Ali Şeriati, “Ali Şiası Safevi Şiası” adlı değerli eserinde, Safevi anlayışının Ali Şia’sındaki kavramları nasıl değiştirip dönüştürüldüğünü iyi analiz eder.
Kullanılan kavramlar aynı olsa bile anlamları tamamen değişmiştir.
Kuşkusuz yaşanan süreç sadece Şia Tarihi ile sınırlı değildir.
Benzer bir süreç Sünni gelenekte de fazlasıyla yaşanmıştır. Kavramların içerikleri değiştirilerek, nerdeyse yeni bir din icat edilmiştir. Kader, tevekkül, itaat, biat ve şükür kavramları semantik bir müdahale yapılarak anlamları dönüştürülmüştür.
Rahmetli Şeriati'nin kavramsallaştırmasıyla Ali Şia'sı Safevi Şia'sıyla karşı karşıya.
Şeriati’nin kavramsallaştırması Sünni dünyada da fazlasıyla geçerlidir. Bu anlamda geleneksel Sünnilik ile Muhammedi Sünnilik karşı karşıyadır. İkisi de aynı kavramları kullanıyor ama amaçları çok farklıdır. Ben Muhammedi şükürden söz ediyorum, muhatap Geleneksel Emevilerin şükür anlayışıyla karşılık veriyor. Ben, şükürden mücadeleyi, itirazı, eylemi ve Allah'a teşekkürü anlarken, adam başına gelen her olumsuzluğa eylemsiz ve itirazsız sabretmeyi anlıyor. Aynı kavramları kullanmamıza karşın, bulunduğumuz konumlar o kadar farklı ki.
İçi boşaltılıp dönüştürülen kavramlardan biri de şükür kavramıdır. Şükür kavramı o kadar politikleşti içi boşaltılıp dönüştürüldü ki, şükretmek önerisi, verilen az maaş oranı karşısında sesini çıkarmamak, başına gelen her olumsuzluğa hiçbir çaba göstermeksizin razı olmak anlamına evrildi. Aklı başında dindarlar bile bu kavramdan uzak durmaya başladı. Oysa şükür dinin merkezi kavramlarından biridir.
Şükür, Allah’ın nimetine karşı bir teşekkür eylemidir. Emeğimizi yok sayanlara, hukuksuzluğa ve adaletsizliğe karşı pasifizmin ve mücadeleden uzak durmanın şükürle hiçbir ilgisi yoktur. Şükretmek, İslam'ın temel kurucu değerlerindendir. Sıklıkla şükretmek gerekir. Unutmayın şükretmenin karşıtı nankörlüktür. Kuşkusuz şükretmek bir haksızlık karşısında ses çıkarmamak ve hiçbir itirazda bulunmaksızın kabullenmek değildir.
Şükretmek çağrısı, insanları bulundukları olumsuzluğa, yoksulluğa ve yoksunluğa rıza göstermelerine gerekçe olarak kullanılamaz. Böyle bir çağrı varsa da, bu çağrı kim tarafından yapılırsa yapılsın asla kabul edilemez.
Hiç şüphesiz din en temelde ahlak ve samimiyettir. Ahlak ve samimiyetten yoksun insanlar dinin biçimsel yönünü fazlaca öne çıkararak ahlak alandaki yetersizliklerini gizlemeye çalışıyorlar. Ancak dinin temel kavramlarını yok sayarak ve başka bir şekilde tanımlayarak kullanmaya çalışmak, hak aramanın önünde bir engel haline getirmek kabul edilebilir bir yaklaşım değildir.
Kavramlar yerli yerinde kullanılmayınca, başka bir amaç için kolayca araçsallaştırılabiliyorlar. Böylece kavram, semantik bir müdahale yapılarak, başlangıçta içermediği bir anlama kavuşuyor.
İslam tarihi boyunca siyasal iktidarların sıklıkla başvurduğu yöntemlerden biridir bu. Tıpkı rahmetli Şeriati’nin dediği gibi dinin kavramları üzerinden başka bir dini anlayış üretiliyor. Çok daha vahimi din adına üretilen yeni söylemle, insanların özgürlükleri kısıtlanma yoluna gidiliyor.
Din ahlaki olarak uyacağımız kurallar içerir. Ahlak olmaksızın hiçbir ibadet ve eylemin değeri yoktur. Din, eylemlerimizin doğru olup olmadığının ölçütünü verir. Yaptığımız ahlak dışı eylemleri dini kullanarak meşrulaştırmaya çalışmak ise dini istismar etmekten başka bir anlama gelmeyecektir.
Sadakanız, İhtiyaç Sahiplerinin Umudu Olsun!
25.04.2026
İhracatçıya kurumlar vergisi indirimi
26.04.2026
Hasan Hüsrev Hatemi vefat etti
02.04.2026
Irak'ta ABD'li gazeteci kaçırıldı
01.04.2026
Görmediğin bir oğlu olmuş… OSMAN KAYAER 27.04.2026
BOSNA GÜNLÜKLERİ -1 ÜSTÜN BOL 24.04.2026
BOSNA GÜNLÜKLERİ - 2 ÜSTÜN BOL 29.04.2026
Dizilerin toplum üzerindeki etkileri MEHMET GÜMÜŞ 28.04.2026
Rachel Corrie'nin Yolunda Yürümek-II KADİR ÇİÇEK 04.04.2026
Rachel Corrie'nin Yolunda Yürümek-III KADİR ÇİÇEK 10.04.2026
Arada Kalan Hamas ve Direnen İran DERVİŞ ARGUN 06.04.2026
Green Card Sevdalıları CYRANO DE BERGERAC 07.04.2026