metrika yandex

Haberler / Yorum - Analiz

Alimin Mürekkebi ve Şehidin Kanı- MUHAMMED ESAD ERBİLİ / Dr. Mehmet SILAY

02.04.2019

MUHAMMED ESAD ERBİL (1847-1931.4.Mart)

Yakın tarihimizde, Jakoben sistemin baskılarını ve erken dönem Ergenekon’unun tezgâhladığı bütün sıkıntıları Esad Erbili, İskilipli Atıf ve Urfa’da Şark İstiklal Mahkemesi tarafından yirmi iki yaşında asılan Ankaralı İbrahim Edhem’le birlikte yaşayan Bediuzzaman’ın vasiyetini takip ediyoruz:

 

Ne yapayım acele ettim, kışta geldim!

Sizler cennet-asa bir baharda geleceksiniz!

Şimdi ekilen nur tohumları zemininizde çiçek açacaktır.

O zaman bana uğrayın ve o çiçeklerden bir-kaçını mezar taşımın üzerine bırakın.

Bizi çağırın, cevap gelecektir:

“Henien Lekum! - Sizi tebrik ederim!”

           

Esad Erbili hazretleri, Menemen vaka’sının esas müsebbibi olduğu iddiasıyla İstanbul-Erenköydeki evinden oğlu Mehmet Ali ve sevenleriyle birlikte tutuklandı. hayatta hiç görmediği ve haritada yerini dahi bilmediği Menemene getirildi. 

Hiçbir ilgisi olmadığı halde Mememen Provokasyonu sebep gösterilerek idam kararı verilen alim-şair-nakşi ve Kadiri Şeyhi merhum Esad Erbili hazretlerinin geç de olsa huzuruna varmalıydık. Menemen esnafının çaylarını içiyoruz, arayıp soruyor ve nihayet Safa Camiinin minyatür kütüphanesinde buluşuyoruz.

Ellerimizde Kenzul İrfan ve Risale-i Esadiyye çiçekleriyle huzuruna varıyor ve hazırladığımız Hatm-i şerifleri, Yasin ve Fatihalarla Ona ikram ediyoruz.

Ancak sistem Ona üzerinde ismi yazılı bir mezar taşını bile çok görmüştü.

Şehit naaşlarının hiç biri   ailelerine verilmedi. Menemen’de şehri seyreden bir yamaca yıkanmadan ve cenaze namazları kılınmadan gelişigüzel gömüldüler.

Yirmi yıl yok farz edildiler torunları, akrabaları ve sevenleri dahil çok az sayıda insan her türlü hakareti göze alarak ve çekinerek Onları ziyarete gelebildiler.

Ağır ve haksız itham altında kalan Menemen esnafı şehadetinden seksen sene sonra dahi, Esad Efendinin adını korkarak anıyor, iri gözlerle çekinerek ve günün en tenha saatlerinde ziyaret ediyorlar.

..........................................

HAYAT HİKAYESİ

Muhammed Esad, 1847 yılında Osmanlı Devletinin-Memalik-i Osmani’nin Musul Vilayetine yayan altı sat mesafedeki Erbil kasabasında dünyaya geldi. Onun ana ve baba tarafı Hz. Hüseyin efendimizin soyundan gelir yani seyyittir.

Dedesi Hidayetullah, Mevlana Halid-i Bağdadi’nin Erbil Halifesidir. Babası Mehmet Said Efendi de Nakşibendiliğin Halidi koluna bağlı bir şeyh ve mürşid idi.

Muhammed Esad ilk öğrenimini Erbil ve Deyr’de tamamladı. Gençliğinde uzun yol yürümeye, atla yapılan çevgan sporuna ve ata binmeye meraklı idi.

Babasının Hankahında yani tekkesinde dini ilimlerini tahsil etti. Tekkeler Osmanlı Vakıf Medeniyetinde hem eğitim kurumu hem de birer Halk Eğitim Merkezleridir.

Yirmi üç yaşındayken Taha -l Hariri’ye intisab etti. Beş yılda (1870-1875) seyri sülukunu ikmal ile hilafet aldı ve aynı yıl Hacca gitti.

Hac dönüşü şeyhi Taha-l Hariri vefat etmiş olduğunu görünce Erbil’den İttihad-ı İslam’ın payitahtı olan İstanbul’a geldi.   

İlk geldiğinde Salkımsöğüt’te bulunan Beşirağa dergahında misafir olarak kaldı.

Onun vaaz ve nasihatlarını dinlemeye gelen ziyaretçilerin sayısı artınca buradan ayrıldı ve daha geniş mekanı Beyazıtta buldu. Parmakkapı-Makasçılar içinde bulunan Caminin geniş müezzin odasına yerleşti. Fatih Camiinde Farsça Hafız Divanı ile Molla Camii’nin Luccetul Esrar eserini okuttu. Derslerine ilim-irfan sahibi çok sayıda insan devam etti. Büyük saygı gördü. Ünü kısa zamanda geniş bir alana yayıldı. Kısa zamanda şöhreti İstanbulu tuttu. Beyazıt Dersiamlarından Hoca yekta Efendi ve benzeri alimler Onu yakından tanıdılar ve Ona intisab ettiler.

Sultan Abdulhamid Hanın damadı Halit Paşa Onu saraya davet ederek sohbetlerinden istifade etti. Arapça ve dini ilimler tahsil etti. Sultan İkinci Abdulhamid Han tarafından Meclis-i Meşayih azalığına tayin edildi.

Fındıkzade-Macuncuda ve Şehremini Odabaşı semtindeki “Kelami Dergahı Şeyhliği” boştu. Fakat burası Kadiri tekkesi olduğu için Kadiri icazetnamesi gerekiyordu.

Esad Efendi 1883 tarihinde Abdulkadir Geylani soyundan olan Şeyh Abdulkadir Er-Rifkaniden aldığı icazetnamesini sundu ve Kelami tekkesine Şeyh olarak tayin oldu. Esad Efendi kırk yaşlarındayken tasavvufi icazetleriyle kendisine bir tekke tevcih edilmiş oldu. Burada müntesiplerine cehri Kadiri evradı sonra da Nakşi usulünce Hatm-i Hacegan yaptırırdı. Toplantı günlerinde Meclis-i Meşayihe, Fatih Camiine ve davet edildikçe de saraya giderdi.

Kadiri ve Nakşi usullerince zikir meclisleri düzenlemeye başladı. Kenz-ül İrfan adlı ibadet ve ğüzel ahlakla ilgili kısa Hadislerden derlenen kitabını yayınladı. Bu kitap çok okundu ve yoğun ilgiye mazhar oldu. Toplumun her kesiminden sohbet ve zikir meclislerine katılan kitaplarını okuyan ve sevenleri oldu.

Osmanlı Genel Kurmay Başkanı Onun ahlakının ve kitaplarının hayranlarındandı. Kenz-ül İrfan kitabına takriz yazıyor. O günkü orijinal tabiriyle Erkan-ı Harbiye Reisi Ahmet Muhtar Paşa, Nakşi şeyhi Esad Efendi’yi övgüyle anlatıyor: ” Mürşid-i Ruşen Güher, allame-i ulvi nazar, Şeyh-i Bostan-ı siyer, minhac-ı Hakka pişuva Hazret-i Esad Efendi ki, uluvvi şanını, Danış-u irfanını tasdik eder ehl-i nuha”.  Bu geniş kitlelerin hüsnü kabulü kıskançlıklara da sebep oldu. Sultanın devlet adına endişeleri tedbir olarak tahrik edildi.   

Bu yüzden 1900 yılı başlarında Sultan İkinci Abdulhamid Han tarafından  bilinmeyen bir sebeple yıllar önce geldiği Erbilde yaşamaya mecbur edildi. Yani nefy edildi. Gerçekleşen bu sürgünün adına sıla-i rahim dense de, Esad Efendi hakkında verilen bu karara saygı gösterdi.

Erbil’de muhabbetle ve hasretle karşılandı. Şehirde Saliha bir kadın tarafından inşa ettirilen tekkede yıllarca irşad faaliyetini sürdürdü. Bu yıllar içinde de Mektubat adlı bir de kitap yazdı. Bu eser Erbil ve yöresindeki muhip ve müritlerine yazdığı mektuplarıyla bezelidir.

1908 ‘de ikinci Meşrutiyetin ilanı ve Sultan Abdulhamid Han’ın hallinden sonra sevenlerinin ısrarlı daveti üzerine İstanbul’a geri döndü. Fındıkzade’deki Kelami dergâhını, zemin kat üzerinde genişleterek inşa ettirdi. 1914 yılında Meclis-i Meşayih Reisi oldu. O günler için mükemmel birer Halk eğitim merkezleri olan Tekkelerin başına ehliyetli yöneticilerin görevlendirilmesi için gayret etti. Yaygı eğitim araçları olan Sebilurreşad ve özellikle Beyan-ul Hak dergilerinde İskilipli Atıf Efendilerle birlikte tasavvuf içerikli yazıları yayınlandı. Üsküdaddaki Selimiye Dergahı Şeyhliği de Esad Efendiye tevcih edildi. Yoğun tempo çalışmaları arasında Selimiye Dergahı şeyhliğine oğlu Mehmet Ali Efendiyi tayin etti. Ancak Esad Efendi de ara-sıra bizzat gelerek halkı irşad hizmetleriyle meşgul oldu.

Sultan Reşad’ın sevgi ve güvenini kazanan Şeyh Esad Erbili hazretleri aynı yıl padişah tarafından Hicaza “Sure Emini” olarak gönderildi.

Hac dönüşü Meclis-i Meşayih Reisliğinden istifa etti.

Anadoluda başlayan Kuvay-ı Milliyeyi ve Milli Mücadeleyi sonuna kadar destekledi. Hatta Fevzi Çakmak Paşa Anadolu’ya geçerken elini öpmek ve dualarını istirham etmek için geldiğinde Onu zaferle müjdeledi.

30 Kasım 1925 tarihinde Halk için eğitim kurumu ve bilgi kaynağı olan Tekkelerin kapatılmasından sonra Şeyh Esad Erbili Hazretleri büyük bir üzüntüyle hiç sokağa çıkmamaya karar vererek Erenköy Kazasker’de satın aldığı konağında inzivaye çekildi. Evi sürekli polis kontrolü altına alındı.

23 Aralık 1930 yılında tertiplenen Mememen Provokasyonuyla ilgili olduğu kabul edilerek Esad Efendi, oğlu Mehmet Ali ile birlikte tutuklanıp Menemene getirildiler. Olay günü menemende Sıkıyönetim ve belirli saatlerde sokağa çıkma yasağı ilan edilmişti.  Esad Efendi ve oğlu Mehmet Ali Mahkemeye sevk edildi. İdam talebiyle dava açılmıştı.

ALİMİN MÜREKKEBİ ve ŞEHİDİN KANI

Haklarında karar re’sen, peşinen verilmiştir ve yargı bir tiyatro sahnesidir.

Manisa, İzmir, menemen ve Sarıkamıştan toplanıp getirilen toplam 105 sanıklı dava doğru-dürüst sorgulama, savunma ve temyiz’den soyutlanmış olarak 24 Ocak 1931’de başladı. Ertesi gün 25 Ocak 1931 sona erdi. Menemen Sıkıyönetim Mahkemesi davayı karara bağladı. Aynı gün verilen karar –sözde- sanıkların yüzüne karşı okundu.

Mahkeme Reisi Miralay yani Albay Mustafa Muğlalıdır.  105 kişinin yargılaması sadece bir gün sürmüştür.

TBMM Menemen sıkıyönetim kararını 611 sayı ile onayladı

3 Şubat 1931 günü başta Esad Efendinin oğlu Şeyh Mehmet Ali Erbil olmak üzere alel-acele toplam 28 kişi idam edildi, yıkanmadan ve cenaze namazları kılınmadan Menemende bir yamaca gömüldüler.

Esad Efendi ilerlemiş yaşı sebebiyle hakkında verilen idam kararı 24 yıl ağır hapse tebdil edilmiş. Resmi kayıtlara göre hastanede tedavi olurken eceliyle ölmüştür.

Esad Efendi, oğlu Mehmet Ali’nin idamından tam bir ay sonra 3 Mart 1931 gecesi Hakkın rahmetine kavuştu. Vefatında ayrı bir spekülasyon vardır. Menemen Askeri hastanesinde ölüm sebebinin üremi olduğu kaydedilmiş. Söylentiye göre önce yemeğine zehir konmuş Esad Efendi ölmemiş. Damardan potasyum enjekte edince böbrekler iflas etmiş ve kalp durmuş.

Onun da cenazesi İskilipli Atıf ve Ankaralı İbrahim Edhem gibi ailesine verilmemiş, oğlunun ve diğer şehitlerin gelişigüzel gömüldüğü yamaca defn edilmiş. Ancak 1960 yılında üzerine yapılan Safa camiiyle sevenleri tarafından koruma altına alınmış. 

Yorum Ekle
Yorumlar (1)
y karakan | 02.04.2019 21:47
mehmet ali erbil torunumu