Soçi Mutabakatı Kaybedenler ve Kazananlar

Erdoğan ve Putin arasında yapılan 6 saat 20 dakikalık görüşme/görüşmelerin ardından 10 maddelik SOÇİ MUTABAKATI gerçekleşmiş oldu. 17 Ekim’de Mike Pence ve ekibi ile Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve ekibinin müşterek çalışmalarının sonucunda, Türkiye’nin 9 Ekim’de başlattığı BARIŞ PINARI HAREKATI’na 120 saatlik bir ara verme kararı ile birlikte ABD ile Türkiye arasında 13 maddelik bir mutabakat metni ortaya çıktı. Bunu 120 saatlik ara kararının biteceği günü bu kez Soçi Mutabakatı izledi.

Elbette her iki mutabakatın da artıları ve eksileri vardır. Ancak görünen o ki, Türkiye her iki mutabakattan da istediği sonucu almış gözüküyor. Öncelikle ABD ile varılan ilgili mutabakatı ele aldığımızda ABD’nin bu mutabakatta çok önemli kayıplar yaşadığını ifade edebiliriz. Görünen o ki Rusya bölgede ABD’nin önüne geçti. Hatırlayalım ABD Körfez Harekatı’nı başlatırken (17 Ocak 1991) belirli hedefler ortaya koymuştu. Bunlardan birincisi enerji kaynakları hakimiyeti, bir diğeri de İsrail’in güvenliği idi. Doğru enerji kaynakları konusunda önemli ölçüde istediklerini elde etti. İsrail’in güvenliği konusunda ise hedefine ulaşamadı.  Zira tasarladığı hedefe ulaşmak için öncelikle Türkiye, İran, Irak, Suriye topraklarından oluşacak bir Kürt Devleti projesi vardı. Bu ve benzeri projelerini Haziran 2006’da Pentagon’un resmi yayın organı olan ARMED FORCES JOURNAL’da emekli neocon Albay Ralph Peters imzasıyla yayımlandı. Adı geçen proje geniş bir Ortadoğu haritasıyla birlikte BLOOD BORDERS yani KANLI SINIRLAR başlığı ile yayınlandı.

ABD, bölgedeki terör örgütlerini; bölge ülkelerini istikrarsızlaştırmak, butik devlet konumuna getirmek ve bölge ülkelerinin İsrail için tehdit oluşturmasını önlemek için örgütledi ve destekledi. Daha Körfez Harekatı’nın başlarında 700 küsür peşmergeyi Guam Adalarına eğitmek için götürdüğü bilinen bir gerçek. Keza gerek Barzani ve gerekse Talabani ikilisi ve örgütlerinin de ABD tarafından destek görmesi Kuzey Irak’tan başlayarak adı geçen dört bölge ülkesi topraklarında, İsrail’e yandaş bir Kürt Devleti oluşturmak içindi. Bu projede asla Ortadoğu Coğrafyasında yaşayan temel tercihi ve bölge insanları ile yegane ortak paydası İnsan olmak, insanca yaşamak ve İslam kardeşliği olan Kürt halkını temsil etmiyordu. Doğru. Bilhassa Suriye başta olmak üzere bölgemizin asli unsurlarından olan Kürt halkına karşı ciddi manada ötekileştirme, yok sayma, en temel haklarından mahrum bırakılma gibi muameleler yapılmıştır. Suriye’de insan yerine konulmayan Kürt nüfus, Türkiye’de resmi söylem itibariyle uzun bir süre neredeyse yok sayılmıştır. Kürtlerin meskün olduğu dağlara: ‘ne mutlu Türküm diyene’ ibaresinin yazılması doğru mu idi? Ya da yakın bir zamana kadar okullarda: ‘varlığım Türk varlığına armağan olsun..’ ifadesi doğru muydu?

Türkiye uzun zamandan beri ciddi anlamda terörle mücadele eden bir ülke. Terör örgütlerine en çok yataklık yapan ülkelerden birisi de Suriye’dir. Bu durumu düzeltmek için 1998’de dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Atilla Ateş Paşa’nın Adana’dan Suriye’ye yönelik ikaz ve tehdidi 20 Ekim 1998’de Adana Mutabakatına dönüştü ve politik zekası üstün olan Hafız Esed adı geçen mutabakatın gereklerini yerine getirdi. Bekaa Vadisini dağıttı. ÖCALAN’ı topraklarından çıkarttı. Sonrasında ve 2011’de Arap Baharı sendromu ile coğrafyamız yüzyüze geldi. Aslında bu projenin de PKK/PYD eliyle bölgede Kürtleri temsil etmeyen ama İsrail’i ve hamisi ABD’yi memnun edecek olan ‘Kürt Devleti’ tasarısından farkı yoktu.Her ne kadar bu hareketi politik zekası yeterli olmayan bir kısım İslami çevreler ‘İslami cihad’ olarak değerlendirseler de!

Türkiye Fırat Kalkanı, Afrin Operasyonu ve son olarak da Barış Pınarı Harekatı ile bölgede bir güç olduğunu ortaya koydu. Adı geçen üç harekatın da ortak unsurları asker, istihbarat ve diplomasi idi. Her üç kurumun ortak hareket etmesi sonucunda da belirli başarılar elde edildi. Buna ilaveten ve bilhassa son harekatta HDP dışındaki partilerin de ortak hareket etmesi kayda değer bir tablodur.

Kısaca özetlemek gerekirse adı geçen harekatlar sonrası kim ne kazandı kim ne kaybetti sorusuna cevap aradığımızda hemen belirtelim ki; ABD, AB, İRAN, İSRAİL ve ARAP LİGİ kaybedenler katagorisindedir. PKK, PYD, YPG ise kaybetmekle kalmadı, kimliğini de yitirdi. Kendi halkına, bölge hassasiyetine keza bölge halkının aidiyet ve hassasiyetine önem vermeyen, bunun yerine ABD, AB, İsrail gibi emperyal güç odaklarına önem vermenin bedelini ödüyor. İran, her başı derde düştüğünde kendisinin yanında yer alan Türkiye’ye her üç harekatta da karşı çıkmanın yalnızlığına itilmiş durumda. Laricani ve Ahmedinejat son harekat nedeni ile Türkiye programlarını iptal ederek kendilerine ve ülkelerine ne kazandırdılar? Mısır v.d. politika üreten değil, başkalarının ürettiği politikaların tüketicisi olmanın bedelini ödüyorlar ve ödeyecekler. ABD, neredeyse Suriye fotoğrafından çıktı. ABD Savunma Bakanı Mark ESPEK: ‘Biz onlarla İŞID ile mücadele için işbirliği yaptık, devlet kursunlar diye değil’ sözleri ile dün, bugün ve yarın için kendileri ile işbirliği yapacak olanlara önemli bir hatırlatmada bulunuyor. Tabii ki anlayana!

Kazananların başında Türkiye geliyor. Türkiye neredeyse Fırat’tan İran sınırına kadar bütün güney sınırını terörden temizleme imkanına kavuştu. Özellikle son mutabakatla YPG güçlerinin Tel Rıfat ve Menbiç’ten çekilme kararı Afrin-Ceraplus hattının da birleşmesini sağlamaktadır. Ve Rusya diplomatik bir zeka ile ve Adana Mutabakatını atıfla yeniden Suriye’yi denkleme dahil etti. Şimdi bölgede Rusya, Türkiye, Suriye ekseni var. İran ve diğer aktörler oldukça geride kaldılar.

Yani kazananlar Türkiye, Rusya ve Esed rejimi oldu..

23 Ekim 2019   

Paylaş