Yoluna Kurban Olduğumuz Efendimiz
Süleyman Çelebi, Rasûlullah’a duyduğu aşk ile yazdığı Mevlid’inde âşık-mâşuk irtibatını şöyle dile getirmekte:
“Zâtıma mir’ât (ayna) edindim zâtını,
Bileyazdım (beraberce yazdım) adım ile adını.”
Bu aşkın ifadesi olarak Allah ve Muhammed isimleri, bazen yan yana, bazen de iç içe mekânları süslemekte.
Âşık-ı sâdıklar, Allah ve Rasûlünün aşkıyla yanmışlar. O, insanlığa tek örnek. Dünya kurulduğundan beri onun gibi bir peygamber gelmedi. Onun yolunda olmak şereflerin en yücesi. Dertlilerin dermanı, kimsesizlerin kimsesi.
"Canım kurban olsun, senin yoluna
Adı güzel, kendi güzel Muhammed."
Onun doğumuyla dünya şereflendi. Asırlar boyu Müslümanlar, önderlerinin doğum gününe değer verdiler ve buna “Mevlid Kandili” dediler. Bu gece, Rasûlullah'ın doğumuyla alakalı olduğundan "mevlid", gecenin hürmetine kandiller yakıldığından da "kandil" diye adlandırıldı.
Ecdadımız, “Mevlid Kandili” ne önem vererek her sene 12 Rabîulevvel’de Efendimiz’in doğumunu yâd ettiler. Mevlid kandiline hürmeten camilerde ve çeşitli mekteplerde yapılan Mevlid programları, dağıtılan para ve hediyeler, yapılan şenlik ve açılışlar, cezasının çoğunu yatan ve hâli düzelmiş bazı mahkûmların kandil münasebetiyle affedilmesi, resmî erkân, ilim erbabı ve halkın kandil programında bir arada bulunması Osmanlı toplumundaki uygulamalardandı.
Müslümanların dışındaki bazı düşünürler de Fahr-i Kâinat Efendimizi tanıyınca hayran kalıyor ve onun hakkında duygu yüklü cümleler sıralıyorlar.
"Sana çağdaş olamadığım için çok üzgünüm ey Muhammed! İnsanlık senin gibi bir varlığı görmedi ve bundan sonra da göremeyecektir. Ben senin heybetli huzurunda sonsuz saygı ile eğiliyorum." diyor Bismark.
Goethe ise Efendimize olan duygularını şöyle ifade etmekte:
"Biz Avrupa milletleri, medeni imkânlarımıza rağmen Hz. Muhammed'in son basamağına varmış olduğu merdivenin daha ilk basamağındayız. Şüphe yok ki, bu yarışmada hiç kimse onu geçemeyecektir."
Habîbullâh Efendimizi, cân u gönülden sevmeli ve yoluna baş koymalıyız. O, çağlar ötesine etki eden üstün insan. İnsanlığın meş'alesi, âlemlerin efendisi. Peygamberler kafilesinin son halkası, şefaatçimiz, önderimiz ve serverimiz. Salât ü selâm, tüm övgü ve ihtiram o yüce zâta. Diller başlasın salavâta.“Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammed.”
Peygamber Efendimizi, Allâh ü Teâlâ övmüş, kullar onu ne kadar övebilir ki! Kimi yakuta, kimi güle benzetmiş. Ona “Habîbullah, Rasûlullah ve Nebiyyullah” denmiş. Âlim, ârif, salih ve veliler Efendimizin yolundan zerre kadar ayrılmamayı prensip edinmişler.
Molla Câmi aşkla yazdığı şiirinde şöyle seslenmekte:
“Ve'ş-şems” onun yüzünü “Ve'l-leyl” onun saçlarını vasfeder,
Bütün Kur'ân'ın sûrelerinden bana, Muhammed'in kokusu geldi.”
Bizler, Mevlâmızdan dolayı Rasûlullâh’ı, ondan dolayı da bütün kâinatı severiz. Yunus Emre, “Yaratılanı severiz, Yaratan’dan ötürü” diye ne güzel söylemiş. Allah ü Teâlâ, âlemlere rahmet olarak gönderdiği rasulüne; “habibim, sevgilim” demiş. Habîbullah sevgisi, Müslümanların gönüllerine yerleşmiş.
Efendimiz, bütün insanlığa gönderildi. Dünya ve âhiret mutluluğunu isteyen her insan, rahmet peygamberi Hazreti Muhammed Mustafa’nın yolundan gitmeli. Çünkü kurtuluş bu yolda. Üstad Ali Ulvi Kurucu, “Efendim” adlı şiirinde ne güzel ifade etmiş:
"Rûhum sana âşık, sana hayrandır Efendim,
Bir ben değil, âlem sana kurbandır Efendim.”
Efendimizin aşkının gönüllerimizde yer etmesi dileğiyle sizleri Yüce Rabbime emanet ediyorum kıymetli okurlarım.
Yorumlar
1