metrika yandex
Anlam Kitap

EKONOMİ GÖÇMENLER VE RIDVAN HOCA VAKFI

Süleyman ARSLANTAŞ

24.06.2022

2023  Seçimlerine giderken Türkiye’de önemli sorunların olduğu muhakkak. Türkiye’de halkın en çok ilgilendiği konuların başında ekonomi ve göçmen sorunu gelmektedir. Siyaset, kimin başkan olacağı ya da 2023 seçimlerinde hangi parti kazanacak vs. halkın gündeminde bunlar yok.

Ekonomi genel olarak neredeyse tüm dünyanın sorunu haline geldi.1928 ekonomik kriz belki de en çok Amerikalı yatırımcıları vurdu. Ama bugün yaşanan kriz tüm dünyayı etkilemekte. Bırakalım tüm dünyayı ülkemizde ekonominin gidişatı nasıl?

Doğru, çarşı-pazarda fiyatlar el yakıyor. Hayat pahalılığını, enflasyonu sadece yönetenlere fatura etmek ne kadar doğru?

Yani bu hırsızda hiç mi kabahat yok? Küresel düzeyde gündem konusu olan enflasyon, hayat pahalılığı ülkemiz insanları tarafından nasıl algılanıyor ve bu algılamanın piyasalara yansıması nasıl?

Maalesef ülkemiz insanı bu ekonomik krizi de azami kâra tahvil etmek gayret ve kararlılığı içerisinde.

İnsan,”eşrefi mahlûkat” olarak yaratılmış olmasına rağmen idealize edilecek bir varlık değil. Kur’an’da Tin sûresi de bunu açıkça ortaya koyuyor. İnsanın davranışlarını belirleyen hayat hakkındaki telâkkileridir.

Yani insanın; insan, hayat ve kainata bakışıdır. Eğitim bu bakış açısını belirleyen önemli bir faktördür.

Genelde insanın hayata bakışı eğitimle değişir. Ne var ki kimi zaman eğitimin de insanoğlunun telâkkilerine, davranışlarına etki etmediği-edemediği anlar olmuştur. Dolayısıyla insan ve onun telâkkilerini sadece eğitimle halletmekte mümkün değildir.

Çarpıcı bir örnek olması bakımından Hz.Resul’ün eğitiminden geçmiş olan; O’nun iman, amel ve muamelâtına şahitlik etmiş sahabe neslini ele alalım. Hatırlayınız, Cemel ve Sıffin savaşları Müslümanlarla Haçlılar arasında olmadı.

Her iki savaşta da çarpışanlar Allah Resulü’nün eğitiminden geçmiş insanlardı-Müslümanlardı.

Hatta çarpışanların arasında ölenlerden ikisi de Talha bin Ubeydullah ile Zübeyr bin Avvam dünyada iken cennetle müjdelendiği söylenenlerdendi!

Ve yine bağrımızda derin yaralar açan Kerbelâ faciasında Hz.Resul’ün gözünün nuru Hz.Hüseyin ve 72 yaranını şehit edenler de Hz.Resul’ün eğitiminden geçmiş ya da o eğitimine tâbi olmuş babaların evlâtları idi.

Şunu demek istiyorum; kainatta gelmiş-geçmiş en iyi eğitici-öğretici Hz.Muhammed(as.)’dır. İşte o kutlu Resul’ün ashabının yaptıklarından örnekler. Bu nedenle insan idealize edilmemelidir.

İnsanlar zorluklar karşısında ya acze düşer ya da mücadele azmi kazanır. İnsanı etkileyen genelde dünyalık arzu ve istekleridir. Dün bizim insanımızın dünyalık edinimleri azdı, lâkin mutlu idi. Dün, bu ülke insanının masadan, kasadan aldıkları pay azdı. O nedenle de insanımız bu dünya hayatında kendisini misafir olarak görüyordu. Birazcık dünya nimetleri ile makamla-mevki ile tanıştıktan sonra kendisini kiracı olarak görmeye başladı. Dünyalıklarla tanışmışlık ilerleyince kendisini ev sahibi olarak görmeye başladı. Zenginliğimiz, makamımız, şatafatımız yokken: ”Adam sende altı-üstü bir dünya değil mi? Boş ver meyletmeye değmez.” modundan: ”Eh! Ne yapalım birazda dünya nimetlerinden biz istifade edelim.” moduna geçildi. Sonra ise: "Haram-helâl ver Allahım çoluk çocuk yer Allahım.” Modunda karar kılındı! Yani misafirlikten ev sahipliğine terfii ettik.

EKONOMİ

Tüm bu anlatımların ardından konuyu ekonomi boyutuna taşımak istiyorum. Bugün içerisinde yaşadığımız toplum Maalesef kanaat hazinesini yitirmiş durumda. Oysa söylem olarak bizim kuşak: ’Kanaat tükenmez hazinedir.’ inancı ile yetişmiş bir kuşaktı. İnsanlar bu hazineyi yitirdikten sonra, doymak nedir bilmez hale geldi. Evet, doğru küresel ölçekte ekonomik bir sıkıntı var, bırakınız bu sıkıntıdan birinci derecede kapitalist dünya rahatsız olsun. Ne yazık ki kapitalist dünyadan daha çok bizim insanımız rahatsız oluyor ve kârdan zarar ederim korkusuyla krizi abartıyor da abartıyor. Krizi ‘ben merkezli’ nasıl kâra dönüştürebilirim hırsıyla yanıp tutuşuyor. Bilmiyorum, acaba şu son on yıllarda elde ettiğimiz dünyalıklar biraz azalırsa tekrar kanaat hazinesine döner miyiz acaba???

GÖÇMEN SORUNU

İkinci rahatsız edici konu göçmen sorunu. Aslında bu sorun dün de vardı, yarın da olacak. İnsanlık tarih boyunca bu sorunu yaşamıştır. Bügün özellikle Suriyeli, Afganistanlı göçmenleri dışlayan, aşağılayanlar siz nereden geldiniz? Biz, kendisini Anadolu insanı olarak görenler biz de göçmen değil miyiz? Anadoluya geldiğimizde çeşitli etnik ve inanç sahipleri ile asırlar boyu birlikte yaşamadık mı?

Hatta bu birlikte yaşadıklarımızın bir kısmına üstelik de dinimizden ve etnik aidiyetimizden olmadıkları halde ”tebaayı sadıka” görmedik mi?

Türklerin Anadolu’ya gelişleri bir rivayete göre 4.yüzyılın sonlarına doğru. Ama tevatüren Anadolu topraklarına yerleşmemiz 1048 Pasinler ve 1071 Malazgirt Savaşlarından sonra olmuştur. Öyleyse ne diye ülkemize gelen ve daha dün denecek kadar yakın bir geçmişte aynı yönetimin idaresinde yaşadığımız insanları dışlama, hor görme lüksümüz nereden geliyor? Özelliklle genç kuşağın bir kısım kışkırtıcı siyasetçi, gazeteci ve sosyal medya provokatörlerinin söylemlerine bakarak ülkemize sığınan göçmenlere düşmanlık yapmaları, dışlayıcı söylemlerde bulunmaları ne insani ne de İslâmidir.

Yıllardan beri Alanya başta olmak üzere yaklaşık 30 bin Alman ülkemizde yaşamakta. Çoğu Ege bölgesinde olmak üzere 45 bin İngiliz ülkemizde yaşamakta. El’an Türkiye’de 80 bin Ermenistan vatandaşı kaçak işçi olarak çalışmakta. Rusya-Ukrayna Savaşı ardından 75 bin Ukrayna vatandaşı Türkiye’ye sığındı. Ne yapmalıydık, bir kısım sözde aydın ve akademisyenler gibi “beka sorunu” gerekçesi ile karşı mı çıkmalıydık, ülkemize giremezsiniz mi demeliydik?

1948’den beri Filistinlilerin ekserisi Ürdün, Lübnan, Katar, Kuveyt, Mısır gibi ülkelerde yaşamaktalar, Yalnızca küçücük Ürdün’de 2.100 milyon Filistinli yaşıyor. Göçmen sorunu tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de var. Mesele bu sorunu kırıp dökmeden nasıl halledebilmemizdir. Örnek olması bakımından Gaziantep’teki Bülbülzade Vakfı ile Maraş’taki Rıdvan Hoca Vakfı’nın Göçmenlere yönelik çalışmaları dikkate alınabilir. Zira bahsi geçen vakıflar güzel örneklikler sergiliyor.

MARAŞ SEYAHATI

Uzun zamandan beri çeşitli nedenlerle memleketim olan Maraş’a gidemiyordum. Doğrusu memleketimi de çok özlemiştim. Hem özlem gidermek, hem de Rıdvan Hoca Vakfı’nın davetine icabet etmek için kendime bir hafta izin verdim. Torunum Yusuf’ta şoförlüğümü üstlenince güzel bir seyahat gerçekleştirmiş olduk. Aslında Maraş özlemimin ardında dirilerden daha ölülerimiz vardı!

Maraş’ta ciddi anlamda Suriyeli göçmen var. Ve bunlar çalışıyorlar, sanıldığının aksine kimseye de el açmıyorlar. İş yerleri var, görece halkla da uyumlular. Belki de bunda Osmanlı döneminde aynı Sancağın bir parçası olmalarının da etkisi olabilir. Her ne olursa olsun sonuç itibariyle Suriyeli kardeşlerimiz başta Rıdvan Hoca Vakfı olmak üzere çeşitli STK’ların hoşgörü ve gayretleri sonucu ötekileştirilmeden birlikte yaşayabiliyorlar. Rıdvan Hoca Vakfı yetkililerinden aldığım bilgi ve yine kendi gözlemlerime göre ciddi bir şekilde başta dil eğitimi olmak üzere çeşitli alanlarda  periyodik olarak kültürel çalışmalar, uyum çalışmaları yapılmaktadır. Görebildiğim kadarıyla devlet yetkilileri de bu çalışmalara yardımcı oluyor ve katkıda bulunuyor.

KADINLARIMIZ

Maraş’ta Rıdvan Hoca Vakfı’nın beni mutlu eden bir diğer hizmeti de hanım kardeşlerimin Suriyeli hanım kardeşlerimizle yakınlaşmaları, onların dul ve yetimlerine sahip çıkmanın yanı sıra onlarla birlikte yoğun bir şekilde İslâm’ı öğrenme, İslâm kardeşliğinin örnekliğini ortaya koyma gayretleri oldu. Genel olarak Müslüman erkekler hanımlarını çarşı-pazar alış veriş ve gezmelerden uzak tutmazlar ama onların ibadî ve kültürel faaliyetlerine kısıtlama getirirler. Ve belki de bu yaklaşımı takva olarak da değerlendirmektedirler!

Meşhur bir Çin atasözü var;” tek elle alkışlanmaz” diye, gerçi bu sözün bizdeki versiyonu: ”Bir elin nesi var iki elin sesi var” şeklindedir. Bu sözlerin Rıdvan Hoca Vakfı’nda ete kemiğe bürünmüş halini gördüm. Bu hal beni umutlandırdı, sevindirdi.

Şunu demek istiyorum; karşılaştığım erkek kardeşlerim, hanım kardeşlerimizi ötekileştirmeden ya da NFK’nın deyimi ile “kaba softa ham yobaz” formatından âzade onlarla birlikte ufukların açılmasına, birlikteliklerin oluşmasına katkıda bulunuyorlar.

Kadın yada hatun deyip geçmeyiniz. Allah Resulü’nün(as)hayatında hanımlarının o kadar çok önemli rolleri var ki, mesela Hz.Aişe validemiz bir fakihe kimliğine sahip.

Hanımlar özel sorunlarının fetva ve çözümünü O’ndan öğrenirler. Yine bu annelerimizden Ümmü Seleme bu günkü tabiri ile bir stratejist.

Hudeybiye Musalahası’nı hepimiz biliriz. Musalaha şartları başta Hz.Ömer olmak üzere birçok sahabeyi üzmüştür. Hatta Hz.Ömer, Resulullah’a hitaben: ”Sen Allah’ın hak Resulü değil misin?” der. Resulullah: ”Evet yâ Ömer, ben Allah’ın hak Resulüyüm.” der demesine de lâkin hazirun Peygambere itaatsizlik izharında bulunur. Zira Hz.Resul ashabına hitaben: ”Artık kalkınız,kurbanlarınızı kesip saçlarınızı tıraş ediniz.” buyurmasına rağmen sahabeden tık çıkmaz. Resül(as)çaresiz! Bir çare olur ümidi ile zevcesi Ümmü Seleme’ye gelir: ”Ey Ümmü Seleme! Nedir şu ashabın tutumu? Onlara kurbanlıklarınızı kesiniz, saçlarınızı tıraş ediniz diye tekrar tekrar söylememe rağmen hiçbiri emrime itaat etmiyor.”der. Stratejist Ümmü Seleme: ”Yâ Nebiyallah! Bu işi halletmek istiyor musun? O halde şimdi dışarı çıkınız ve kurbanlık develeri kesinceye ve berberini çağırıp tıraş oluncaya kadar ashabtan hiç birisine tek bir kelime dahi söylemeyiniz. Sen kurbanını keser tıraş olursan ashabın da aynısını yapar. ”Nitekim Hz.Resül, Ümmü Seleme’nin dediklerini yapar ve sorun da halledilir. Bu örnekte de gördüğümüz gibi kadın kenarda bırakılacak bir varlık değil, kadın ve erkeğin kişilikleri ile omuz omuza vererek, Allah’ın kendilerine yüklediği sorumlulukları birlikte üstlenmeleri gerekir. Rıdvan Hoca Vakfı’nda ben bunu gördüm, dilerim bu hal diğerlerine örnek olur

24 Haziran 2022.

Yorum Ekle
Yorumlar (7)
Vahdettin / Adana | 04.07.2022 10:27
Süleyman Ağabey; bilgi birikimi perspektifiyle bölgemizde ve coğrafyamızda cereyân eden olayları tahlil ediyor. Yaşının kemâline rağmen bir köşeye çekilmeyip tecrübelerini aktarıyor. Allah râzı olsun Ondan. Ama üzüldüğümüz şey Onun bu şevk ve azimli tavrına karşı "üzüm yemek değil de bağcıyı dövmek" üslûbu ile yapılan yorumlar bizleri üzüyor. Bir kişiye-hele ki bu Dâvâya hizmet etmiş birine- karşı kullanılan nâhoş dil kabûl edilemez. Süleyman Ağabeyin yazdıkları kadar yaşadıklarından da biz okuyucular olarak ziyâdesiyle istifâde ediyoruz. Selâm ve muhabbetle..
C. Mert | 04.07.2022 00:23
Sayın yazar, yazınızda ülkemizde yaşayan yabancıların sayısını vermişsiniz. Doğrudur. Yani ülkemizde pek çok farklı milletten yabancı yaşamakta diyorsunuz. Ama bunların hiçbirinin resmi sayısı üç buçuk milyon, gayri resmi beş milyon, benzerleriyle birlikte on milyonu bulmuyor. yani kırkbeş binle hadi resmi rakamı verelim, yalnızca son altı ayda iki yüz yirmi beş bin Suriyelinin doğum (225 bin resmi rakam) yaptığı da göz önüne alınırsa nasıl bir durumla karşı karşıya olduğumuz anlaşılabilir. Neden bu kadar yanlış durumları kıyas ediyorsunuz. Bu konuda, şahit olup üzerinde düşündüğüm iki olayı da paylaşmama izin verin lütfen: İlki: Bir dolmuşa bindim, iki dolmuşçu yan yana gelince, biri diğerine seslendi: Babalar günün kutlu olsun. Benim bulunduğum dolmuşun şoförü cevap verdi: Biz iyi evlatlarız ama babamız bize babalık etmiyor. (Ben, gerçekten ne demek istediğini ilk anda anlamadım.) Sonra yanındakine dönüp sözünü sürdürdü: Bizim babamız artık Suriyelilerle Iraklılara babalık ediyor. İkincisi: Yaşadığım yere yakın bir pazar var, buraya bir kamyon geldi, birkaç dakika içinde Suriyelilerden oluşan bir kalabalık kamyonun etrafını sardı, ellerindeki poşetlere, torbalara kamyondan doldurulan sebzeleri almaya başladılar. bir aileden herkesin geldiğini köşede bekleyen apartman görevlimiz söyledi. Ben de ona dedim ki: Sen de git, niye gitmiyorsun. Dedi ki: Bize vermiyorlar. Onun söylediğine göre, böyle kamyonlar sık sık geliyormuş, önceden haber veriliyormuş Suriyelilere ve Iraklılara, onlar da evde kim varsa hep beraber gelip torbalarını doldurup gidiyorlarmış. Acaba sayılarını verdiğiniz diğer milletlerden yabancılar, söz konusu bu kitle kadar bu millet üzerine yük bindiriyor mu? Az sayıda birilerinin açtığı işletmelerden söz etmezsiniz umarım. Dahası ben onlara geçinmeleri için devlet tarafından her hafta verilen çekin de bizzat şahidiyim. Bir lisedeki Arap öğrencilerin yüzde doksanı bulduğunu, bu durumun Milli Eğitim dahi şaşırttığını da ekleyeyim. Yani şunu söylemeye çalışıyorum: Evet, siz bazı güzel örnekler vermeye çalışıyorsunuz ama halk yaşanmakta olan duruma öfkeli. Artık sayısı bile kontrol edilemeyen Arap göçmen meselesi, matematikteki 'sıfır' sayısının çarpan olması gibi oldu şu anda. Hükümet yol, havaalanı, silah yapıyor, gaz, altın, petrol buyuyor, hatta daha aklınıza ne gelirse evet hepsini yapıyor ama Arap GÖÇMEN meselesi, hepsi için SIFIR ÇARPAN durumunda, yani hepsini sıfırlıyor, çünkü halkın geneli, siyaset üstü ortak bir görüş olarak bu kadar Suriyeli ve Iraklının bulunmasından rahatsız. İstanbul'un Fatih semtine 'Küçük Suriye' denilmesini de hatırlatmak gerekir. Şahidim, gerçekten öyle... İktidardaki bir parti için önemli olan sizin ve benim bireysel duygu ve düşüncemiz değil sayın yazar bildiğiniz gibi, önemli olan halkımızın genelinin düşüncesi... Selamlarımla....
Mehmet Ali | 01.07.2022 10:13
Sayn kamil abdulla(!) Bey: de bakam ükela, senin önerin ne? Laf diye ...... sacıp gitmissin.. Kimliğini gizleyerek zart zurt demissin..
Bulent Şenyüz | 28.06.2022 21:50
Sayın Arslantaş in tespitleri hem Antep hem Maraş daki vakıfların ve bacilarimizin konuya eğilmiş şekilleri bizim kendimizde unuttuklarimiz açısında eğitici bir okadarda öğretici nitelikte sayın yazarın yılların tecrübesiyle bir makaleye bu kadar başlık altında konuları aktarması çok güzel tebrik ederim sayın Arslantaş beyfendiyi.selam ve dua ile
Süleyman ARSLANTAŞ | 28.06.2022 11:02
Sanıyorun Kamil Abdullah ismi müstehar bir isim.Olsun.Yazımda gerek ekonomik ve gerekse göçmen sorununa ilişikin bir tahlil yaptım,Geçmişimize ilişkin bir açılım yapmaya çalıştım.Özellikle göçmen sorununa ilişkin olarak Gaziantep'deki Bülbülzade Vakfı ile Maraş'daki Rıdvan Hoca VAKFI'nın çalışmalarını örnek gösterdim.Sayın yorumcu lûtfedip bu iki vakfın çalışmalarını incelerse daha somut sonuçlara ulaşabilir.Takdir edersiniz ki yazı ya da yorumları uzatmak sıkıcı bir hâl alır.Hem sonra madem farklı şeffaf bir yorum istiyorsunuz,neden beklentilerinizi saomutlaştırmıyor sunuz?
Kamil Abdullah | 27.06.2022 10:26
Süleyman beyin kaleminden böyle bir yazı çıkmasını beklemezdim açıkçası. Hiç bir çözüm önerisi olmayan havada kalmış cümlelerin yer aldığı, ayağı yere basmayan bir yazı. Ortadaki büyük sorunları küçük göstermek o sorunu küçültmez maalesef. Bizim oralarda da bir söz vardır "Ne kapıyı bastırır, ne kırığı küstürür." diye. aklıma geldi işte... Selamlar...
VEDAT KAHYALAR | 24.06.2022 15:30
RIDVAN HOCA VAKFI örnek alınacak bir proje yapmıs.Allah razı olsun emeği olanlardan.Kazanmak,yapmak,yararlı olmak her zaman daha hayırli sonuclara götürür.Rabbim Suriye'deki sorunun da bir an once sonuçlanmasını ve mağdur göcmenlerin evlerine vatanlarına kavuşmalarını dilerim.