metrika yandex

Elmas Sömürge Türkiye Duruşmaları – 11

Mehmet Yavuz AY

23.05.2021

Falih Rıfkı Atay, Çankaya kitabında; dönemin aydın, yazar, gazeteci, asker, bürokrat, edebiyatçı ve birçok Medrese (Üniversite) müderrisinin  kurtuluş yolu olarak gördükleri, Meşrutiyet dönemini kendi bakış açısıyla anlatır. “Hürriyet! Müsavat! Uhuvvet! Adalet!” sloganları ile Meşrutiyet   gelmiştir… Ordu içindeki çekişmeler, Enver Paşa-Mustafa Kemal Paşa karşılaştırması ile Kemal Paşa’nın yaşam ve inanç biçiminin özellikle öne çıkarıldığı değini ve değerlendirmelerine devam eder: 

Meşrutiyet

Balkan Savaşı’ndan önce İttihat ve Terakki iç kargaşalık ve hoşnutsuzluk yüzünden iktidarı muhaliflerine bırakmıştı. Her türlü gücenmişlerin, bu arada ayrılıkçı Arnavut, Rum, Bulgar, Sırp ve Arap politikacılarının kendileri ile işbirliği ettikleri muhalifler, içlerinde bulunan fesatçı ve Türk olmayan arka niyetli kimselerin kışkırtması ile Trakya’daki orduyu terhis ettiler. Harbiye Nazırı iken Mahmut Şevket Paşa bu kuvvetleri iyice silâhlamıştı. Yunanistan, Sırbistan, Karadağ ve Bulgaristan ellerine geçen fırsatı kaçırmıyarak saldırışa geçtiler. Hükümet ve ordu şaşkına döndü. (…)Birkaç hafta içinde her yerde yenildik. Avrupa Türkiye’sini kaybettik. Bulgar ordusu Çatalca’ya geldi dayandı. Hiç unutmam Manastır düştüğü vakit hece vezninde bir şiir yazmaya başlamıştım. Ben şiiri bitirinceye kadar Edirne düştü. Hece sayısı uyduğu için adını Edirne’ye çevirdim.

(…) Mustafa Kemal 24 Ekim 1912’de İstanbul’a dönmek üzere iken Mısır’da Avrupa Türkiyesi’ni kaybettiğimiz ve Bulgar ordusunun İstanbul kapılarına geldiğini duydu. Avrupa yolu ile Romanya üstünden İstanbul’a geldi. Makedonya ve Selânik artık düşman elinde idi. Bab-ı Âli caddesinde “Meserret” kıraathanesinde birkaç asker arkadaşına rastlamıştı. İstemiye istemiye yanlarına gitti. Selânik’ten söz açarak (s. 67) : “Nasıl bıraktınız? Selânik’i bu kadar ucuz nasıl düşmana teslim ettiniz? “ diyordu.

(…) Mustafa Kemal’i Gelibolu yarımadasını korumak üzere Akdeniz Boğazı kuvvetleri “Harekât” şubesi müdürlüğüne tayin ettiler(25 Kasım 1912).  Kurmay Başkanı Fethi (Okyar) idi.

Rauf Orbay hâtıralarında,  diyor ki: “Bulgarlar Çatalca savunma hattını aşamayınca Gelibolu yarımadasına doğru saldırış hazırlıklarına başlamışlardı.(s. 68)

(…) Bu sırada Marmara’nın Rumeli kıyısında bir noktaya kuvvet çıkararak Çatalca’daki Bulgar ordusunun çekilme hattını kesip ve onu iki ateş arasında bırakarak yenilgiye uğratmak için hazırlıklar yapılmakta idi. Bu maksatla Ferik Hurşit Paşa komutasında bir kolordu kurulmuş, kurmay başkanlığına da Yarbay Enver Bey tayin edilmişti.(…) İki kolordunun hareketlerini idare eden Enver Bey’le Ali Fethi ve Mustafa Kemal Bey’ler arasında anlaşmazlık çıkarak orduda ikilik kendini göstermişti.

Bu arada Balkanlı müttefikler birbirlerine girdiler ve Sırbistan, Yunanistan, Romanya birleşerek Bulgaristan’a hücum ettiler ve onları kolayca yendiler. Şimdi fırsattan faydalanarak Trakya üzerine yürümek ve hiç olmazsa Edirne’yi geri almak lâzımdı. Büyük devletler, (…) geri almaklığımıza engel olacaklardı. Böyle bir tehlikeyi göze almak için hükümeti devirmek, Bab-ı Âli’yi basmak, belki Harbiye Nazırını öldürmek gerekecekti.

(…) Bâb-ı Âli baskıncılarının başında Enver vardı. İttihatçılar iktidara gelince orduyu yürüttüler. Enver bir koşu Edirne’ye giderek, savaşsız kansız bir kahramanlık daha elde etti.

Bir müddet sonra Enver hem Paşa hem Harbiye Nazırı olacaktı.  4 Ocak 1914 tarihli gazetelerde Bingazi’deki hizmetlerinden dolayı zam olunan üç sene kıdemli miralaylığa (albay) ve Balkan Harbindeki fedakârlığına mükâfaten üç sene daha (s. 69) zam ile Mirlivalığa (Tuğgeneral) terfi eden Enver Paşa Harbiye nezaretine tayin edilmiştir, haberi çıktı.  

1908 de Talât onu ileri sürmüştü. Enver düzenli yetişmemiştir. Alay, liva, tümen gibi birliklere sıra ile kumanda etmemiştir. Makedonya’da çete kovalamış Trablus’ta çetebaşılığı yapmış ve Balkan Harbinde Bolayır’da birden bire bir kolorduyu karaya çıkarmak istemiş ve bozulmuştu. Harpte de bir orduya kumanda etmeye kalkarak Sarıkamış bozgununa uğrıyacaktı. Mustafa Kemal bana demişti ki: ”Bu yetişmezlik yüzünden de emir verirken, verdiği emirlerin yapılabilip yapılamayacağını bilemezdi.  

(…) Mustafa Kemal büyük işler görmek isteyen insanlar için sabırlı olmak, boşuna olayları zorlamamak, fırsat kollamak gerektiğini bilirdi. Bu gibi insanlar telâş ve acele ile çıkmazlara saplanmamalıdırlar. Askerlikte çok zaman rütbeleri çok üstün(s. 70) ikinci sınıf kimselerin arkasında kalmayı bilerek başarılar kazanmıştı.

(…) Mustafa Kemal kenara çekilmeği bildi. Ateşemiliterlik görevi ile Sofya’ya gitti. (s. 71)

Birinci Dünya Harbi

Ordu, İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin gene de asıl kuvveti idi. Küçüğü büyüğün üstüne geçiren askerlik dışı “önemli”ler hiyerarşiyi alt üst  ettiği zaman, bir ordu bu disiplinsizliğe nasıl dayanabilir? Nitekim ilk Meşrutiyet yıllarında generaller, yüzbaşıların oynattığı mankenler gibi görünmüştür. (…) Gençleşen ordunun başına Enver geçecekti. Ordunun başına geçen Enver, Harbiye Nazırı Enver Paşa kısa zamanda rejimin başlıca otoritesi olacaktı. Daha o vakit kahramanlık kıskançlığı ordunun, sıtma gibi, sık sık nöbet yapan bir hastalığı idi. (s.75)

(…) Enverci subayların da onun üzerine hikâyeleri vardı. Meselâ Doktor Nazım ve bir nüfuzlu İttihatçı aralarında konuşmakta imişler. Enver Paşa birden bire içeri girince susmuşlar. Başkumandan merakla :

-Her halde bana dair bir şeyden bahsediyorsunuz. Söyleyin bana! Demiş.

-Mustafa Kemal’in niçin terfi ettirilmediğini konuşuyorduk, cevabını vermişler. Enver :

-İşte! demiş ve cebinden Çanakkale kahramanını generallik rütbesine çıkaran tezkeresini göstermiş. Sonra şunu ilâve etmiş:

-Ama biliniz ki onu paşa yapsanız padişah, padişah yapsanız Allah olmak ister. (s. 77)

(…) Mustafa Kemal Sofya’da Fransızcasını ilerletti. Hoca tuttu ve çalıştı. Pek çekici, iyi giyinen, dans eden, içen eğlenen bir erkek güzeli de olduğu için toplantı yıldızları arasında idi. (…) Ömrünün sonuna kadar da böyle kalmıştır. (…) Hırsı ve gururu şüphesiz, hele içtiği vakitler, kırıcı denecek kadar sert ve yalçındı. Ordu ve politikada kendinden üstün gördüğü yoktu. Doğrusu bu da doğru idi.(…) Hiçbir huyu ve davranışı İttihatçı ölçüsüne göre değildi. O devirde Yaşama, ve onun zevklerini yaratan şeyler, kadın, içki, açık eğlence, dans, flört, hepsi ayrı ayrı günahtır. Hiç olmazsa “gizli” olmalıdır. Kimse görmemeli ve duymamalıdır. Mustafa Kemal’in huyu da gizliliği gurur ezici bulması idi. Ahlâkın softaca da halkça da anlaşılma ve zorlama sıkı ve baskısına karşı idi. (s. 79)

İstabul’da Madame Corinne denen bir dulla ilişkileri olmuştur. Sofya’dan ona Fransızca mektuplar yazmıştır. Bu mektuplar aynı zamanda Fransızca exersiseleri sayılabilir Birinde içini şöyle döker: “Kış Sofya’da çetindir. Mevsimin başlıca eğlenceleri elçilikte geçirilen geceler, meslektaşlar arasında küçük toplantılar, bazan da kâğıt oyunları... Beni çok eğlendirmiyen ve hiç hoşuma gitmiyen bir hayat… Umarım ki senin eğlenceleri hiç eksik olmıyan İstanbul’da daha hoş geçen bir hayatın var.” (s.79)

(Falih Rıfkı Atay, Çankaya, BATEŞ, 1984, İstanbul)

 

23.05.2021, Kardelen / Ankara

Mehmet Yavuz AY

                                            

 

 

Yorum Ekle
Yorumlar (4)
Abdullah Aydın | 26.05.2021 21:42
'Genç subaylar rahatsız' söylemlerinin nereden geldiği görülmüş oluyor. Teşekkürler.
Hidayet Çelik | 25.05.2021 13:49
Çankaya kitabını okumadım. Ama o dönemin siyasi, askeri, sosyal ve psikolojik durumunu anlamak için okumam gerektiğini anladım. Emeğin için teşekkür ediyorum. Selamlar
Arif yazıcı | 24.05.2021 13:14
Herkesin bir ideali oluyor. Kimi güçlünun yaninda kimi damat kimi birilerini kullanarak. Çıkarları dogrultusunda ilerliyorlar. Ençok karlı cikanlar her dönemin insanı olup sefa icinde hayat surenler.. Geçmişimiz cok iyi tahlil edip gelecege yön vermemiz gerekiyor.. yazilarinizi devamıni merakla bekliyoruz.
remzi güler | 24.05.2021 06:06
Abi inşallah devamı var herhalde. Yoksa konu yarıda kalacak.