metrika yandex
  • $19.03
  • 20.81
  • GA0

Futboldan Daha Fazlası: Dünya Kupası Katar 2022

Yasin Aktay

11.01.2023

 

“Futbol için Katar’a gelenler, şehrin görülebilen yerlerinde ‘Her iyilik bir sadakadır’, ‘Yarım hurma bile olsa kendinizi (sadakayla) ateşten koruyun, o da yoksa güzel bir söz söyleyin’, ‘Merhamet etmeyene merhamet edilmez’ gibi hadis-i şeriflerin ince mesajlarını gördüler.”

“Futbolda kazanmak her alanda kazanmak anlamına gelmiyor elbet, belki bu kazanç gerçek ilişkilerdeki çarpıklığı yok etmez de ama iki yüzyıldır sürekli incinen bir onurun tamirinde, uyuyan bir bilincin uyanışında önemli bir etkisi olduğu çok açık.”

Futbolun hiçbir zaman futboldan ibaret olmadığını biliyoruz. Oyun boyutuyla, ortaya konulan performansıyla kendi iç dinamiği, grameri, kuralları ve gerçekleştirimi var elbet. Neticede “iyi olan kazansın” dediğimizde bile biraz da oyunun kendisinin, oynayanlardan bağımsız olarak, kazanmasını peşinen kabulleniyoruz kalitesiyle, güzelliğiyle, performansıyla oyunun. Ne var ki futbol sadece futbol olarak kalmayınca oyun da sadece oyun olarak kalmıyor.

Futbol bütün bir şehir halkını, sonra ülke halkını oyunun içine çeken yanıyla siyasallaşmadan kalması mümkün değil ki, bir noktadan sonra bu özelliği keşfedilerek birlik, beraberlik, bütünlük için bir vesile olarak değerlendirilmekten geri durmamıştır. 21. yüzyılda futbol her kademede, dünya gerçekleri nereye akarsa aksın, bütün unsurlarıyla paralel bir evren oluşturacak şekilde bambaşka bir âlem biçiminde yaşanıyor. Sevinçleri, hüzünleri, dostlukları, düşmanlıkları için kendi sebepleri kendi dinamikleri olan bir âlem.

Yine de bu âlemin ilk ortaya çıkış sebeplerinin siyasal olduğunu unutmamak gerekiyor. Kimi onu kitlelerini oyalamak için kullanmak istedi, kimi toplumu birleştirecek bir harç, kimi kendini başkalarından ayıracak bir kimlik sınırı olarak. Her ne için kullanıldıysa, kullananlar sahneden çekilse de futbol kaldı ve neticesinde futbolun bir oyun olarak özerk varlığı daha da kazandı. Uzun ve çetrefil bir hikâye tabi…

2022 Dünya Kupası

Katar’da düzenlenen dünya kupası maçları dolayısıyla futbolun siyasallaşmasının farklı bir örneğini de yaşadık. Aslında dünya kupası tam da savaşlardan, çatışmalardan, birbirine yabancılaşmadan, mesafelerden mustarip dünyamıza bir barış ve tanışma vesilesi olarak düşünülmüş devasa bir organizasyon. Bu organizasyonla dünya halkları başka hiçbir vesileyle olmayacak kadar birbiriyle tanışma fırsatı buldu. Tabii birbirlerine karşı mevcut dostluklarını ve husumetlerini sergileme imkânı da yakalanıyor ama futbolun bunu centilmence gerçekleştirme yolu olarak her durumda barışa, tanışmaya, kaynaşmaya vesile olarak düşünülüyor.

Kasım ve Aralık aylarında oynanan 2022 Dünya Kupası’nın bir özelliği ilk defa bir İslâm ülkesinin ev sahipliğinde gerçekleşmesi. 2010 yılında alınan bu karar dolayısıyla Katar 12 yıldır inanılmaz bir hazırlık yaptı. Dünya kupası organizasyonu için Katar’ın şehir altyapısı bu süre içinde âdeta yeniden inşa edildi. Dünyaya mahcup olmamak, bu işi yüzünün akıyla gerçekleştirmek üzere çok titiz bir çalışma yürütüldü. Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamed Al-Sani dünya kupasını dünyanın Katar’ı tanıması için bir fırsat şeklinde değerlendirdiklerini söyledi.

Ancak kendisini tanıtma konusunda sergilemeye çalıştığı bu büyük çabaya karşılık Katar’ı tanımaya karşı büyük bir direncin olduğu da görüldü. Muhtemelen şimdiye kadar hiçbir dünya kupası için sergilenmemiş bir eleştiriyle, kampanya boyutuna varmış bir saldırıyla karşı karşıya kaldı Katar. Başlarda aşırı sıcaklar, Katar’ın iklim ve coğrafya dolayısıyla kupaya ev sahipliği yapmasının zorluğu üzerinde yoğunlaşmıştı eleştiriler. Ardından ise bütün o bahane eleştirilerin ardındaki asıl niyet ortaya konuldu. Asıl niyet dünya kupasının bir Müslüman ülkede oynanmasının uygun olmadığının düşünülmesi. Belli ki onlara göre Müslüman ülkeler kupa yarışlarına katılabilir ama ona ev sahipliği yapamazlar.

Katar’ın dünya kupası Elçisi Halid Salman’ın bir vesileyle eşcinselliği “zihinde hasar” olarak nitelendirmesi onlara âdeta aradıkları bahaneyi vermiş gibi. Topyekûn saldırmaya başladılar. Sanırsınız bir futbol turnuvası değil de cinsel kimliklerin yarışacağı bir festival söz konusu. Futbol sadece futboldan ibaret değil derken genellikle siyasetle olan ilgi kastedilir ama burada LGBT faktörünün sahaya şimdiye kadar hiç de aşina olmadığımız kadar fütursuzca bir dalışı gündeme geldi.

Bu sözler üzerine Katar’ın ev sahipliği yapmasına karşı tetiklenen kampanyada ifade edilen sözler tipik oryantalist söylemler ve dünya kupasının baştan beri düşünülen, hedeflenen iddialarını boşa çıkaracak türdendi. Dünya kupası dünya halklarını birbiriyle tanıştırma işlevini yerine getirecekse bunu icra edileceği ülkelere belli bir hayat tarzının emperyalist bir buyurganlıkla dayatarak yapması beklenmez.

Oynandığı ülkeyi kendine göre fetheden, hatta işgal eden bir yaklaşım yerine oranın kültürüne misafir olduğu bilinciyle hareket etmeli. Kendi hayat tarzını her yerde hiçbir zorlukla karşılaşmadan yaşayabileceği beklentisi bir kültürel tanışma değil kendi kültürünü başkalarına emperyalistçe dayatmaktan farksızdır. Belki birileri dünya kupasında kendi kültürleri için böyle bir fırsat görmek isteyebilir ama bu turnuvanın yazılı sözleşmesinde bulunan bir şey değil. Futbol sadece futboldan ibaret bir şey değil elbet ama her şeyin mümkün olduğu bir alan da değildir. Hem sahada oynayanları için hem de saha dışından seyredenler için çok açık, net, keskin kuralları vardır. Sahaya dışarıdan yabancı cisim atılamaz…

Dünya kupasının Katar’da, yani bir İslâm ülkesinde düzenlenmesinden dolayı futbolun buraya belli bir kültürü getirmesindense (ki elbette işin tabiatı gereği kendiliğinden bir şeyler getiriyordur zaten ama ondan önce) dünya futbol camiasının bu ülkeden bir şeyler görmeye, duymaya, öğrenmeye hazır olması gerekiyordu aslında. Aksi durumda dünya kupası tek taraflı bir kültür emperyalizminin aygıtı olarak çalışır ve bu eleştirileri yapanlar bu emperyalizmin birer ajanı konumuna yükselirler.

Katar’a giden orada Katar’ı gördü, bir İslâm ülkesini bütün kültürüyle, değerleriyle, hassasiyetleriyle görme fırsatı yakaladı. Gidip orada herkes kendini bulmadı, ötekini bulmaya açık olması gerekiyordu, değilse, futbolun dünya kupası uygulamasından umulan hiçbir fayda hâsıl olmaz.

Futbol için Katar’a gelenler, şehrin görülebilen yerlerinde “Her iyilik bir sadakadır”, “Yarım hurma bile olsa kendinizi (sadakayla) ateşten koruyun, o da yoksa güzel bir söz söyleyin”, “Merhamet etmeyene merhamet edilmez” gibi hadis-i şeriflerin ince mesajlarını gördüler. Futbol sektörüne eşlik eden başka iktidar ilişkileri, savurganlık, entrikalara dair eleştirel borcu unutmadan elbette, bu kadarlık bir kültürel karşılaşmanın bile hazmedilememesi ve bunun nasıl bir soruna delalet ettiği üzerinde durulmalı.

Futbol Sadece Futboldan İbaret Değil

Katar’ın bu vesileyi dünyaya her yönüyle ayak uydurmak yerine kendini tanıtmanın bir fırsatı olarak değerlendirmesi de işin doğasına uygundu. Katar’daki 2022 Dünya Kupası geçmiş bütün kupalara nazaran birçok açıdan ciddi bir fark ortaya koydu. Tabii sahada oynanan oyunların dışında kupaya eşlik eden ortamlarla, tartışmalarla ve bir turnuvanın gerçekleştiği festivalin sosyal ortamıyla. Futbolun sadece futboldan ibaret olmadığını her vesileyle hatırlatan unutulmayacak anlar Katar dünya kupasının özel anları olarak hafızalara kaydoldu.

Katar’ın kupaya ev sahipliği yapmasına karşı çok önceden başlatılmış olan karalama kampanyaları kupa tarihinin yaklaştığı tarihe doğru büyük bir tırmanışa geçmişti. Aslında kupaya ev sahipliği de her zaman bir diplomasi ve karşı diplomasinin parçasıdır. Dost düşman bu olayda da safını düşmanlık ölçüsüne göre alıyor. Katar’ın coğrafi büyüklüğüyle orantısız iddiası karşısında ona karşı argüman ileri sürmek bazılarına daha kolay geldi. Hele diğer Arap ülkelerine göre İslâmî ilkelere daha tutarlı bağlılığı karşısında da onu köşeye sıkıştıracak hamleler için en ucuz yollara tevessül edildi. Ama bunların hepsini Katar’ın karşılama ve yönetme tarzı her şeyden önce Müslümanlar açısından turnuvanın en göz dolduran en değerli skorları arasında yer aldı.

Futbol turnuvalarına Batı’nın ölçüsüzce hazcı sefahatinin eşlik etmesi zorunluymuş gibi yapılmak istenen dayatmaya karşı Katar çok olgun ve tavizsiz bir duruş sergiledi. Hiçbir aşağılık kompleksine girmeksizin bunların futbolla alakası olmadığını ve Katar’a gelmek isteyenin buradaki kurallara uymayı da göze alması gerektiği ifade edildi. Sonuçta ilk günlerde sergilenen bazı tartışmalar kısa zamanda ev sahibi ülkenin kurallarına uyulmasıyla tatlıya bağlandı. Bir daha da kimse o görüntülere şahit olmadı. LGBT şovlarının veya uluorta içki ve taşkınlık görüntülerinin eksik olması kupanın kalitesinden hiçbir şey azaltmadığı gibi bilakis bütün dikkatlerin futbola odaklanmasını daha fazla sağladı. Çok daha nezih, çok daha kaliteli bir turnuvanın gerçekleştiğine dair konsensüs düzeyinde bir izlenim oluşmuş durumda. Bu yolla aslında futbol için de farklı bir katılımın, futbolu başka şehvetlere meze kılmamanın mümkün olduğu ortaya konuldu.

Katar Dışişleri Bakanı Muhammed bin Abdul Rahman Al Thani Washington Post’ta yayınlanan bir mülakatında dünya kupasını izlemeye gelen çok çeşitli taraftarlar nedeniyle şimdiye kadarki en kapsamlı turnuvaya ev sahipliği yaptıklarını ama buna rağmen benzeri görülmemiş bir saldırıya maruz kaldıklarını söyledi. Bazı medya kuruluşlarının Katar’a yönelik davranışlarının olumsuz ve hayal kırıklığı yarattığını da söyleyen bakan yine de Katar için en iyi ödülün taraftarların dünya kupasından keyif alma şekli olduğunu da sözlerine ekledi.

Aslında ilk maçtan final maçının oynandığı, kupanın sahibini bulduğu aşamaya kadar ev sahipliğinde kaydedilen başarının büyüğü Katar’ın bu vesileyle kendi kültürel farkını ortaya koyma performansında yatıyor. Ülkesine gelenlere söyleyeceği bir şeyler vardı Katar’ın. Söyleyeceğini de söyledi ama sözün büyüğü, güzelliğin güzelliği yine futbolcuların, takımların ortaya koyduğu farkla ortaya çıktı.

İlk başta Katar’ın izin vermediği LGBT şovlarına karşı hareketin başını çeken Almanya’nın futbolda hiçbir performans ortaya koyamaması ve daha ilk turda elenmesi belki sadece futbolunun kalitesiyle ilgilidir ama uyandırdığı duygular bambaşka oldu. Buna karşılık turnuvada kazanan takımın oyuncularının sevinçlerini aileleriyle, anneleriyle, eşleriyle paylaşma şekilleri, aile adına muhteşem bir zaferin de ifadesi oldu.

Fas Millî Takımı’nın yıldızı Sofiane Boufal’ın, Portekiz’e karşı galibiyetten sonra sevincini basit bir Fas cellabası giyen annesiyle tüm dünyanın önünde dans ederek paylaşmasının anlamı, samimiyeti, sıcaklığı bütün dünyaya çok şeyler söyledi. Boufal’dan önce de Eşref Hakimi’nin Belçika maçından sonra annesini öptüğü görüntü dünya kupasının ilk gününde aynı şekilde gündem olmuştu.

Başta Suudi Arabistanlı ve Tunuslu oyuncuların, daha sonra Fas Millî Takımı’nın güçlü rakiplerine karşı kazandıkları her maçtan sonra kapandıkları secde giderek dünya kupası jargonunda yerini bulan önemli bir deyim üretti: Secde edenler (Sacidun). Kazananların, şımarıklık ve kibre kapılmak yerine şükranlarını Allah’a bu şekilde ifade etmeleri insanlık adına unutulan, insana en çok yakışan bir güzelliğin keşfi gibi.

Fas Millî Takımı’nın başarılarıyla birlikte yeni deyimler ve semboller de sahneye girdi. “Dîru’n-Niyye” deyimi, yani “niyet edin, elinizden gelen bütün çabayı sarf edin sonra Allah’a tevekkül edin” anlamına gelen bir Mağrib deyimi. Faslıların dilinden düşmeyen bu deyim şimdi bütün yorumcuların üzerinde durduğu bir duygu ve anlam dünyasını gündeme getirdi.

Bu turnuvada öne çıkan başka bir görüntü de bütün Arap takımlarının başarılarına Filistin’i de ortak etmeleri. Filistin davası başka hiçbir vesileyle dünya gündemine bu kadar güçlü bir biçimde ifade edilmemiştir desek yeridir. Genellikle insanı kendinden geçiren, kendini kaybettiren yanıyla öne çıkan eğlencenin pekâlâ kendine dönmesine vesile olabileceğini de gösteren görüntüler bunlar.

Katar Emiri’nin özellikle Arap takımlarının oynadığı bütün maçlara bizzat katılması ve o takımların bayraklarını taşıyarak verdiği desteğin futbol diplomasisi açısından apayrı sonuçları olduğu da çok konuşulacak gibi. Dünya kupasına ev sahipliği yapan ilk İslâm ülkesi konumuyla İslâm dünyasında çok özel ve farklı bir konum kazandığı da herkesin gördüğü bir gerçek.

Katar ve Şu Mağripli Çocukların Yaptığı

Fas ve Fransa arasında yarı finalin ikinci maçı oynandı. Kazanan Fransa Arjantin-Hırvatistan maçının kazananı Arjantin’le 18 Aralık pazar günü, yani Katar’ın Millî Günü’nde finali oynadı. Kazananın Fas olmasını umduk tabii, böyle olduğu takdirde anlamı da duygusal ve manevi etkisi de çok büyük olacaktı. Ama kazanamadı buna rağmen yarı finale kadar yükselmiş ilk Afrika takımı olarak bu kupanın gerçek sürprizi olmayı başararak bütün Afrika, Arap ve İslâm dünyasını bir duygu ve heyecanda birleştirdi. Hakan Albayrak’ın söylediği kadar var, bütün İslâm dünyasında herkes onu Muhammed Ali’yi izler gibi izledi.

Futbolda kazanmak her alanda kazanmak anlamına gelmiyor elbet, belki bu kazanç gerçek ilişkilerdeki çarpıklığı yok etmez de ama iki yüzyıldır sürekli incinen bir onurun tamirinde, uyuyan bir bilincin uyanışında önemli bir etkisi olduğu çok açık. Katar’da 12 yıldır hazırlığı yapılan dünya kupası organizasyonunun son iki gününe vardık. Üçüncülük için Fas ve Hırvatistan arasında oynanan maçı seyrettik, Arjantin ve Fransa arasında oynanan final maçıyla müsabakalar bitti.

Katar’da uzun zamandır herkesin gündeminde en önemli konu dünya kupası idi. Bu organizasyon için Katar’ın bütün yerleşim yerlerinin altyapısı baştan sona yenilendi, yepyeni şehirler oluştu. Dünyaya açık, küresel bir şehir olmak için gerekli bütün düzenlemeler yapılırken aynı zamanda Katar kendi inançlarını, değerlerini en iyi şekilde temsil etme misyonunu hiçbir şekilde unutmadı, ihmal etmedi. Allah’ın verdiği doğal kaynaklara dayalı büyük zenginliğin bölgedeki diğer ülkelerin insanında yaptığı etki, Katar yöneticileri veya halkında aynı şekilde görülmedi.

Katar dünyada insani yardım konusunda da en önde gelen ülkeler arasında oldu. Dünyanın her yanında mazlumların ve mağdurların arasında yer aldı. Suriye, Afganistan, Yemen, Myanmar, Sudan, Keşmir gibi ülkelerde Katar’ın sivil veya hükûmet organizasyonları yetimlere, mağdurlara acil veya kalıcı yardım anlamında büyük kaynaklar tahsis ettiler, ediyorlar. Baştan beri söylüyoruz dünyanın en zengin ülkesi olmayan Türkiye insani yardım konusunda millî gelire oranla dünyanın ilk ülkesi oldu yıllarca. Bu konuda yanında onunla âdeta hayırda yarışan en önde gelen ülke yine Katar oldu.

Katar’ın önceki ve şimdiki emirleri, kendilerine bahşedilmiş millî servetleri kişisel servetleri hâline getirmeden ülkelerini en iyi temsil edecek ve geliştirecek şekilde kullanıyorlar. Bu çok net olarak görülüyor. Ülkede vatandaşların yöneticilerine yönelik razıları ve memnuniyetleri çok yüksek seviyede.

Katar dünya kupası için yapılan organizasyonların altyapı inşaatlarını ve hizmetlerini bile çok sayıda ülkeye delege ederek birçok ülkenin insanına kaynak aktardı. Bu sayede birçok ülkeyi sürece kattı. Bu ülkelerin başında elbette Türkiye geliyordu ancak Mısır’dan, Bangladeş’e, Hindistan’dan Pakistan’a, Tunus’tan Cezayir ve Fas’a kadar birçok ülkeden insan bu organizasyonun şu veya bu noktasında yer aldı.

Birçok kişi dünya kupası için harcanan paranın büyüklüğünü israfın büyüklüğü gibi görse ve gösterse de bu harcamalar karşısında elde ülke adına ulaşılan marka değeri, etkinlik ve verimlilik yapılan harcamaların israf boyutu hakkında konuşulmasını boşa çıkarıyor. Böylece dünya kupası organizasyonu Katar tarafından olabilecek en iyi şekilde ülkenin kalitesi ve etkinliğinin geliştirilmesi doğrultusunda çok iyi bir fırsat olarak değerlendirildi.  Üstelik bunu yaparken kendi kimliğini, geleneksel ve İslâmî değerlerini bir kenara atmadan, bilakis daha da yücelterek yapmış olması Katar’a ayrı bir özgünlük katıyor. Paranın herkesi aynı şekilde bozup şımartmadığını, para ve iktidar karşısında bile insanların kendi farklarını ortaya koyma konusunda bir fırsata sahip olduklarını gösteren bir örnek olmuştur Katar. Böylece dünya kupasının daha ilk turunda futbol millî takımı elense de bu organizasyondan tartışmasız en büyük kazananının Katar olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

Ancak kuşkusuz bu süreçte Fas millî takımının da oynadığı rol üzerinde çokça konuşulmayı hak ediyor. Sevgili dostumuz Hakan Albayrak’ın yıllar önce yaptığı kehanet “şu mağripli çocuklar” diye başlıyordu ya. İlk bakışta Batılı hayat tarzını benimsemiş ve kimliğini unutmuş gibi görünen “şu mağripli çocuklar”ın uyanmak, uyandırmak ve tarih sahnesine geri dönmek için küçük bir işaret beklediklerini gördük tekrar. Yarı finale çıkabilmiş ilk Afrika ve Arap takımı olarak yarı finalde Fransa’ya elenmiş, üçüncülük maçında Hırvatistan’a yenilmiş olsa da yapacağını yapmış, kazanacağını kazanmıştır.

Sadece Arapların değil bütün İslâm dünyasının gönülleri arasında bir trafik oluşturarak birleştiren Fas aslında böylece İslâm dünyasının bir asırlık beklentilerinin içerdiği manyetik cazibeyi de tekrar canlandırdı. Aslında 2002 Dünya Kupası’nda üçüncülük elde eden Türkiye’ye yönelen bütün İslâm dünyasının coşkulu, gururlu ilgisinin bir tekrarıydı. Bu ilgi, Türkiye’nin başka alanlarda gösterdiği başarılarda da heyecanlı teveccühle kendini tekrarlıyor.

(Bu yazı UMRAN Dergisi -Ocak 2023 – 341. sayısında yayımlanmıştır.)
Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş
Çok okunan haberler
Çok okunan yazılar