Bedenlerin Tavafında Ramazan
Zaman, karşı konulamaz bir hızla kayıyor ellerimizin arasından. Tanımlaması zor akıntıların içinde sürükleniyoruz.
İnsan ruhu, beden kafesinde yalnız ve huzursuz. Ruhların kalplere değmediği bir çağda yücelme duygularını yitirmiş, âdeta yere çakılmış ‘kalıp insanların’ devindiği bir dünyadayız.
Yeryüzünün sırtında ölü bedenler dolaşıyor. Kadın ya da erkek bedeninde son bulacak yolculuklara ayarlı.
Bedenlerin tavaf edildiği bir çağdayız. Ruhların derin kuyulara zifiri karanlıklara hapsedildiği, ışıkların bedenlere yöneldiği anafor çağında.
Bedenlerin tavafı, ister istemez kusursuzluğu dayatıyor. Tavaf etmek ve edilmek içiçe geçince; bedenler, kaybetme korkusuyla makyajlı, estetik müdahalelerin savunmasız hedefi haline geliyor.
Damızlık erkekler ve kadınlar, sperm bankaları, taşıyıcı annelikler, dondurulmuş yumurtalar… Bilim ve teknolojinin rehberliğinde bir yığın sapkınlık, azgınlık, tatminsizlik. Sınır, kutsal tanımayan arsızlıklar.
Tapılan bedenler… Kötülüğe övgünün, kötülüğü yaşamanın zirve yaptığı zamanlar…
Ruh yalnız, beden hem put hem de saldırı altında, zaman kirletilmiş atıklarla dolu bir nehirken Ramazan geldi.
Çıkın! dedi: Karanlıklardan, alıştığınız kötülüklerden, teslim alınmışlığınızdan, sahteliklerden, yalanlardan, içi boş gösterilerden, kendinizi beğenmişliğinizden, totemleşmenizden, tüm organlarınızla işgal edilmişliğinizden, günahların hayatınızın ayrılmaz parçası olmasından…
Vahiy yeniden geldi:
“Yaratan Rabbinin adına oku.” (…) ” Kerem sahibi Rabbin kalemi/yazıyı öğretti. “
İnsan niçin okumaya/beyana davet edilir?
Zamana ve mekâna izler bırakarak, hayatı nasıl okumalıyız?
Ramazan, dayatılmış zaman kullanımına, mesai biçimine, yemek alışkanlıklarına, uyku düzenine darbeler indirerek kendini hatırlatıyor.
Ruhlar, en çok Ramazan’da huzur buluyor.
Totemleştirilmiş bedenler deli gömleklerinden Ramazan’da kurtuluyor.
Uydurulmuş hayatlardan, yeryüzüyle sınırlı ufuklardan, elde/ayakta/kalpte bukağılardan çekip çıkarıyor Ramazan.
Ruh, beden ve zaman adına Ramazan, öğrenilmiş çaresizlikleri sorgulamayı öğretiyor.

Ruhların gökyüzüyle bağı kuvvetleniyor.
Bedenler, durmaksızın yenilip içilen günlerin ardından dinlenme fırsatı buluyor. Çöplük olmadığını hissediyor.
İftar sofralarının Ramazan’dan intikam aracına dönüşmesi, bedenini yüceltmiş bedenine bağımlı Müslümanın yeniden düşünmesini gerekli kılıyor.
Zaman, ne kadar değerli olduğunu en çok Ramazan’da algılıyor olmalı. Öldürmekle mahkum edilmediğimiz, üzüntü ve utanç duymadığımız tek şey : Zaman.
Evet, bir Rabbimiz var. Kur’an, O’nun adına okumamız uyarısında bulunuyor. Gerçekliklerin gölgesinden çıkıp hakikatin aydınlığına davet ediliyoruz.
Kalemi/yazıyı öğrettiğini beyan buyuruyor.
İnsan olduğumuzu, önemli özelliklerle donatıldığımızı, düşünme, ayırt etme yeteneklerine sahip olduğumuzu kutlu Kitabımızın ilk inen âyetlerinde dikkatimize sunuyor.
Ramazan ve vahiy hayatımıza her yıl, yeniden düşünme, temizlenme, beşerlikten insan olmaya yürüme fırsatları sunuyor.
Modern zamanlar beden hükümranlığını oruç kırıyor. Her tutku, bağımlılık ve zaafın köleliğe dönüşeceğini hatırlatıyor.
Ramazan kendi gündemi ve kendi anlayışıyla, kendi mantığı ve kendi araçlarıyla hayatımıza müdahalede bulunuyor. Tefekkür etmemizi istiyor.
Orucun yalnız kendisi için olduğunu belirten Yüce Yaratıcı’nın mesajı üzerine uzun uzun düşünmemiz gerekiyor.
Sadece O’na ait Ramazan’ın rahmet, merhamet ve kurtuluş ikliminden pay almak, ‘İnsan ve Müslüman kalmak’ için çabalayanlara ne mutlu.
Ramazan tutsun bizi…
02.06.2019, Kardelen/Ankara
Yorumlar
7