olarak kavramak her dönemde mümkündür. Burada kastedilen zaman ve mekanla sınırlı olan bir zihinsel çabanın, yorumlama faaliyeti ne kadar başarılı olursa olsun, zaman ve mekan dışı olan yaratıcının bilgisini kuşatamayacağı gerçeğidir.

Hiç şüphesiz tutarlı bir yorumlama faaliyeti için gerekli olan bu temel noktalardan en önemlisi, metni yorumlayacak kişinin ilim ve kültür seviyesidir. Çünkü yorum, her şeyden önce yorumcunun zihninde inşa ettiği ve açıkladığı bir faaliyettir. Bu durum temel alındığında aynı metni yorumlayanların farklı sonuçlara ulaşmaları olağan karşılanmalıdır. Ancak yine de metin yorumlamaları belli ilkeler çerçevesinde gerçekleştiğinden, gelişigüzel ve dağınık bir faaliyet değildir. 

Aslında Yorum Bilimin başlangıcı dini metinlerin (Özellikle İncil’in) anlaşılıp yorumlanması çabalarına kadar geri götürülebilir. Ancak zamanla yorumlama faaliyeti dini metinlerin yanında felsefe ve sanat alanında yazılmış eserleri de içine alacak şekilde genişlemiştir. Yorum Bilimin en önemli sorusu, “Yazarın niyeti nedir ve bu niyet okuyucu tarafından doğru olarak anlaşılabilir mi?” sorusudur. Bu sorunun cevabına ne kadar doğru yaklaşabilirse, yorumlama faaliyeti de o kadar başarılı olmuştur. Sırası gelmişken çağdaş İslam düşüncesinde dile getirilen, demokrasi, ortak payda, sivil toplum, hukuk devleti, ideolojisiz devlet vs derken neyin kastedilmekte olduğu son tahlilde hermenötik bir çabadır. Çağdaş İslam düşünürleri hem Kur’an’ı, hem dünyanın düşünsel birikimini yeniden yorumlayarak anlamakla, hem de bu iki yorumu başarılı bir şekilde karşılaştırarak verimli sonuçlara ulaşmakla yükümlüdürler. 

Yazar, okuyucu veya metni eleştiren söz konusu kavramlara acaba aynı anlamları mı veriyor? Bu sorunun objektif bir şekilde sonuçlanması için daha çok anlama çabasına ihtiyaç vardır. Hiç kuşkusuz bir yazar için anlaşılmak, okuyucu ile kurduğu kavramsal iletişimin sonucu ortaya çıkacaktır. Bundan dolayı yazar hangi kavramı ne anlamda kullandığını kesin olarak belirlemelidir. Söz gelimi Said Nursi’nin yazdığı bir metni doğru olarak anlayabilmek için, onun özel anlam yüklediği kelimelerin bilinmesi gerekir. 

Dil ve Yorum İlişkisi.

Yorumlama işlemi, bir taraftan yoruma konu olan metnin oluştuğu kültürel ve tarihi ortamın anlaşılmasına, diğer taraftan da metnin oluşturulduğu dilin inceliklerinin bilinmesine bağlıdır. Daha sonra dilin değişmesi sonucunda farklı anlamlar kazanan kelimelerin metnin yazıya geçirildiği dönemdeki kök anlamlarına inmek gerekir. Yeri gelmişken Muhammed Esed’in “Kur’an Mesajı” meal-tefsir çalışmasını yaparken uzun süre otantik Arapça öğrenmek için Arap kabileleri arasında yaşadığını belirtelim. Esed’in amacı hiç kuşkusuz kelimelerin kök anlamlarını bulmak ve bunun üzerine yükselecek bir yorumlama çabasıdır. Benzer şekilde Toshihiko İzutsu da Kur’an’ı yorumlamak için semantik yöntemini benimsemiştir. Semantik çalışmalar bir yandan kelimelerin kök anlamlarını belirlemeye çalışırken, diğer yandan kök anlamların tarihsel süreç içinde geçirdiği değişimlerin analizini yapar.  Ayrıca kelimelerin tarihsel süreçte geçirdiği değişimlerin sonucunda kök anlamla bağlantısının ne düzeyde olduğunu belirlemekte semantik çalışmaların önemli bir boyutunu oluşturur. Bu çalışmayı yapabilmek için, “esas mana” ve “izafi mana” kavramsallaştırmasını temel alan İzitsu, görüşlerini şöyle temellendiriyor: 

“Bundan sonraki tahlili çalışmalarımızı kolaylaştırmak için, bu fasılda “esas mana “ ile “izafi mana” arasındaki ayırımı anlatmak istiyorum. Çünkü bu, semantik metodolojinin en önemli sorunlarından biridir. Şimdi biz Kur’an’ı alıp, içindeki kelimeleri bizim görüş açımızdan gözden geçirirsek başlıca iki şey gözümüze çarpar. Bunlardan biri izaha muhtaç olmayacak kadar açıktır, diğeri ise bu kadar açık değildir, bir göz atışta anlaşılamaz. Sorunun açık yanı şudur: her kelimenin kendine özgü manası vardır ki biz o kelimeyi, bulunduğu münasebet sistemi dışında da mütalaa etsek, kelime yine o manayı taşır. Örneğin “ Kitap” kelimesi gerek Kur’an’da gerek Kur’an dışında olsun daima aynı şeyi ifade eder. Konuşma dilinde kitap deyince her zaman belli bir şey anlaşılır. İşte kelimenin bu sürekli manasına “esas mana” diyoruz. Fakat kelimenin manası bundan ibaret değildir. Burada önce işaret edilen ikinci anlam başlıyor. Kur’an içinde “kitap”, dini bir kutsallıkla çevrili önemli bir anlam kazanır. Çünkü kelime tanrısal vahiy fikrine yakından bağlıdır. İşte bundan ötürü basit kitap kelimesi, özel sistem içinde yer alınca, sistemin diğer düşünce ve kanaatleriyle irtibat kurar, onlardan yeni elemanlar alır. Çoğunlukla yeni elemanlar, kelimeyi öyle etkiler ki onun asıl manasını kökünden değiştirir. Böylece kitap kelimesi, İslam düşünce sisteminde Allah, vahiy, tenzil, nebi, Ehl-i Kitap, kelimeleriyle yakın ilişki kurar. Bundan dolayı Kur’an’da bu kelime geçince, ilgili bulunduğu diğer kelimelerle münasebeti içinde anlaşılmalıdır. Bu bağlılık, kitap kelimesine özel ve çok karışık semantik bir anlam verir. Eğer kelime sistemin dışında olsa kesinlikle bu anlamı taşımaz. Şuraya da işaret edilmelidir ki kelime, Kur’an’da olduğu sürece bu anlam, kitabın manasının bir kısmıdır ve bu mana, kelimenin esas manasından çok daha önemlidir”. (5) Kelimenin Kur’an içinde kazandığı “İzafi mana”nın kelimenin “kök anlam”ından daha önemli olması, kelimeye yaratıcı tarafından yapılan semantik müdahale ile ilgilidir. Hiç kuşkusuz vahiy, bir bilgi kaynağı olarak insanlık tarihine semantik bir müdahalede bulunmuştur. Bundan dolayı Cahiliye şiiri ve otantik Arapçanın tek başına iyi bir yorum malzemesi olmadığı açıktır. 

Dil ve anlam arasındaki ilişki söz konusu olduğunda E. Husserl’in fenomenoloji yöntemini dikkate  almakta fayda var. Bu yönteme göre gerçek bilgi, metinde ifadesini bulan kelimeler değil, bu kelimelerin işaret ettiği anlamda aranmalıdır. Fenomen, metnin anlamıdır,özüdür. Bu yüzden fenomenolojik çabada önemli olan metni yorumlayanın durumudur. Bir anlamda yorumlama çabası sezgisel bir çabadır. Burada bizi bekleyen önemli bir sorun vardır: önemli olan metnin anlamı ise sözcüklerin yorum faaliyetindeki yeri nedir? Fenomenolojik yönteme göre metinde kullanılan sözcükler yorumcuyu metnin asıl anlamına götürecek işaret taşlarıdır. Bu yüzden metnin dili yorumcu için son derece önemlidir. Ancak sadece metindeki dile bağlı kalarak anlama çabasına girişen birinin metnin gerçek anlamını kavraması mümkün değildir. 

Yorum Bilim çalışmalarının sanat, edebiyat ve dini metinler üzerinde yoğunlaştığını söylemiştik. Bunun nedeni söz konusu metinlerin diğer metinlere oranla daha çok sembolik anlatıma sahip olmalarıdır. Edebiyat ürünleri arasında özellikle şiirin diğerlerine oranla daha çok yorumlamaya muhtaç olduğu açıktır. “Ne Godiva geçer yoldan, ne bir kimse kör olur.”(6) Bu dize İsmet Özel’in “Erbain adlı kitabındaki “Amentü” şiirinden alıntıdır. Düz bir mantıkla bu dizeyi okuyanlar, şiirin tamamını okusalar bile yazarın kastettiği anlam katmanına ulaşmaları imkansızdır. Bu dizenin yorumlanması için şu tarihi bilgiye ihtiyaç var: Godiva 12.yüzyılda yaşayan ve halkı tarafından çok sevilen bir İngiliz kraliçesidir. Bir gün düşmanlar tarafından işgal edilir. İşgalden kurtulmak için düşmanla anlaşmaktan başka çare yoktur. Yapılan anlaşmaya göre kraliçe bir gün halkı arasında çırıl çıplak dolaşacaktır. Ancak kraliçeyi çok seven halk o gün, bu olumsuz durumu görmemek için, gözlerini açmamaya karar verir. Varılan karara uymayıp gözlerini açan da, yaptığı davranış karşısında kör olacaktır. Şimdi bu açıklama ışığında bu dizeyi anlamaya çalışalım: Şair demek istiyor ki, ne Godiva gibi halkı için kendini feda edecek bir yöneticimiz, ne de onu kötü halde görmek istemeyen bir halkımız var.

Yukarıdaki yorumdan da anlaşılacağı üzere Yorum Bilim kolay bir uğraşı alanı değildir. Yorum ve anlama çabası dini metinlere geldiğinde, dini metinlerin seküler metinlere göre çok daha sembolik olduğu düşünülürse, durum daha da ciddileşir. Zira dini metinleri yorumlama diğer hiçbir metinle karşılaştırılmayacak kadar karmaşıktır ve çok ayrı bir donanım gerektirir. Dini metinler doğası gereği ilahi kaynaklı olması nedeniyle kullandığı sembolik dil ve anlam katmanları daha karmaşık ve derindir. Bundan dolayı bu tür metinlerin yorumlanması daha zor bir zihinsel çaba gerektirmektedir. 

Yorum Bilim çalışmalarının İslami açıdan karşılığı şudur: yorumlanacak metin Kur’an, yorumlayıcı müfessir, yorum işlemine de tefsire denir. Tefsir faaliyetindeki en temel soru, “kutsal metinde yer alan ifadelerin anlamı ve amacı nedir?” sorusudur. Bilindiği gibi Kur’an, anlam katmanı ve derinliği açısından herhangi bir metinle kıyaslanmayacak kadar farklı ve özgündür. Kur’an bir taraftan kendini açık bir kitap olarak tanımlarken, diğer taraftan anlamı içinde kapalı olan ifadelerin de ( müteşabih) yer aldığını belirtiyor. Anlamı kapalı ayetler konusunda Kur’an, bu ifadelerin ancak ilimde derinleşenler tarafından anlaşılabileceğini söylüyor. Ardından da bu tür ayetlerin bilerek yanlış yorumlayabilecekleri konusunda insanları uyarıyor. Bu konuda Kur’an, uyarı amacıyla Yahudilerin tavrı üzerinde ısrarla duruyor ve onların yorumlama konusunda takındıkları, ayetlerin anlamını bilerek gizleme yaklaşımını olumsuzluyor ve kınıyor. Bilindiği gibi Yahudiler, Tevrat ayetlerini belirli menfaatler karşılığında bilerek yanlış yorumluyor ve anlamını bozuyorlardı. Ayetin nüzul sebebinin Yahudiler olması hükmün genelleştirilmesine engel değildir. Öyle anlaşılıyor ki, Kur’an Müslümanların bir kısmının da içinde bulundukları sosyal ve siyasal şartların etkisiyle Kur’an ayetlerini tıpkı Yahudiler gibi kendi çıkarları için kullanabilecekleri konusunda uyarıda bulunuyor. 

Yorum ve Siyaset

Cumhuriyet tarihi boyunca hiç gündemden düşmeyen din-devlet-laiklik tartışmalarını ve bu konuda ileri sürülen bazı tezleri bu bağlamda değerlendirebiliriz. Özellikle “Hakimiyet Allah’ındır” ayeti üzerinden yürütülen tartışmalar, savunanlar ve karşı çıkanlar açısından bakıldığında, konuya ne kadar yüzeysel yaklaştıkları hakkında zengin bir literatür verecektir. Bilindiği gibi Hariciler, bu ayeti temel alarak geliştirdikleri siyasi tavırla binlerce insanın ölümüne yol açacak süreci başlatmışlardı. Demek ki, ifadenin kendi başına alındığında doğru olması, doğru kullanılacağı anlamına gelmiyor. O ifadenin nasıl anlaşılıp yorumlandığı taşıdığı anlamdan daha belirleyici hale gelebiliyor. Bu yüzden Hz. Ali, ifadeyi doğru tavrı yanlış olarak belirlerken, doğru bir ifadenin çeşitli şekillerde yanlış yorumlanarak nasıl çarpıtıldığına vurgu yapar. Ancak şunu da belirtmek gerekir ki, tarih boyunca doğru yorumdan ayrılmamaya çalışan ve karşılaştığı tepkilere aldırmadan ölümüne gerçeğin peşinden koşan nice alimler vardır. Öyle anlaşılıyor ki, siyasal rejimlerin kendi meşruiyetlerini sağlamak için dini metinlere duydukları ihtiyaç çoğu kez, dini metinlerin siyasi rejimler temel alınarak yorumlama tehlikesini doğurmuştur. Demokratik İslam, sosyalist İslam veya liberal İslam tartışmaları genellikle İslam’ı temel alarak değil, bağlı olunan sisteme dini bir meşruiyet sağlama kaygısıdır. 

Kur’an söz konusu olduğunda kim tarafından yapılırsa yapılsın hiçbir yorum metinle eşitlenemez. Metin yanılmaz bir kaynaktan geldiği için asıldır ve her türlü beşeri yorumun üzerinde bir anlam katmanına sahiptir. Yorumun ise doğası gereği ontolojik ve epistemolojik anlamda bilgisi sınırlı olan insanın yürüttüğü ve sonuçlandırdığı beşeri bir faaliyettir. Bundan dolayı, Hz. Peygamber hariç ki, O, ismet sıfatıyla korunmuştur, konumu ne olursa olsun bir kişinin yaptığı yorumun yanılmazlığından yola çıkarak metine gidilemez. Yorumun yanılmaz bir hakikat gibi kabul edilmesi, ana metni o yoruma bağımlı hale getirir ve yeni bir anlam katmanına ulaşmayı engelleyen bir araç haline dönüşür. Bu durum sahip olunan veya içinde bulunulan cemaatin yorumunu kutsalın önüne geçirir ki, İslam dünyasının karşı karşıya bulunduğu en önemli sorunlardan birisi de budur. Cemaleddin Afgani ve Muhammed Abduh’tan itibaren gelişen İslamcılık akımının en önemli argümanlarından birinin Kur’an ve Sünnete dönüş olarak belirlenmesi, bir anlamda Kur’an ve Sünnetin önüne geçen ve onu zamanla tanınmaz hale getiren yorumlarla ilgilidir.

Hiçbir yorumcu doğası gereği tarihsel olan kendi yorumunu temel alarak “Allah’ın muradı budur” kesin hükmüne varamaz; olsa olsa bana göre niyet budur, “doğrusunu Allah bilir” diyebilir. Bu ifadeler Kur’an’ı yorumlamanın keyfi ve serbest bir işlem olduğu sonucunu doğurmamalıdır. Yorum yaparken ters düşmememiz gereken ve bir insanı dairesinde tutan yeterli sayıda anlamı açık ayet Kur’an’da bulunmaktadır. Hiçbir anlamı kapalı ayet, anlamı açık ayetlere ve Hz. Peygamberin rehberliği göz ardı edilerek veya görmezden gelerek açıklanamaz. Bu durum göz önüne alınmadan yapılacak bir yorum çabasının ana metinle ilgisiz noktalara varması kaçınılmazdır. Nitekim bazı tasavvufi, felsefi ve Batıni dini akımların yaptıkları zorlama yorumların nerelere vardığı tüm çıplaklığı ile ortadadır. Büyük İslam düşünürü Gazali, Batıniliği temel alarak yaptığı incelemeler sonucunda, kolaylıkla İslam dışına taşma potansiyeli gösteren tasavvufi İslam içinde tutabilmek için olağanüstü bir çaba göstermiştir. Ancak bu çabalar bile tasavvuf üzerinden süregelen tartışmaları bitirmeye yetmemiştir. 

Yorum faaliyeti ile yorumun yapıldığı tarihsel zaman arasında da önemli bir bağlantı vardır. Ancak şu nokta unutulmamalıdır ki, hangi dönemde yapılırsa yapılsın ve ne kadar değerli olursa olsun hiçbir yorum tüm zamanlar için geçerli olamaz, olmamalıdır. Bu durum yorumun doğası gereği beşeri olma özelliğinden kaynaklanmaktadır. Yorumlama tarih içinde gerçekleşen bir çabadır ve sürekli olarak devam etmelidir. Yorumun önünü kapatmanın varacağı nokta, Roger Garaudy’nin yerinde tespitiyle entegrizmdir. Entegrizm, bir öğreti veya dinin herhangi bir tarih kesitinde yapılan yorumunu bütün zamanlar için geçerli saymaktır.  İslam’ı bu olumsuz durumdan kurtaracak olan ilke içtihattır. İçtihat, Müslüman bir zihnin yeni ortaya çıkan sorunlar karşısında Kur’an ve Sünnete başvurarak gerçekleştirdiği zihinsel bir çabadır. Aktif bir içtihat çabası dini, durağanlığa düşmekten alıkoyan, tarihten ve toplumdan kopmasını önleyen en önemli faktördür. İçtihadı ortadan kaldırmak bir taraftan yorumlama faaliyetini engelleyecek, diğer yandan da dini düşüncenin çağa nüfuz etme potansiyelini yok edecektir. Meşru bir temele dayanmayan devletlerde içtihadın sağlıklı bir şekilde yürütülmesi söz konusu değildir. Emevilerin özgür iradeyi savunan alimlere karşı uyguladıkları baskıcı tavrın altında da eleştiriden duydukları rahatsızlık yatıyordu. Alimler karşı uyguladıkları baskı ve yıldırma politikaları sonuç vermeyince, rejim adına onları öldürme yoluna gitmişlerdi. Bu uygulamalar İslam dünyasında derin fikri anlaşmazlıklar çıkmasıyla sonuçlanmıştır. En önemli sonuçlardan biri de siyasi otoritenin benimsemediği yorumların gayrimeşru kabul edilmesi ve şiddetle cezalandırılmasıdır. Nitekim Ebu Hanife ve Ahmet Bin Hanbel’in yaşadığı trajedi, siyasi otoriteye boyun eğmeyen alimlerin ne tür zorluklarla karşılaşacağı konusunda yeterince bilgi vericidir. Ancak bugüne etkisi incelendiğinde sivil yorumların Müslümanların yaşamlarında önemli ölçüde yer tuttuğunu görüyoruz. Milyarlarca Müslüman, Emeviler ve Abbasiler döneminde üretilen resmi yorumları değil, bu rejimler tarafından cezalandırılan alimlerin yorumlarını benimseyerek hayatlarını sürdürmektedir. Bu durum yorumlama faaliyetinin sivil bir faaliyet olarak sürdürülmesi gerektiği konusunda yeterince bilgi vericidir. 

1- Dr. Ali Sayar, İnsan ve Toplum Bilimleri terimleri, Değişim yayınları.
2- Erol Göka, Abdullah Topçuoğlu, Yasin Aktay, Önce Söz Vardı, Vadi yayınları.
3- Doç. Dr. Zeki Özcan, Teolojik Hermenötik, Alfa yayınları
4- Burhanettin Tatar, Hermenötik, İnsan yayınları
5- Toshihiko İzitsu, Kur’an’da Allah ve İnsan, Yeni Ufuklar Neşriyat.
6- İsmet Özel, Erbain, İklim yayınları.

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş