7-8 Temmuz 2026 tarihleri arasında, Türkiye’nin ev sahipliğinde yapılan NATO Zirvesi, Ankara'da, Beştepe'deki Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde gerçekleştirildi. Toplantıya katılan liderler arasında kuşkusuz en çok dikkat çeken Trump olmuştur. Trump, özellikle İran’a karşı İsrail ile Amerika’nın birlikte yürüttüğü saldırı sırasında birbiri ile tutarsız açıklamalar yapmıştır. Dolayısıyla toplantının en öne çıkan siyasal aktörü Trump olmuştur.
Amerika’nın baskın olduğu tek kutuplu dünyada Trump, diğer lider ve ülkelere karşı son derece saygısız ve üstenci bir dil kullanmaktadır. Trump’ın diğer ülkelere karşı kullandığı dilin aksine Cumhurbaşkanı Erdoğan’a karşı son derece övücü bir dil kullanması dikkatlerden kaçmadı. Bu durum Amerika ile Türkiye arasında, gerek Kürt sorunu, gerek Suriye ve gerekse İsrail’in güvenliği konularında, bazı çıkar çatışmaları olsa da önemli bir ittifak olduğunu göstermektedir.
Türkiye, hem İslam ülkeleriyle olan ilişkilerini sürdürmesi hem de Batı ve özellikle Amerika ile olan ittifakları arasında dengeli bir politika izlemeye çalışıyor. Kuşkusuz bu politikanın aktörlerinin geçmişte NATO karşıtı bir siyasal geleneğe sahip olmaları da ilginç bir süreç çıkarıyor karşımıza. Hem Amerika ile stratejik ortak olmak hem de Filistin’i savunmak uzlaşmaz olarak görülüyor.
Siyasal anlamda çeşitli söylemlerle iktidara gelen partilerin Türkiye ve dünyadaki siyaseti yönlendiren güçlerle ilişkisi, partilerin siyasetini dönüştürüp değiştirmektedir. Siyasal hareketler ideolojilerini ve ahlakın değerlerini giderek kaybeder. Bu durumda yeni referansları ihtiyaç duyar. İktidarı devam ettirmenin gerektirdiği realizm, idealleri ezip geçer. İdealler, kitleleri uyutmak için salt bir söylemden ibaret kalır. Türkiye'nin söylem düzeyindeki İsrail karşıtlığı, realitede bir karşılık bulmuyor. Söylem düzeyindeki İsrail karşıtlığı, içine düşülen ahlaki zaafı etkisizleştirecek bir sahte söyleme dönüşüyor.
Her çağda ideal ile var olan arasındaki uyuşmazlık ve gerilim aydınların ve özellikle siyasilerin temel trajedisidir. Belki de bu gerilim üzerine kurulu mücadele hayatın temel dinamiğidir. Türkiye özelinde dindarlar, idealleri ile realite arasındaki uyuşmazlığın yarattığı bu gerilimi derinden hissediyorlar.
NATO dolayısıyla yapılan bazı etkinlikler de tepkilere neden oldu. NATO toplantısı dolayısıyla Fatih Sultan Mehmet köprüsüne Amerika bayrağını yansıtmak nasıl bir siyasal basiretsizlik örneğidir? Özellikle Gazze konusunda İsrail’i koşulsuz destekleyen bir ülkenin bayrağının yansıtılması haklı olarak eleştirilere neden oldu.
“Hangi siyasal praksis ve realizm, tarih boyunca özellikle İslam ülkeleri açısından emperyalizmin kaynağı olan NATO'yu meşrulaştırmaya varabilir”, sorusu tartışmayı ve dindarların geçirdiği değişimi anlamak bakımından önemlidir.
NATO toplantısı sırasında Trump' a gösterilen ilgi de, Pedro Sanchez'in yalnızlığı da vicdanları yaraladı. Kuşkusuz bu değerlendirmenin arka planında bu iki liderin Gazze konusundaki tavırları vardır.
Kuşku yok ki NATO zirvesinde, İran ve Gazze saldırılarında başrol oynayan Trump'ın bu kadar itibar görüp uzun uzun basın toplantısı yapması buna karşılık her fırsatta Gazze'ye sahip çıkan ve Amerika ve İsrail politikalarını eleştiren İspanya başbakanına, hem resmi hem de resmi olmayan düzlemde, gerekli ilginin gösterilmemesi, vicdanları derinden yaraladı. Retorik olarak Gazze savunusu ve İsrail kınamaları, siyasetin realist koridorlarında yok oldu. Ülkenin milli çıkarları adalet ve İslam kardeşliğinin önüne geçti. İspanya başbakanı Pedro Sanchez'in yalnızlığı Gazze'nin yalnızlığıdır. Bu arada sivil toplum kuruluşları ve basın da İspanya başbakanına gerekli ilgiyi göstermedi.
Gönüller değerlerden yana olsa da kılıçlar güçten yana tavır koyuyor. Ülkemizde ağırladığımız Trump’ın bu sırada İran'a saldıracağını açıklamasına bile sessiz kalıyoruz. Kuşkusuz idealler ile realite arasındaki açı farkını izah etmek giderek zorlaşıyor.
Öte yandan, işbirliğine gitmeyi hedeflediğimiz bir İslam dünyası var mı, yoksa o bizim zihnimizde oluşturduğumuz gerçekliği olmayan bir kurgu mu sorusu da anlamlıdır? Üstelik Türkiye başta olmak üzere doğrudan ya da dolaylı olarak Amerika ile işbirliği içinde bulunan ülkelerle, bu durumdan kurtulmadan, kısa vadede İslam Birliği idealinin ne kadar gerçekçi olduğu da tartışılmalıdır? Öyle görülüyor ki asıl sorun içimizdedir. İlk İslamcı nesil de buna vurgu yapıyordu.
7-8 Temmuz 2016 tarihlerinde yapılan zirveden geriye Amerika Türkiye ilişkileri üzerine cevaplanması gereken sorular kaldı.
1- Amerika ve Türkiye Kürt sorunu, İsrail'in güvenliği ve İran'ın geleceği konusunda anlaştı mı?
2- Kürt sorununun çözümü konusunda anlaşan Türkiye ve Amerika’nın İran ve İsrail'in güvenliği konusunda anlaşmaları mümkün mü?
3- Türkiye Amerika ile karşılıklı çıkarlar konusunda işbirliği mi yapıyor, yoksa muhalif çevrelerin iddia ettiği gibi Türkiye Amerika'nın taşeronluğunu mu yapıyor?
4- Türkiye'nin Amerika'ya ihtiyacı olduğu kadar Amerika'nın da Türkiye'ye ihtiyacı var mı?
5- Türkiye'nin Gazze konusunda söylem ve eylem düzeyindeki farklılaşma neye işaret ediyor?
6- Amerika ile stratejik ilişkiler bu seviyede olduğu sürece Türkiye caydırıcı ve etkili bir İsrail siyaseti izleyebilir mi?
7- Türkiye ve ABD arasında uzlaşmanın olduğu Suriye konusundaki anlaşmanın İsrail ile ilgisi var mı?
Aslında Ankara’da yapılan NATO toplantısı da dahil her karşılaştığımız siyasal sorun bizi kaçmamızın mümkün olmadığı şu sorunun eşiğine getirmektedir: Türkiye hangi medeniyet eksenine aittir ve bu konuda Türkiye siyaseti ile toplumunda bir konsensüs var mıdır?
Hayır ve Şer|Mukaddes Özkan
21.06.2026
İlkel “komünal” toplum|Vahdettin İnce
21.06.2026
Sait Çamlıca ile Derkenar
14.06.2026
Amerika Kaybetti / Mehmet Taşdöğen
26.06.2026
bırak da olsun be dost! MUSTAFA AKMEŞE 10.07.2026
TEBDİL-İ MEKÂNDA FERAHLIK VARDIR! AYTEN DURMUŞ 10.07.2026
AMERİKA, NATO VE TÜRKİYE YUSUF YAVUZYILMAZ 11.07.2026
Dindarların Çelişkileri YUSUF YAVUZYILMAZ 13.06.2026
İnsan, Ahlak ve Siyaset YUSUF YAVUZYILMAZ 21.06.2026
BOSNA GÜNLÜKLERİ - 7 ÜSTÜN BOL 19.06.2026
Bireyselleştikçe Tükenen Vefa AHMET GÜRBÜZ 15.06.2026