Giriş
Antik Yunan ve Roma coğrafyacılarının Arabia Felix (Mutlu Arabistan) olarak adlandırdığı Yemen, Arap Yarımadası'nın güneyinde, tarih boyunca stratejik konumu, ticaret yolları, zengin kültürel mirası ve siyasi mücadeleleriyle öne çıkmış bir ülkedir. Yemen adının kökeni hakkında çeşitli görüşler bulunmaktadır. Bunlardan biri, Mekke'yi merkeze alan geleneksel Arap coğrafyasında Kâbe'nin güneyinde, yani sağ tarafında (yemîn) bulunmasıyla ilgilidir.
Kızıldeniz'in güney girişini ve Aden Körfezi'ni kontrol eden konumu, Yemen'i tarih boyunca ticari ve askerî bakımdan önemli hâle getirmiştir. Hint Okyanusu ile Akdeniz arasındaki deniz ticaretinde önemli bir geçiş noktası olan ülke, aynı zamanda Afrika ile Asya arasındaki ilişkilerde de belirleyici bir rol oynamıştır.
Yemen'in tarihi, yalnızca devletlerin kuruluş ve yıkılışlarından ibaret değildir. Bölge, farklı mezheplerin, kabilelerin, siyasi hareketlerin ve dış güçlerin mücadelelerine sahne olmuştur. Osmanlı Devleti'nin Yemen'deki hâkimiyeti, ülkenin kuzey ve güney olarak ayrılması, 1990 yılında yeniden birleşmesi, Ali Abdullah Salih yönetimi, Arap Baharı ve 2015'te başlayan uluslararası müdahaleler, bu tarihî sürecin önemli dönüm noktalarıdır.
Son yıllarda ise Yemen, Filistin meselesi, Kızıldeniz'deki deniz ticareti ve bölgesel güç mücadeleleri nedeniyle yeniden dünya gündeminin merkezine yerleşmiştir. Yemen'i doğru anlayabilmek için ülkenin tarihî geçmişini, toplumsal yapısını ve günümüzde yaşanan çatışmaların arka planını birlikte değerlendirmek gerekmektedir.
1. İslam Öncesi Yemen ve Eski Medeniyetler
Yemen topraklarında tarih boyunca birçok devlet kurulmuştur. Bunların en eskilerinden biri olan Main Krallığı'nın geçmişi milattan önceki III. binyıllara uzanır. Bununla birlikte İslam öncesi Yemen tarihinin en önemli devletlerinden biri Sebe Krallığı'dır.
Sebe Devleti'nden milattan önce VIII. yüzyıla ait Asur kaynaklarında söz edilmektedir. Bu kaynaklarda Sebe hükümdarının Asur kralına vergi ödediğine ilişkin bilgiler bulunmaktadır. Sebeliler, Tevrat'ta ve Kur'an-ı Kerim'de de anılmaktadır. Neml suresinde anlatılan Sebe kıssasında, ülkenin kadın hükümdarı Belkıs ile Hz. Süleyman arasındaki ilişkiye yer verilir. Sebe suresinde ise halkın sahip olduğu refah ve nimetler, Allah'a kulluktan uzaklaşmaları ve Arim seliyle ilişkilendirilen tarihî felaket anlatılır.
Verimli toprakları, gelişmiş sulama sistemleri ve ticari bağlantıları sayesinde Sebe toplumu önemli bir medeniyet meydana getirmiştir. Özellikle Marib Barajı, bölgenin tarımsal ve ekonomik gelişiminin sembollerinden biri olmuştur.
Yemen'in 525 tarihinde Habeşistan tarafından ele geçirilmesiyle bölgede yeni bir dönem başlamıştır. Habeşistan'ın Yemen valisi Ebrehe'nin Kâbe'yi yıkmak amacıyla Mekke'ye sefer düzenlediği, Kur'an-ı Kerim'in Fil suresinde anlatılmaktadır. Bu olay, İslam öncesi Arap tarihinin hafızasında önemli bir yer tutmuştur.
2. Yemen'in İslamlaşması
Mekke ile Yemen arasındaki yakınlık, İslam öncesinde iki bölge arasında siyasi, ticari ve kültürel ilişkilerin gelişmesini sağlamıştı. Yemenliler, hac ve ticaret vesilesiyle Hicaz bölgesini tanırken Mekkeliler de Yemen hakkında bilgi sahibiydi.
Hz. Muhammed'in peygamberliğini ilan etmesinin ardından İslam'ın Yemen'de tanınması ve yayılması da bu ilişkiler sayesinde kolaylaştı. Yemenlilerin İslam'la daha geniş ölçekte tanışması, özellikle Medine döneminde gerçekleşti. Ebu Musa el-Eş'arî ve beraberindeki Yemenlilerin Müslüman olması, bu süreci hızlandırmıştır.
Hz. Peygamber'in vefatından sonra Yemen'de çeşitli siyasi karışıklıklar yaşandı. Bununla birlikte bölge, zaman içerisinde İslam dünyasının siyasi, ilmî ve kültürel yapısının önemli bir parçası hâline geldi.
Yemen'in İslam tarihindeki önemi, yalnızca erken dönem Müslüman topluluklarıyla sınırlı değildir. Bölge, farklı mezheplerin ve ilmî geleneklerin geliştiği, ticaret yolları aracılığıyla Afrika ve Asya ile bağlantı kurduğu bir merkez olmayı sürdürmüştür.

3. Zeydî İmametinin Oluşumu
Yemen tarihindeki en önemli dönüm noktalarından biri, İmam Hâdî-İlelhak Yahya b. Hüseyin'in 897 yılında bölgedeki hâkimiyetini tesis etmesiyle ortaya çıkan Zeydî imametidir.
Sa'de ve çevresinde güç kazanan Yahya b. Hüseyin'in oğulları döneminde birçok Yemen kabilesi Zeydî imamların yönetimini kabul etti. Zeydîlik, zaman içerisinde Yemen'in özellikle kuzey kesiminde güçlü bir toplumsal ve siyasi gelenek meydana getirdi.
Zeydî imamların hâkimiyeti, farklı dönemlerde Yemen'in geniş bir bölümünü kapsadı; ancak ülkenin tamamı her zaman tek bir siyasi otoritenin yönetimi altında bulunmadı. Yerel hanedanlar, kabileler ve dış güçler arasındaki mücadeleler uzun süre devam etti.
Zeydî imameti, Yemen'in siyasi tarihinde yalnızca dinî bir kurum olarak değil, kabilelerle ilişkiler kuran ve yönetim meşruiyetini dinî-siyasi bir anlayış üzerinden şekillendiren bir yapı olarak da önem taşıdı. Bu tarihî miras, günümüz Yemen siyasetinin anlaşılması açısından da dikkate alınmalıdır.
Bununla birlikte Yemen toplumunu yalnızca mezhep üzerinden değerlendirmek doğru değildir. Ülkenin siyasi yapısında kabile bağları, bölgesel farklılıklar, ekonomik çıkarlar ve dış müdahaleler de belirleyici olmuştur.
4. Eyyûbîler, Resûlîler ve Memlükler Dönemi
Mısır, Suriye ve Hicaz'da hâkimiyet kuran Selahaddin Eyyûbî, Yemen'i de siyasi ve stratejik hedefleri arasına aldı. Birbirleriyle mücadele eden yerel hanedanların yönetimindeki bölgeye 1174 yılında ağabeyi Turan Şah'ı gönderdi. Böylece Yemen'de Eyyûbî hâkimiyeti başladı.
Eyyûbîlerin bölgedeki hâkimiyeti 1229 yılına kadar sürdü. Ardından Yemen'de yaklaşık iki yüzyıl boyunca etkili olan Resûlîler yönetimi kuruldu. Bu dönemde siyasi istikrarın sağlandığı bazı dönemlerde medreseler, vakıflar ve ilmî faaliyetler gelişti.
Resûlîlerden sonra Yemen'in çeşitli bölgelerinde Memlüklerin ve yerel hanedanların etkisi arttı. Ancak ülke genelinde kalıcı ve kesintisiz bir siyasi birlik sağlanamadı.
Yemen'in tarih boyunca farklı devletlerin hâkimiyetine girmesinde, Kızıldeniz ve Aden Körfezi üzerindeki ticaret yollarının önemi büyük rol oynadı. Bu konum, sonraki yüzyıllarda Portekizlilerin ve Osmanlıların bölgeye yönelik politikalarını da etkiledi.
5. Osmanlı Hâkimiyeti
XVI. yüzyılın başlarında Portekiz'in Hint Okyanusu ve Kızıldeniz çevresindeki faaliyetleri, Osmanlı Devleti açısından önemli bir tehdit oluşturuyordu. Memlük Devleti'nin Osmanlılar tarafından ortadan kaldırılmasının ardından Yemen'de Tahirîler güç kazandı.
Osmanlılar, Portekizlilerin bölgedeki etkisini sınırlandırmak ve önemli deniz ticareti yollarını güvence altına almak amacıyla Yemen'le daha yakından ilgilenmeye başladı. Hadım Süleyman Paşa'nın 1538'de Aden'i ele geçirmesiyle Osmanlı hâkimiyeti bölgede güç kazandı.
Ancak Yemen'in coğrafi şartları, kabile yapısı ve yerel siyasi dengeler, Osmanlı yönetiminin bölgede kalıcı bir düzen kurmasını zorlaştırdı. Merkezî yönetimle yerel güçler arasındaki anlaşmazlıklar, idari sorunlar ve zaman zaman uygulanan yanlış politikalar, isyanların ortaya çıkmasına zemin hazırladı. Osmanlı yönetimi, Yemen'deki hâkimiyetini korumak için uzun yıllar boyunca askerî ve siyasi mücadele yürüttü. İngilizlerin Aden'deki varlığı ve bölge üzerindeki nüfuz arayışları da bu mücadeleleri daha karmaşık hâle getirdi.
Osmanlı-Zeydî Anlaşması
II. Abdülhamid döneminde Yemen meselesini çözmek ve bölgede reformlar gerçekleştirmek amacıyla çeşitli girişimlerde bulunuldu. Yemen uleması ve ileri gelenlerinden oluşan heyetlerle yapılan görüşmeler, taraflar arasındaki görüş ayrılıkları nedeniyle başlangıçta sonuç vermedi.
Zeydîlerin lideri İmam Yahya'nın temsilcilerinin İstanbul'a gelerek taleplerini iletmesi de çözüm arayışlarının bir parçasıydı. Ancak bu girişimler, Osmanlı yönetimindeki değişiklikler ve bölgedeki gelişmeler nedeniyle istenen sonucu doğurmadı.

Asir'de Şeyh İdrisî'nin başlattığı isyanın ardından İmam Yahya'nın hareketi de güç kazandı. Bunun üzerine Osmanlı yönetimi, Yemen'deki sorunu siyasi bir anlaşmayla çözmek amacıyla Ahmed İzzet Paşa'yı görevlendirdi.
1911 yılında İmam Yahya ile yapılan anlaşmayla Yemen'in Zeydî nüfusun yoğun olduğu dağlık bölgelerinde önemli ölçüde yerel yönetim yetkisi tanındı. İmam Yahya'nın yabancı devletlerle bağımsız anlaşmalar yapmaması ve Osmanlı egemenliğini tanıması esas alındı.
Bu anlaşma, taraflar arasındaki çatışmaları önemli ölçüde azalttı. I. Dünya Savaşı sırasında İmam Yahya, Yemen'deki Osmanlı birlikleriyle iş birliği yaptı. Osmanlı askerlerinin ihtiyaçlarının karşılanmasına ve bazı askerî faaliyetlere destek verdi.
Mondros Mütarekesi'nin ardından Osmanlı ordusunun Yemen'den çekilmesi sürecinde İmam Yahya, Osmanlı askerlerinin ve görevlilerinin durumuyla da ilgilendi. Osmanlı askerî ve sivil varlığının tasfiyesi 1918 sonrasında aşamalı biçimde gerçekleşti. Yemen üzerindeki Osmanlı egemenliği ise Lozan Antlaşması sonrasında hukuken de sona erdi.
Osmanlılar, Yemen'de bulundukları yüzyıllar boyunca çok sayıda asker ve idareciyi kaybetti. Yemen, Osmanlı tarihinin en zorlu askerî ve idari bölgelerinden biri olarak hafızalarda yer etti.
6. Osmanlı Sonrası Yemen: Krallık Dönemi
Osmanlıların çekilmesinin ardından Yemen'de siyasi birlik sağlanamadı. Aden ve çevresi İngilizlerin kontrolünde kalırken San'a ve çevresinde İmam Yahya'nın yönetimi güç kazandı. Asir, Tihame ve diğer bölgelerde ise yerel liderler ve kabileler etkili olmaya devam etti.
İmam Yahya, bağımsız bir Zeydî yönetimi kurarak ülkenin kuzeyindeki hâkimiyetini genişletti. 1920'li yıllarda Yemen Mütevekkilî Krallığı adıyla anılan devletin temelleri atıldı. İmam Yahya'nın yönetimi, 1948 yılında öldürülmesine kadar sürdü.
İmam Yahya döneminde ülke, dış dünyaya kapalı ve merkezîyetçi bir yönetim anlayışıyla idare edildi. Bu yaklaşım bir ölçüde siyasi istikrar sağlasa da ekonomik ve toplumsal gelişmenin sınırlı kalmasına neden oldu. İmam Yahya'nın ölümünden sonra oğlu İmam Ahmed yönetimi devraldı. Ahmed döneminde Yemen dış dünyayla daha fazla ilişki kurdu. Mısır, Sovyetler Birliği ve Çin gibi ülkelerle ilişkiler geliştirildi. Bununla birlikte siyasi baskılar, ekonomik sorunlar ve modernleşme talepleri ülkedeki huzursuzluğu artırdı.
1950'li yıllarda Arap milliyetçiliğinin yükselişi ve Cemal Abdünnasır'ın etkisi, Yemen'deki siyasi hareketleri de etkiledi. Güney Yemen'de İngiliz yönetimine karşı direniş güçlenirken kuzeyde monarşiye karşı muhalefet yaygınlaştı.
7. Kuzey ve Güney Yemen'in Ayrılması
İmam Ahmed'in 1962'de ölümünden sonra oğlu Muhammed Bedr imam ilan edildi. Ancak kısa süre içinde gerçekleşen askerî darbe, monarşinin sonunu getirdi. Mısır'ın desteğiyle Yemen Arap Cumhuriyeti kuruldu ve Abdullah Sellal cumhurbaşkanlığı görevini üstlendi. Cumhuriyetin ilanından sonra monarşi yanlıları ile cumhuriyetçiler arasında uzun süren bir iç savaş yaşandı. Mısır cumhuriyetçi güçleri desteklerken Suudi Arabistan ve bazı bölgesel aktörler monarşi yanlılarına destek verdi.
Bu gelişmeler, Yemen'in yalnızca iç siyasi mücadelelerle değil, bölgesel güçlerin rekabetiyle de şekillendiğini gösteriyordu.
Ülkenin güneyinde ise İngiliz yönetimine karşı bağımsızlık mücadelesi sürüyordu. 1963'te başlayan direniş hareketleri, Millî Kurtuluş Cephesi gibi örgütlerin öncülüğünde gelişti. Mücadele, Aden ve çevresinin 1967'de bağımsızlığını kazanmasıyla sonuçlandı.
Böylece Arap Yarımadası'nın güneyinde iki ayrı devlet ortaya çıktı: Kuzeyde Yemen Arap Cumhuriyeti, güneyde ise başlangıçta Güney Yemen Halk Cumhuriyeti olarak anılan devlet.
Sosyalist yemen
Güney Yemen, 1970'te Yemen Demokratik Halk Cumhuriyeti adını aldı ve zaman içerisinde Sovyetler Birliği ile yakın ilişkiler geliştirdi. Ülkede sosyalist bir siyasi ve ekonomik sistem benimsendi; siyasi hayat Yemen Sosyalist Partisi'nin egemenliği altında şekillendi.
Kuzey Yemen ise farklı bir siyasi ve ekonomik çizgide ilerledi. Kuzey ve güney arasındaki ideolojik farklılıklar, sınır anlaşmazlıkları ve siyasi rekabet, 1972 ve 1979 yıllarında silahlı çatışmalara yol açtı.
Bununla birlikte iki ülkenin birleşmesi yönündeki düşünce, zaman içerisinde her iki tarafta da güç kazandı.
8. Ali Abdullah Salih Dönemi ve Yemen'in Birleşmesi
1978 yılında Ali Abdullah Salih'in Kuzey Yemen'in devlet başkanlığı görevine gelmesi, ülke tarihinin yeni bir dönemini başlattı. Salih, siyasi iktidarını güçlendirmek amacıyla çeşitli kurumlar oluşturdu ve Genel Halk Kongresi'ni kurdu.
Ancak yönetimi boyunca muhaliflere yönelik baskılar, siyasi rekabet ve güvenlik sorunları gündemde kaldı. Yemen'in siyasi hayatı, askerî güç, kabile ilişkileri ve dış destekler arasındaki hassas dengeler üzerinde şekillendi.
1990 yılında Kuzey ve Güney Yemen birleşerek Yemen Cumhuriyeti'ni kurdu. Ali Abdullah Salih, birleşik ülkenin cumhurbaşkanı oldu. Birleşme, uzun süredir devam eden bölünmenin sona ermesi bakımından tarihî bir gelişmeydi.
Ancak birleşme, siyasi ve ekonomik sorunları bütünüyle ortadan kaldırmadı. Kuzey ve güney arasındaki güç paylaşımı, ekonomik kaynakların dağılımı ve yönetim anlayışı konusundaki anlaşmazlıklar devam etti.
1993 seçimlerinden sonra siyasi gerilim arttı. 1994 yılında kuzey ve güney güçleri arasında iç savaş çıktı. Savaşı Salih yönetimine bağlı kuvvetler kazandı ve merkezî yönetim güçlendi. Buna karşılık güneydeki siyasi hoşnutsuzluk ortadan kalkmadı.
Salih, uzun yıllar boyunca iktidarını korudu. 2000'li yıllarda ülkenin kuzeyinde Zeydî kimliği etrafında gelişen Husî hareketiyle çatışmalar yaşandı. Hareketin liderlerinden Hüseyin el-Husî, 2004 yılında hükümet güçleriyle yaşanan çatışmalarda öldürüldü. Ardından çatışmalar farklı dönemlerde devam etti.
Ülkenin güneyinde de dışlanma, ekonomik eşitsizlik ve siyasi temsil sorunları nedeniyle muhalif hareketler ortaya çıktı. Böylece Yemen, 2011 yılına gelindiğinde hem kuzeyde hem güneyde ciddi siyasi sorunlarla karşı karşıyaydı.
9. Arap Baharı ve Yemen'de Siyasi Kriz
2011 yılında Tunus'ta başlayan ve Arap dünyasına yayılan protesto dalgası Yemen'i de etkiledi. Uzun süredir iktidarda bulunan Ali Abdullah Salih'e karşı geniş çaplı gösteriler düzenlendi.
Protestolar, ekonomik sorunların yanı sıra yolsuzluk, siyasi baskılar ve yönetimde değişim talepleriyle bağlantılıydı. Çatışmalar ve siyasi müzakereler sonucunda Körfez İşbirliği Konseyi'nin girişimiyle bir geçiş süreci başlatıldı.
Kasım 2011'de imzalanan anlaşma çerçevesinde Salih görevini yardımcısı Abdurabbu Mansur Hadi'ye devretti. Böylece Salih'in uzun süren iktidarı sona erdi. Ancak bu değişim, ülkedeki bütün siyasi aktörleri kapsayan kalıcı bir uzlaşma sağlayamadı.
Hadi döneminde ekonomik sıkıntılar, güvenlik sorunları ve siyasi gruplar arasındaki anlaşmazlıklar devam etti. Husî hareketi, merkezî yönetimin zayıflamasından yararlanarak etkisini genişletti.
2014 yılında Husî güçlerinin San'a üzerinde kontrol sağlaması, ülkedeki siyasi krizi yeni bir aşamaya taşıdı. Hükümetin otoritesi zayıfladı ve Hadi yönetimi giderek daha fazla baskı altında kaldı.
Husîler, Şubat 2015'te siyasi geçiş sürecini yeniden düzenlemeyi amaçlayan bir bildiri yayımladı. Ancak bu girişim, ülkedeki farklı siyasi taraflar arasında kabul gören bir çözüm oluşturamadı.
10. 2015 Müdahalesi ve Yemen Savaşı
Mart 2015'te Husî güçleri güneye doğru ilerleyerek stratejik bölgelerde kontrol sağlamaya başladı. Cumhurbaşkanı Hadi'nin Aden'e yönelmesi ve ardından ülkeden ayrılmasıyla siyasi kriz derinleşti.
26 Mart 2015'te Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyon, Husî ilerleyişini durdurmak ve Hadi yönetimini desteklemek amacıyla askerî harekât başlattı. Hava saldırılarıyla başlayan müdahale, zaman içerisinde bölgesel ve uluslararası aktörlerin dâhil olduğu uzun süreli bir savaşa dönüştü.
Suudi Arabistan, Husî hareketinin güçlenmesini kendi güvenliği ve bölgesel nüfuzu açısından tehdit olarak değerlendirdi. Husîlerin İran'la geliştirdiği ilişkiler de bu kaygıları artırdı. İran'ın Husîlere verdiği siyasi ve askerî desteğin kapsamı, çatışmanın bölgesel boyutunun önemli tartışma konularından biri oldu.
Bununla birlikte Yemen'deki savaşı yalnızca Suudi Arabistan ile İran arasındaki rekabet üzerinden açıklamak yeterli değildir. Ülkenin tarihî bölünmüşlüğü, merkezî yönetimin zayıflığı, kabileler arasındaki ilişkiler, ekonomik eşitsizlikler ve yerel siyasi mücadeleler de savaşın temel dinamikleri arasındadır.
BM gözetiminde 2015'te Cenevre'de ve 2016'da Kuveyt'te yürütülen müzakereler, taraflar arasında kalıcı bir anlaşma sağlanamadan sona erdi.
2017 yılında Husîlerle Ali Abdullah Salih yanlıları arasındaki ittifak bozuldu ve taraflar arasında şiddetli çatışmalar yaşandı. Salih, 4 Aralık 2017'de öldürüldü. Bu gelişme, Yemen'deki siyasi ve askerî dengeleri yeniden değiştirdi.
2018 yılında Hudeyde Limanı çevresinde yoğunlaşan çatışmalar, insani krizin daha da derinleşebileceği yönündeki endişeleri artırdı. Hudeyde, ülkeye giren insani yardım ve ticari mallar açısından hayati öneme sahipti. Liman çevresindeki savaşın genişlemesi, milyonlarca insanın temel ihtiyaçlara erişimini daha da zorlaştırabilecek bir gelişmeydi.
BM'nin arabuluculuk girişimleri ve çeşitli ateşkes çabalarına rağmen Yemen'de kalıcı bir siyasi çözüm sağlanamadı. Ülkede farklı silahlı grupların ve siyasi otoritelerin varlığını sürdürmesi, devlet kurumlarının parçalanmasına ve ekonomik hayatın ağır zarar görmesine yol açtı.
11. Yemen'deki İnsani Kriz ve Dış Müdahaleler
Yemen savaşı, ülkenin ekonomik ve toplumsal yapısı üzerinde ağır sonuçlar doğurdu. Çatışmalar, altyapının zarar görmesi, ticaretin aksaması, sağlık hizmetlerinin yetersiz kalması ve insanların yerlerinden edilmesi, insani krizin başlıca nedenleri arasında yer aldı.
Gıda, temiz su, ilaç ve sağlık hizmetlerine erişimde yaşanan sorunlar, özellikle çocukları, kadınları ve yaşlıları etkiledi. Savaşın tarafları arasındaki mücadele, sivillerin korunması ve insani yardımların ulaştırılması konularını uluslararası gündemin önemli başlıklarından biri hâline getirdi.
Yemen'in stratejik coğrafi konumu da krizin uluslararası boyutunu artırdı. Kızıldeniz, Babülmendep Boğazı ve Aden Körfezi, küresel deniz ticareti açısından büyük önem taşıyor. Bu bölgelerdeki güvenlik sorunları, yalnızca Yemen'i değil, dünya ticaretini ve enerji taşımacılığını da etkileyebiliyor. Suudi Arabistan'ın askerî müdahalesi ve İran'ın Husîlerle ilişkileri, Yemen'deki çatışmanın bölgesel güç mücadelesiyle iç içe geçmesine yol açtı. ABD ve İngiltere gibi ülkelerin askerî faaliyetleri de krizin uluslararası boyutunu genişletti.
Bu süreçte Yemen'in bağımsızlığı, toprak bütünlüğü ve halkın kendi geleceğini belirleme hakkı temel tartışma konuları arasında yer aldı. Kalıcı bir barış için yalnızca askerî yöntemlerin değil, kapsayıcı siyasi müzakerelerin ve ekonomik yeniden yapılanmanın da gerekli olduğu açıktır.
12. 7 Ekim 2023 Sonrası Yemen ve Filistin Meselesi
7 Ekim 2023'te başlayan Aksa Tufanı ve ardından İsrail'in Gazze'ye yönelik askerî harekâtı, Yemen'i yeniden uluslararası gündemin merkezine taşıdı.
Gazze'deki saldırılar, sivil kayıplar ve insani yıkım, dünya genelinde geniş tartışmalara neden oldu. İsrail, askerî operasyonlarını Hamas'la mücadele ve rehinelerin kurtarılması gerekçesiyle savunurken Filistinlilere yönelik saldırıların kapsamı ve sonuçları uluslararası alanda ciddi eleştirilere konu oldu.
Filistin meselesi, Yemen'deki Husî hareketinin siyasi söyleminde de önemli bir yer tutmaktadır. Husîler, kendilerini Filistin halkına destek veren bir hareket olarak tanımlayarak İsrail'e ve İsrail'le bağlantılı olduğunu ileri sürdükleri hedeflere karşı eylemler gerçekleştirdi.

Husîler, Gazze'deki saldırıların sona erdirilmesi talebiyle Kızıldeniz'de bazı ticari gemileri hedef almaya başladı. Bu eylemlerin ilki olarak 19 Kasım 2023'te Galaxy Leader adlı geminin ele geçirilmesi öne çıktı. Sonraki süreçte çeşitli gemilere yönelik saldırılar ve deniz güvenliğini tehdit eden gelişmeler yaşandı.
Husîlerin bu tutumu, farklı çevrelerde farklı biçimlerde değerlendirildi. Bir kesim, eylemleri Filistin halkına destek verme çabası olarak yorumlarken diğerleri ticari gemilere yönelik saldırıların uluslararası deniz ulaşımını ve sivil güvenliğini tehlikeye attığını savundu.
ABD, Aralık 2023'te Kızıldeniz'deki deniz güvenliğini korumak amacıyla Refah Muhafızı Operasyonu'nu duyurdu. ABD ve İngiltere, 2024 yılında Husîlerin kontrolündeki bölgelere yönelik saldırılar da gerçekleştirdi. Böylece Yemen'deki çatışma, ülke sınırlarını aşarak Kızıldeniz'deki ticaret yollarını, bölgesel güvenliği ve uluslararası ilişkileri etkileyen bir meseleye dönüştü.
Burada temel bir çelişkiye dikkat çekmek gerekir: Gazze'de sivillerin korunması ve insani yardımın ulaştırılması uluslararası toplumun ortak sorumluluğu olduğu halde, bu konuda hiçbir ciddi çalışma yapılmamış, Gazze’deki soykırım görmezden gelinmiş, ancak konu ekonomik çıkarlar olunca uluslararası operasyonlara baş vurulmuştur.
13. 2025-2026 Dönemi: Bölgesel Gerilimlerin Yeni Aşaması
2025 ve 2026 yıllarında Orta Doğu'daki çatışmalar, Yemen'in stratejik önemini yeniden gündeme taşıdı. Gazze'deki gelişmeler, İran ile İsrail arasındaki gerilimler ve bölgesel güvenlik sorunları, Yemen'deki siyasi ve askerî dengeleri de etkiledi.
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında 7 Ağustos 2026'da imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması, bölgesel güvenlik iş birliği bakımından yeni bir gelişme oldu. Üç ülke arasındaki anlaşma, ortak savunma ve caydırıcılık alanlarında iş birliğini güçlendirme amacı taşıyordu.
2026 yılı sonbaharında Yemen'deki çatışmaların yeniden şiddetlenmesi, Suudi Arabistan ile Husîler arasındaki gerilimi artırdı. Husîlerin Suudi Arabistan'daki havaalanları ve diğer hedeflere yönelik saldırıları, bölgesel çatışmanın daha geniş bir alana yayılması endişesini güçlendirdi. Suudi Arabistan Mekke Savunma Anlaşması gereği, Türkiye ve Pakistanı Yemendeki savaşa dahil olmaya çağırmış, bu bağlamda ortak toplantılar yapılmıştır.
Suudi Arabistan'ın güvenlik kaygıları, Husîlerin siyasi ve askerî talepleri, İran'ın bölgesel politikası ve uluslararası aktörlerin çıkarları, Yemen'deki krizin çözümünü güçleştiren unsurlar arasında yer almaktadır. Ancak bu unsurların hiçbiri, Yemen halkının güvenlik, insanca yaşam ve kendi geleceğini belirleme hakkının önüne geçmemelidir.
Sonuç: Yemen'de Barışın Anahtarı
Yemen, tarih boyunca önemli medeniyetlere ev sahipliği yapmış, İslam tarihinin şekillenmesinde rol oynamış ve stratejik konumu nedeniyle büyük güçlerin ilgisini çekmiş bir ülkedir. Ancak siyasi bölünmeler, yönetim sorunları, dış müdahaleler ve silahlı çatışmalar, ülkenin sahip olduğu tarihî ve kültürel zenginliğin toplumsal refaha dönüşmesini engellemiştir.
Osmanlı dönemindeki mücadelelerden kuzey ve güneyin ayrılmasına, 1990'daki birleşmeden Ali Abdullah Salih yönetimine, Arap Baharı'ndan 2015 sonrasında derinleşen savaşa kadar yaşanan gelişmeler, Yemen'in siyasi istikrarı sağlamada karşılaştığı güçlükleri ortaya koymaktadır.
Günümüzde Yemen meselesi, yalnızca bu ülkenin iç sorunu değildir. Filistin meselesi, Kızıldeniz'deki deniz güvenliği, Suudi Arabistan ile İran arasındaki rekabet ve küresel güçlerin bölgesel politikalarıyla doğrudan bağlantılıdır.
Bununla birlikte Yemen'in geleceğini belirleyecek en önemli unsur, bölgesel ve uluslararası aktörlerin kendi çıkarlarını ne ölçüde sınırlayabildiği ve Yemen halkının iradesine ne ölçüde saygı gösterdiği olacaktır.
Bölge ülkeleri, Yemen'deki çatışmaları daha geniş bir askerî rekabetin parçası hâline getirmek yerine, kalıcı bir barışın kurulması için çalışmalıdır. Ateşkeslerin sağlanması, insani yardımların önündeki engellerin kaldırılması, sivillerin korunması, ülkenin ekonomik altyapısının yeniden inşa edilmesi ve bütün önemli siyasi tarafların katılacağı kapsayıcı bir çözüm sürecinin başlatılması öncelik taşımalıdır.
Orta Doğu'da dış güçlerin bölgesel anlaşmazlıklardan yararlanarak kendi nüfuzlarını genişletmeye çalıştığı yönündeki kaygılar, Müslüman ülkeler arasındaki ilişkiler açısından da dikkate alınmalıdır. Bölge devletlerinin birbirleriyle çatışması, dış aktörlerin siyasi ve ekonomik hedeflerini kolaylaştırabilir. Bu nedenle bölgesel sorunların diyalog, diplomasi ve karşılıklı güven temelinde çözülmesi büyük önem taşımaktadır.
Yemen'in ihtiyacı yeni bir savaş değil, halkının iradesine dayanan adil ve kalıcı bir barıştır. Bölgesel güçlerin rekabetinden uzak, bağımsızlığına ve toprak bütünlüğüne saygı duyulan bir Yemen, yalnızca Yemen halkı için değil, bütün bölgenin istikrarı için de önemli bir kazanım olacaktır.
Ayrıca tüm bölge ülkelerinin dış müdahalelere karşı ortak hareket etmesi, sömürgeci emperyalist güçlerin oyunlarına karşı, birlikte hareket etmesi tüm ülkelerin yararına olacaktır.
"Savaşa Hayır" İnisiyatifi Kuruldu
23.09.2026
Kur’an dervişi Kemal Kelleci vefat etti
16.09.2026
Kintsugi Ruhsal Yenilenme AHMET GÜRBÜZ 12.10.2026
fesleğen gibi bir dindarlık MUSTAFA AKMEŞE 08.10.2026
Ümitlerin Tükendiği Vakitlerdeyiz FEYZULLAH AKDAĞ 08.10.2026
Sahte Sorular YUSUF YAVUZYILMAZ 12.10.2026
ÇATIŞMA VE BARIŞ ARASINDA BOSNA RÜSTEM BUDAK 11.10.2026
Mekke İttifakı Test mi Ediliyor? AHMET GÜRBÜZ 23.09.2026
DEVLET VE YÖNETİM SÜLEYMAN ARSLANTAŞ 30.09.2026
sahi “sen kimsin?” MUSTAFA AKMEŞE 24.09.2026