metrika yandex

CORONAVİRÜS VE BİZ!

08.09.2020
Süleyman ARSLANTAŞ

Coronavirüs olayı Müslümanların tüm gündemlerini altüst etti. Meğer biz müslümanlar ne kadar da zayıf ve edilgenmişiz… Tabir-i caiz ise neredeyse tüm dünya ve Müslümanlar adı geçen virüse teslim oldular. Olunmasa mıydı? Hayır! Belki de bu virüsle birlikte hayat yeniden tanzim edilebilinirdi.

Dünyayı bir tarafa bırakalım, bizler kendimize bakalım. Ne yapmamız gerekiyordu da yapmadık-yapamadık. Şu anda karşı karşıya olduğumuz pandemi belki de ileride karşılaşacaklarımızın ilki. Kim bilir daha nice imtihanlar, badireler bizi bekliyor. Mesele herhalde kulluk bilinci ile hayatı idame ettirmektir. Ama bizler maalesef hiç de kulluk bilinci ile örtüşen bir yaşam modelini bu pandemi döneminde ikame edemedik. Bırakınız idame ettirmeyi, sanki bu ortamı fırsat bildik. Ailemizle, çocuklarımızla, komşularımızla, cemiyetin neredeyse tüm şubeleriyle aramıza mesafe koyduk. Pandemi Kurulu 1.5 metrelik bir sosyal mesafe ölçüsü ortaya koydu, bizler bunu 1.5 km. olarak algıladık. İnsani ve İslami sorumluluklarımızın gerektirdiği yakın olmayı adeta unuttuk. Evlerimize bir yabancı gibi girip-çıkmaya başladık. Kapıda bizi bekleyen eşimiz de, kucağımıza atlamak isteyen çocuklarımız, torunlarımız da adeta buhar oldu.  

Biliyorum, bu yaklaşımımı garipsiyor olabilirsiniz. Ben, bu yaklaşımla Bilim Kurulu’nun ortaya koyduğu tedbirleri yok sayalım demiyorum. Nihayet onlar belirli ve insanın güç yetirebileceği ve uygulayabileceği basit üç kural ortaya koyuyorlar. Maske, el temizliği ve sosyal mesafe. Onlar, ya da sair yetkililer bizlere birbirinizle insani ve İslami yakınlaşmayı sonlandırın demediler ki. Ama bizler vur deyince öldürmeyi tercih ettik. Tercih ettik de ne oldu? Neredeyse her gün muhtelif beldelerden yakın dost ve tanıdıkların coronaya yakalandıkları haberlerini alıyoruz. Yani korkunun ecele faydası yok. Her şeye rağmen ‘ecel gelmeden ölüm gelmez.’ İnancımız var. Ya da Hz. Ali’nin deyimi ile ki; O’na soruyorlar: “Ölümden korkmuyor musun?” diye. O, cevap veriyor: “Ecelim ömrümün teminatıdır.”

Konu-komşu, akraba ziyaretlerimiz, konferans, panel, yıllardır devam eden sohbet toplantılarımız, çay sohbetlerimiz en önemlisi de cami kültürümüz neredeyse sonlandı. Koca bir yaz mevsimi tüm sıcaklığına rağmen biz Müslümanların daha çok birbirlerine yakın olmaları gerekirken, adeta bizleri birbirlerimizden soğuttu. Ve bizler fiziki pandemiden çok zihinsel pandemiye duçar olduk. Hz. Resul’ün (a.s.)ün buyruğunu adeta unuttuk: “Kıyamet kopmak üzereyken de olsa, elinizde dikmekte olduğunuz bir fidan varsa onu dikiniz.” Maalesef bırakınız fidan dikmeyi adeta sökmeye önem verdik. Dostlar! Hangi hal ve şartlarda olursak olalım gerekli tedbirleri alarak Allah’ın bize emrettiklerini gücümüzce yerine getirmeye çalışalım. Ve şunu unutmayalım, güce ve paraya tapan bir dünyada yaşıyoruz. Dünyaya hakim olan kapitalist zihniyet insanların yaşamasından-ölümünden çok kendi çıkarlarını düşünüyor. Din, insanın hayatta inandığı ve yaşadıklarıdır. Dolayısıyla kapitalistlerin de bir dini var. O dinin akidesi menfaat ve çıkardır. Bu nedenle insana, eşyaya bakışı da bu inanca göre şekillenmektedir. Biz Müslümanların bu dine mensup olanlardan farkımızın olması gerekir. Onlar, belki de coronavirüs olayını ortaya koyarken ve yaygınlaştırırken İLAÇ Sanayiindeki çıkarlarını hesap etmiş olabilirler. Zira kapitalist dünyanın çıkarları günümüzde iki ayak üzerinde durmaktadır. Bunlardan birincisi silah sanayi, ikincisi de ilaç sanayi. Bunlardan birini eksik bıraksalar topal olurlar.

Coronavirüs olayının ilk ortaya çıktığında ABD Başkanı Trump Amerika’da bu virüsden 150-200 bin kişinin öleceğinden bahsetti. Şimdi o rakama ulaştılar. Ve Trump buna rağmen virusa yönelik aşı ve ilacın piyasaya sürülmemesinden şikayetle, ‘Amerikan derin devleti izin vermiyor ki, aşı ve ilaç piyasaya sürülsün.’ Açıklamasını yapmak mecburiyetinde kaldı. Ve baktı ki ABD derin devleti ile başedemiyor. Öyleyse yine Filistin’e, Kudüs’e vurmaya devam edeyim dedi. Sırbistan ve Kosova başbakanlarını karşısına aldı ve onlara tıpış tıpış Büyükelçiliklerini Kudüs’e taşımaları talimatını verdi. Onlar da bu talimata uyarak Elçiliklerini Kudüs’e taşıma kararının imzalarını attılar.

Dikkat ediyor musunuz bilmem ama bu coronavirüs döneminde dikkatler o kadar çok farklı alanlara kaydırıldı ki, adeta herşey unutturuldu. Mesela Türkiye kamuoyu Doğu Akdeniz’e odaklanırken, bizler de devletle birlikte Doğu Akdeniz’e odaklandık. Suriye’de neler oluyor, Yemen ne halde, Kudüs-Filistin ne yapıyor? Beyrut’taki patlama ile kim neyi amaçladı, neyi buldu. Mısır ve çağdaş Firavun Sisi ne haltlar karıştırıyor. Ve daha birçok konu gündemimizden çıktı. Sorumluluklarımızı, ilgilenme alanlarımızı kaybettik. Bu durum biraz daha sürerse ki sürecek, zira bu biyolojik bir savaştır, bizler de sorumluluklarımızı ihmale devam edersek gelecek hiç de parlak olmayacaktır.

Ne yapalım? Çok basit daha önce ne yapıyor isek onları yeniden gözden geçirelim, eksikliklerimizi takviye ile fazlalıklarımızı atalım. Kıyamet alametleri de zuhur etse dikmekte olduğumuz fidanları dikmeye devam edelim. Unutmayalım bu pandemi bir son değil, bir ilktir. Devamı gelecek, dünya silah sanayiine doydu. Şimdi iş ilaç sanayiine ağırlık verme günü. Hz. Ömer (r.a.) taun ya da veba salgını olduğu zaman ilgili mekanı karantinaya alarak sair insanların, insani ve İslami yaşantılarını devam ettirmelerini temin etmiştir. Bizler de hastalığın, virüsün yaygın olduğu yer ve kişilere yönelik tedbirleri aldıktan sonra insani ve İslami ilişkilerimizi, öğrenim, öğretim, irşad ve tebliğ görevlerimizi ifanın yanında emrolunduğumuz gibi yaşamaya devam edelim. 8.9.2020

Yorum Ekle
Yorumlar (1)
Hayrettin Kızılkaya

08.09.2020

Allah razı olsun Süleyman Abi. Hem bizlerin, hem toplumumuzun, hem de yöneticilerimizin böyle bir uyarıya ihtiyacımız vardı. Kalemine yüreğine sağlık. Selamlar...