insan kendi kendine en çok perde çeken yani kendini aldatan, kendi manipüle eden varlık desek sanki doğru olur
bazen arındığını zanneder.
bir söz duyar, bir an sarsılır, kalbi titrer…
sonra geçer.
o titreme bir karara dönüşmezse, sadece geçici bir duygudan ibaret kalır.
ve insan, o anın hatırasını taşırken bile eski hâline geri döner.
temizlenmiş gibi hisseder ama
içinde hâlâ aynı meyil durur.
o meyil, fırsat bulduğu ilk anda
onu tekrar eski yerine çeker.
çünkü mesele kirlenmek değil sadece,
mesele kirle bağ kurmak. tiryakilik böyle bir şeydir işte...
alışmak. hatta bir süre sonra onsuz yapamamaya başlamak.
cehalet de burada başlar.
bilgi eksikliği değildir çoğu zaman konfor tercihidir
hakikati işitip de ona göre yaşamamaktır.
çünkü hakikat, insanın hayatına dokunduğu anda
bir şeyleri değiştirmek ister.
ve değişim, bedel ister.
işte o bedel…
insanın en çok kaçtığı şeydir.
rahatından vazgeçmek.
alışkanlıklarını kırmak.
nefsine “hayır” demek.
ertelemeden, mazeret üretmeden,
kendi üzerine yürümek…
of ki of dost öyle zor ve bir o kadar ağır gelir.
o yüzden insan, konforu din gibi yaşamaya başlar.
zorlamayan bir inanç, sarsmayan bir hakikat,
hesap sormayan bir kulluk arar.
ama içten içe bilir ki bu, yol değildir.
çünkü önünde duran şey, cennete gider olan yol düz bir yol değil.
aziz kitabın haber verdiği gibi, bir akabe… sarp bir yokuş. o yokuş, sözle aşılmaz.
“inanıyorum” demekle geçilmez.
her adımında bir terk vardır.
bir vazgeçiş, bir kırılış, bir yüzleşme…
insan, bu yokuşu çıkmak yerine
çoğu zaman etrafında dolanmak ister.
kendine kolay yollar çizer.
ama o yollar, hiçbir yere varmaz.
çünkü cennet rahatın devamı değildir.
rahatın terk edilmesinin karşılığıdır.
ve bu dünya, bir dinlenme yeri değil;
bir geçittir.
terleten, zorlayan, insana kendini gösteren bir geçit.
o yüzden mesele açık:
ya konfor korunacak,
ya hakikat.
ikisi bir arada durmaz be dost
peki ne yapılmalı ki yolda kalınsın?
önce insan, kendine karşı dürüst olmalı.
kaçtığını kabul etmeli.
nefsini aklamayı bırakmalı.
sonra küçük de olsa bir adım atmalı.
büyük kırılışlar beklemeden,
her gün bir konforu terk etmeyi göze almalı.
ertelememeli.
çünkü ertelemek, yavaş yavaş vazgeçmektir
bakma öyle dost, ne konforumuz var ki? der gibi bakıyorsun.
öyle değil işte müslüman. valla!
elimizde olanın bir tık dahasını sahip olmak için yorulduğumuz onun için bedel ödediğimiz, ödemeye göze aldığımız kişisel neyimiz varsa küçüklü büyüklü hiç fark etmez çünkü herkes cürmü kadar yakar ya! işte onu derim. bu konforumuzu artırmak telaşıdır ve bu farkındalıkla bu konfor sağlayan neyimiz varsa özellikle seçmeli ve görmeli ve terk etmeli
çünkü insanı büyüten şey, zor olandır.
ve en önemlisi…
yürümeye devam etmeli.
düşse bile dönmemeli.
kirlenirse bile orada kalmamalı.
her seferinde yeniden kalkmayı öğrenmeli.
çünkü bu yol, kusursuzların yolu değil;
vazgeçmeyenlerin yoludur.
insan ya bu yokuşa talip olur, akabeye diyorum
ya da kendi çamurunda kalmayı seçer.
başka bir yol yoktur.
paylaşmaya değer gördüğünüz yazılarımın dilediği kısmı dahil dostlarınıza ikrama açıktır.
bir gönle daha temas etmek iyidir. valla!
PKK'lılar 4 kategoriye ayrılacak
23.03.2026
Algoritmik Şöhretler Kasırgası DERVİŞ ARGUN 25.03.2026
Tesadüfün bu kadarı: İki 28 Şubat! OSMAN KAYAER 25.03.2026
HERKES HEYBESİNDEN YER! AYTEN DURMUŞ 24.03.2026
Teslimiyetin maskesi; mezhepçilik DERVİŞ ARGUN 16.03.2026
Özgür Olmak, İnsan Olmak MUHSİN GANİOĞLU 27.02.2026