Yazıya başlamak için en iyi yollardan biri de başlıktan yürümek, öyleyse başlayalım.
Türkiye ve Azerbaycan; Nedir? iki ayrı ülke, ama çok yakın, tercümansız anlaşabildiğimiz kardeşlerimiz Azeriler. Bağımsızlığına kavuştuktan sonra yıllar içinde gelişen ekonomik ve siyasi ilişkiler bizi birbirimize daha da yaklaştırdı. Haydar Aliyev’le Demirel iyi dosttu baba Aliyev’in vefatından sonra Erdoğan’la oğul Aliyev de iyi birer abi kardeş ve dost. Yakın tarihte Azerbaycan Karabağ’ı Ermenistan’dan geri alırken Türkiye’nin de askeri ve siyasi olarak büyük desteği oldu, bu hayati destek iki kardeş ülkeyi daha da yakınlaştırdı.
Herhalde nazar değmiş olacak ki şu sıralar abi kardeşin arasına kara kedi, daha doğrusu başörtüsü girdi. Laiklik bahanesiyle başörtüsünün yasaklanması girişimi sadece Azerbaycan’a has bir durum değil. 28 Şubatta biz daha katısını yaşadık bu yasağın. Yasak sadece Türkiye ve Azerbaycan gibi halkı Müslüman, rejimi laik ülkelerde olsa diyebiliriz ki İslam-laiklik çatışmasıdır, ama öyle değil, Fransa’da da zaman zaman başörtüsü yasaklanmaya kalkılıyor ve gerginlikler yaşanıyor. İnanç özgürlüğünü esas alan/alması gereken laiklik bumerang gibi dönüp tersinden inanç özgürlüğünü vuruyor. Bu neden böyle, elbette siyasi ve sosyal birçok sebebi var ama konunun özünden ve başlıktan çok uzaklaşmamak için geri, yani yine başlığa dönelim.
Türkiye ile Azerbaycan arasındaki gerginlik gerçekten başörtüsü gerginliği mi? Bunun cevabının hayır olduğunu başlıktaki ikinci cümleden anlayabiliriz. Hayır, çünkü nasıl ki futbol sadece futbol değilse başörtüsü de sadece başörtüsü değildir. Türkiye kendi içinde bu meseleyi dibine kadar tartışarak aşmış ve Kemal Kılıçdaroğlu’nu dahi nasihatçi pozisyonuna yükseltmiştir.
Bilindiği üzere Kemal Kılıçdaroğlu yaptığı gurup konuşmasında kardeş Azerbaycan’a başörtüsü yasağının hiç iyi bir şey olmadığını, kadınların kıyafetine karışılmaması gerektiğini, bir zamanlar bizim de bu yasağı uygulamaya kalktığımızı, ama boşu boşuna çok acılar yaşadıktan sonra bundan vazgeçtiğimizi, hatta bundan dolayı kendisinin temsil ettiği siyasi görüş adına başörtülülerden özür dilediğini anlattı.
Butlan tartışmalarıyla iyice eriyen siyasi kariyerine adeta can suyu gibi gelen bir konuşmaydı gerçekten takdir ettim, izlemeyenler varsa tavsiye ederim izlesin. Eğer istenirse siyasetçilerin de meselelere ne kadar insanca ve samimi yaklaşabildiğini göstermesi açısından çok değerliydi gerçekten bu sözler. O günlerde Türkiye’deki tartışma nasıl ki sadece başörtüsü değildiyse bugün Türkiye Azerbaycan arasındaki başörtüsü gerginliği gibi görünen gerginlik de gerçekte başörtüsü gerginliği değildir.
Ne tek adam rejimin hâkim olduğu ve laikliğin olmazsa olmaz şartı olan demokrasinin esamisinin okunmadığı Azerbaycan’ın gerçek bir laiklik hassasiyeti vardır ne de Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin gerçek bir başörtüsü hassasiyeti.
Öyleyse nedir?
Rivayet muhtelif. Nihayetinde bu rivayetler ilk ağızdan yayılmıyor. Karşılıklı konuşmalar daha doğrusu atışmalar şimdilik ve iyi ki de liderler düzeyinde değil, o yüzden tahminler yürütülüyor.
Tahminlerin kesiştiği nokta Türkiye ve Azerbaycan’ın arasının açılmak istenmesi…
Türkiye ile Azerbaycan’ın arasını kim açmak ister? Kim istemez ki, Ermenistan, Rusya, İran ve İsrail. Bölgede Türkiye ile çıkarları çatışan her devlet Türkiye ile Azerbaycan’ın çok samimi, can ciğer, abi kardeş olmasından rahatsız olur.
Zaten uluslararası ilişkilerin temel kuralıdır, devletler arasında dostluklar yok menfaatler vardır. Türkiye ile Azerbaycan aynı dili konuşan, aynı dine mensup iki kardeştir amenna ama bu abi kardeşlik aynı zamanda iki devletin çıkarına da fazlasıyla hizmet eder.
Şimdiye kadar etti de, Türk Azeri dostluğundan her iki ülke de büyük yarar gördü. Şimdi ise kardeşlerden birine yukarıda saydığımız devletlerden biri Türkiye’yi biraz dışlaması karşılığında daha cazip teklifler sunmuş olacak ki Aliyev gözetimindeki Azerbaycan medyasında Türkiye aleyhinde darbe iddialarına vardırılan akla ziyan yayınlar yaptırılıyor.
Bu yayınların arkasında İsrail’i görmemek için kör olmak gerekir.
Çünkü Azeri medyasına büyük oranda Yahudi sermayesi hâkimdir. Azerbaycan ile İsrail arasında bizim midemizin kaldırmadığı samimi dostluklar mevcuttur. İsrail’in Gazze’de Filistinlilere karşı yaptığı soykırıma rağmen bu dostluk hiç kesintiye uğramadan ve gizlenme gereği de duymadan devam edegelmiştir. Dolaysıyla Türkiye Azerbaycan arasındaki başörtüsü gerginliğin arkasındaki el büyük ihtimalle İsrail’dir.
İsrail İran’la savaşa devamdan yanadır, İran’ı parçalamaya azimlidir. İran operasyonunda Azerileri yanına alabilmek için Türkiye’den koparmak isteyebilir. Çünkü Türkiye muhtemel İsrail İran savaşında Azerbaycan’ın İsrail’in yanında savaşa girmesine mani olacaktır. O nedenle İsrail Azerbaycan’ı Türkiye’den koparmak, yalnızlaştırıp kendine mecbur hale getirmek ve sonra da siyasi ve askeri olarak İran savaşında yanına almak isteyebilir.
Yahut şu anda bilemediğimiz başka başka şeytanlıklar da vardır işin içinde ama bu fitnenin arkasında İsrail’in olduğuna kuşku yok.
İsrail ya da başka bir devlet, ama belli ki bu fitne ile iki kardeşin arası açılmak isteniyor. Arayı açmak isteyen devlet ya da devletlerin çıkarına olan bizim aleyhimizedir. Bu gerginlikten ne Azerbaycan’a ne de Türkiye’ye bir hayır yok.
Türkiye geçmişte sıkıntı yaşadığı başörtüsü konusunda kardeş bir devletin de aynı sıkıntıları yaşamasını istemez elbet ancak çok bilinenin aksine tecrübe aktarılabilen bir şey değil bizzat yaşanılarak öğrenilen bir şeydir.
Sanki dinin kul hakkına taalluk eden asıl alanını halletmişiz ve sanki dinimizi çok mükemmel yaşıyormuşuz gibi eşe dosta dindarlık kasmaya kalkmamız biraz sakil kaçıyor. Azerbaycan’ın din ve dindarlık algısı bizden çok farklı ve bizim gözümüzden bakıldığında daha gevşek. Ama bu onların anlayışı ve onların yaşamı…
Aynı ana babadan iki kardeşin inancı ve dini yaşantısı birbirini tutmazken bir ülkeden diğer ülkeye dindarlık empoze etmek boşa bir çaba… Üstelik bu boş çabanın dostluğu bizim için çok değerli Azeri kardeşlerimizle aramızı açma riski varsa en iyisi bundan vazgeçmek.
Son olarak da birkaç kelam da Azeri kardeşlerimize edelim de alınmasınlar. Öyle ya Kemal Kılıçdaroğlu dahi ömrünün ahirinde hidayete erip nasihat makamına ulaşmışsa bu fakire de küçük de olsa bir söz hakkı düşer.
Kardeşler vazgeçin insanların kılığı kıyafeti ile uğraşmaktan. Yasaklayabildiğinizi göstermekten başka bir işe yaramaz.
Yasaklayabildiğiniz o kadar aşikâr ki bir de başörtüsü ile ispata ihtiyaç yok. Sizde yeteri kadar gaz var zaten, İsrail’in ya da Rusya’nın gazına (!) da ihtiyacınız yok. Gerçi bu yasak tek başına aramızı açmaya yetmez ama yakınlığımıza halel gelir mesafe açılır, dostluk zarar görür.
İsrail ya da bir başka devletin dostluğu ile Türkiye’nin dostluğu kıyas dahi kabul etmez. Sizden bir kardeş olarak ricam lütfen gırtlağın dokuz boğumundan geçirmeden Türkiye aleyhinde konuşmayın. Yazıktır kardeşliğimize.
Ulus’taki Pavyonlar Kapanıyor
14.10.2026
"Savaşa Hayır" İnisiyatifi Kuruldu
23.09.2026
Ümmetin Çocukları Husiler / Mehmet TAŞDÖĞEN
10.10.2026
aşk kağıda yazılmıyor… MUSTAFA AKMEŞE 15.10.2026
Mekke İttifakı Test mi Ediliyor? AHMET GÜRBÜZ 23.09.2026
DEVLET VE YÖNETİM SÜLEYMAN ARSLANTAŞ 30.09.2026
Kintsugi Ruhsal Yenilenme AHMET GÜRBÜZ 12.10.2026
sahi “sen kimsin?” MUSTAFA AKMEŞE 24.09.2026
fesleğen gibi bir dindarlık MUSTAFA AKMEŞE 08.10.2026