metrika yandex

TOPLUMSAL CİNSİYET KAVRAMININ GERÇEK ÖYKÜSÜ

29.11.2020
Feyzullah AKDAĞ

Kanadalı genç çift Janet ve Ron Reimer 1965 yılında ikiz çocuk sahibi olurlar. Erkek olan ikizlerin birinin adı Brian diğerinin adı Bruce idi. Bir süre sonra basit bir rahatsızlıktan dolayı ikisini de sünnet etmek için hastaneye yatırdılar. Doktorlar, klasik yöntemlerin dışına çıkarak henüz yeni kullanılan yakma yöntemini uygulayarak çocukları sünnet etti. Ancak Brian’da sorun çıkmazken sıra Bruce’ye gelince işler ters gitti ve Bruce’nin cinsel organı büyük oranda yandı. Artık Bruce büyüdüğünde çocuk sahibi olamayacaktı.

  Bu elim kazadan dolayı çare arayan anne ve baba bir gün televizyonda Amerikalı Dr. John Money’in katıldığı bir programa denk gelir. Money, cinsiyetin doğuştan değil çevre ve kültür tarafından öğretildiğini insanın doğuştan hangi cinsiyetle doğduğunun belirleyici olmaması gerektiğini savunuyordu. Ona göre erkek ya da kadın cinsel organlarıyla doğmuş olmak önemli değildi. Önemli olan, toplum baskısına(!) rağmen hangi cinsiyete geçmek istediğine karar vermekti. Yani Money, doğuştan gelen cinsiyetin(sex) karşısına yeni bir cinsiyet çıkarıyordu. Buna da toplumsal cinsiyet (social gender)diyordu. Gender kavramı o zamana kadar İngilizce’de dişil/eril kavramlar için kullanılırken Money bunu kavramsallaştırıp doğuştan gelen cinsiyetin(sex) tam karşısına konumlandırdı. Ona göre erkek ya da kadın organına sahip olmak, bir ömür o organın gerektirdiği cinsiyetle yaşamayı mecbur kılmıyordu. İnsanlar toplumun dayattığı baskıya karşı kendi cinsiyetini değiştirme hakkına sahipti ve tıbbi müdahalelerle bu değişim çok kolay bir şekilde sağlanabilirdi.

  Programda duyduklarıyla ümitlenen anne-baba Dr. Money’e ulaştı. Money, onlara Bruce’nin henüz çok küçük olduğunu ve bundan dolayı toplumsal baskıya maruz kalmadığı için kız olarak yetiştirebileceklerini söyledi. Zira kadınlık ya da erkeklik doğuştan gelmiyordu erkek organına sahip bir çocuğa kız gibi davranılırsa o da kız olurdu ve bu gayet sağlıklı bir durumdu. Tereddütte kalan anne-babayı Money ikna etmek için çok uğraştı. Çünkü Money Bruce ve ikizi olan Brian’ı deneyinde kobay olarak kullanacaktı. Bu ikiz kardeşler sayesinde yıllardır savunduğu doğuştan gelen cinsiyet (sex) ve toplumsal cinsiyet (social gender) ayrımını ispatlayabilirdi. Israrları sonucu anne-baba ikna oldu ve bir yaşını biraz geçmiş Bruce artık kız olarak yetiştirilecekti. İsmi de artık Brenda’ydı. Brian’a erkek kıyafetleri ve erkek oyuncakları verilirken Brenda’ya kız kıyafetleri ve kız oyuncakları verilmeye başlandı ve saçları da uzatılmaya başlandı. Anne ve baba asla gerçeğe dair bir şey söylemeyecekti evlatlarına. Gelişmeleri de sürekli mektupla Dr.Money’e göndereceklerdi.

  Dr. Money bu sırada deneyini bilim camiasına duyurmuştu ve her şeyin düşündüğü gibi geliştiğini iddia ediyordu. Tabi bu deney, LGBT camiası ve onları destekleyen bilim adamları için çok önemliydi. Zira toplumsal cinsiyet kavramının olduğu ispatlanırsa eşcinselliğin ve diğer sapkınlıkların meşru sayılması için en somut dayanak elde edilmiş olacaktı. Tüm bilim camiası bu deneye kilitlendi. Oysa Dr. Money’e anne baba tarafından gönderilen mektuplar Money’in tezini yerle bir ediyordu. Brenda (Bruce), annesinin ona giydirdiği prenses kıyafetini yırtıp atıyordu; oyuncak bebekleriyle oynamak yerine Brian’ın erkek oyuncaklarıyla oynuyordu. İlk zamanlar bunun geçici olduğunu büyüdükçe kız kimliğini benimseyeceğini düşünen Money, anne-babasına asla taviz vermemelerini emrediyordu. Anne-baba da tüm benlikleriyle Money’e itaat ediyordu. Money bu arada bilim camiasına gerçekleri yazmak yerine sürekli olarak her şeyin tam da düşündüğü gibi gittiğini ve Brenda’nın çevreden gördüğü etkiyle kızlığı benimsediği yalanını söylüyordu. LGBT lobisi ve destekçileri bu çalışmayı dayanak göstererek birçok resmi girişimde bulunuyor ve kendilerini meşrulaştırmak adına kazanımlar elde ediyorlardı. Ne de olsa artık ellerinde bilimsel(!) bir ispat vardı.

  Çocuklar büyümeye devam ediyordu ve Brenda, git gide daha fazla erkek gibi davranıyordu. Makyajdan nefret ediyordu ve babasının traş malzemelerine yöneliyordu. Okul arkadaşlarının ve çevresinin hiçbir şeyden haberi olmadığı için Brenda’nın erkeksi davranışları yüzünden ona tomboy(erkek Fatma), mağara kadını gibi lakaplar takmışlardı. Brenda’nın psikolojisi çökmüş durumdaydı. Kız gibi hissedemediği için kendinden nefret ediyordu. Dr. Money ise yalanlarına devam ediyordu ve Man & Woman, Boy & Girl (Erkek ve Kadın, Oğlan ve Kız) kitabıyla yalanlarını yayınlıyordu. Bu kitap anında bilim camiasını kasıp kavurdu ve ders kitaplarına bile girdi. Tek bir vaka üzerinden bu kadar mükemmel sonuçların alınmasından ve ortalığın kasıp kavrulmasından şüphelenen biri vardı o da Louisville Çocuk Hastanesi’nde intersex çocuklarla yaptığı bir çok çalışmada Money’in iddialarını çürüdüğünü gözlemleyen Dr. Milton Diamond’du.

  Takvim yaprakları artık 1980‘i gösteriyordu ve Brenda artık 15 yaşına gelmişti. Çökmüş bir psikolojiyle ne yapacağını bilemiyordu. Dr. Money muayene ve mektuplarında yalanlarına devam ediyordu. Brenda’nın kız olamamasını(!) başka sebeplere bağlıyordu ve hatta onu bir lezbiyen gibi yetiştirilmesini dahi teklif etmişti. Brenda, okulda rehberlik kliniğine ve ardından psikiyatra sevk edilmişti. Onu inceleyen uzmanlar Money’in sahtekârlığını anladılar. Uzmanlar yaptıkları birçok toplantının sonucunda Brenda’ya gerçeği anlatmaktan başka çare olmadığını gördüler. Henüz 15 yaşına girmiş Brenda’ya gerçekler anlatıldı. Brenda’nın ilk tepkisi “niçin böyle davrandığımı(erkek gibi) anladım; demek ki deli değilmişim” oldu ve çok rahatladığını belirtti. Gerçek adının Bruce olduğunu öğrendi ve ismini David olarak değiştirdi.

  Yalanı ortaya çıkan Money ise 1980’den sonra İkizler Vakasını artık hiç anmayacaktı. Ancak eski fikrinden de zerrece dönmeyecekti. Ders kitaplarına dahi giren İkizler Vakası sessiz sedasız yayınlardan kaldırıldı. Fakat artık eşcinsel hareket istediğini almıştı. Dr. Diamond, Dr. Money’in tüm sahtekârlıklarını ortaya çıkardı ancak bilim dünyasından ve eşcinsel lobiden ses çıkmamıştı. Bilimsel bir yalana ihtiyaçları vardı; Money bu yalanı sağladı, bu süreçte istediklerini elde ettiler ve onlar için konu kapanmıştı. Ahlak denen kavram onlara çok uzaktı. Brian, Bruce/Brenda/David’in sonunu merak edenler olabilir. Ahlaksızlar tarafından kobay olarak kullanılan iki kardeş de girdikleri bunalımlara dayanamayarak intihar ettiler.

  Bu ahlaksız bilim adamı ve ahlaksız deney, bizlere -onlar istemese de- bir hakikati somut olarak ispat etti. Cinsiyet ve cinsiyete ait davranışlar doğuştan gelir. Toplumun erkek ve kadına farklı davranmasının sebebi yine doğuştan gelen cinsiyet kaynaklıdır. Cinsiyet ve cinsiyete ait tüm davranış kalıplarının temeli fıtrattan yani doğuştandır. Toplum bu fıtrattan etkilenerek kız ve erkeğe farklı davranır. Doğuştan gelen cinsiyet ve toplumsal cinsiyet diye herhangi bir ayrım yoktur. Cinsiyet kavramı tektir. Erkeklik ve kadınlık, toplumun öğretmesinden ziyade fıtrattan/doğuştan gelen yönelimlerdir.

  “Kadın fiziksel olarak daha zayıftır, erkek fiziksel olarak daha güçlüdür, kadın daha duygusaldır, erkek daha mantıklıdır, kadın daha detaylı ve karmaşık düşünür, erkek daha basit düşünür” gibi kalıp düşünceler toplumun kendi başına uydurduğu kalıplar değildir. Hepsinin temelinde doğuştan gelen değişmez kadınsı ve erkeksi özler vardır. Kadına, kadınlık; erkeğe, erkeklik doğuştan verilmiştir.

  Şimdi gelelim şu meşhur İstanbul Sözleşmemize! Yukarıda anlattığım bunca şey bu sözleşmede bize en şiddetli şekilde dayatılan toplumsal cinsiyet kavramının ne menem bir şey olduğunu ispatlamak içindi. Çünkü bazı zihniyetler görmek istemiyor. Sözleşmeye karşı çıkanların derdinin kadına rahatlıkla şiddet uygulamak olduğunu iddia edecek kadar basitlik ve bağnazlık gösteriyorlar. Biz ise derdimizin ne olduğunu delilleriyle yazıyoruz. Hamaset yapmıyoruz.

  İstanbul Sözleşmesi’nin giriş kısmında kadına yönelik tüm şiddetin temelinde “toplumsal cinsiyet” kavramının olduğu yazıyor. Yani Dr. John Money’in iki kardeşin canına kast ederek uydurduğu kavram. Yani aslında hiç olmayan bir kavram olan toplumsal cinsiyet (social gender), uluslararası bir hukuk metninde karşımıza tüm kötülüklerin anası olarak çıkarılıyor. Oysa tüm kötülüklerin anası alkol değil miydi? Şiddetin de %65’inin alkollüyken ortaya çıktığı tüm araştırmalarda ortaya konulmamış mıydı? Gerçek buyken sözleşmenin hiçbir maddesinde alkolle savaşılması istenmemiştir. Sizce bu normal mi?

Şimdi tekrar soralım: İstanbul Sözleşmesi gerçekten kadına yönelik şiddeti bitirmek için mi hazırlandı?

Yorum Ekle
Yorumlar (4)
Ahmet bıçakçı | 30.11.2020 12:43
Maşaallah Sevgili Feyzullah hocam. Kaleminize ve yüreğinize sağlık. Allah sizden razı olsun. Toplumumuzun temeline adeta dinamit koyan bu sözde istanbul sözleşmesi adı altında sapık sözleşmesine dayananların dayanaklarını putları devirircesine devirdiniz. Rabbim gayretinizi arttırsın inşaallah. Rabbim yar ve yardımcınız olsun inşaallah.
HÜSEYİN EKİNCİ | 30.11.2020 11:48
Eyvallah hocam kalemine sağlık
Fahrettin asyalı | 30.11.2020 10:51
Yürginize sağlık hocam istanbul sözleşmesini hazırlayanlar herhalde o anda hepsi sarhoştu ondan alkolün şidetteki payına deginmemişler
Abdullah Piroğlu | 30.11.2020 09:35
Evet yetkili ve etkili kişiler " İstanbul Sözleşmesi gerçekten kadına yönelik şiddeti bitirmek için mi hazırlandı?" sorusuna cevabınız nedir? Peki ya eskiden "Bizim" diyebildiğim şimdilerde ise bu tabiri kullanamadığım kesim, sizin cevabınız nedir? sahi sizin kendinize ait bir bir düşünceniz kaldı mı?