Aşağı yukarı aynı dönemde olan 3 vakayı sizinle paylaşacağım:
Bu haberleri alt alta sıralayarak baktığımızda şu çağın “özgürlük” dediği şeyin ne kadar iğrenç ve lanet alan olduğunu izaha gerek kalmadan anlayabiliyoruz. Benim dikkatimi çeken başka bir şey daha var. O da her hal ve şartta prim yapan hep bu tipler oluyor. Yani bildiğin “kazan-kazan” oynuyorlar.
İnsanların tüm uyarılarına rağmen etleriyle şöhret olurlar. Onları eleştirenlere de “size ne!, beğenmiyorsanız izlemeyin!, aklınız fikriniz hep cinsellikte zaten! Biz sadece arkadaşız!” gibi efelenmelerle çemkirirler. Bu sayede “özgürlük” sancağının cefakâr taşıyıcıları olarak “yobazların korkulu rüyası” rolünü harika oynarlar. Ama buz dağının görünmeyen yüzünde nelerin döndüğünü hepimiz biliriz. Fatura her zaman erkek egemen olduğu iddia edilen topluma ve adam gibi erkeklere kesilir; onlara lanet edilir ve kadınların özgülüğünün bu şekilde elde edileceği safsatalarıyla cepler doldurulur. Asıl dolan cep ise bu sloganları attıran erkek patronlardır. Lakin onlar perdenin arkasında kalmayı tercih eder her zaman.
Zaman böylece akar, artık şöhretin zirvesine ulaşılmıştır. “Çağdaşlık” denen öğütücü, özgürleştirecek yeni kadınlar aramaya başlarken boşta kalan “güçlü kadın” sancağını kapmaya çalışır bizim özgür kız. Birkaç yıl önce “size ne özgürüm!” diyen cefakâr savaşçı, şimdi de “zamanında çok çektim, bana neler neler yaptılar, tacizler yaşadım” diyerek mağdurum da mağdurum rolünü kapıverir. Artık kızımız, yine erkek egemen olduğu iddia edilen topluma karşı dimdik durmuş ve yıkılmamış güçlü kadındır. Alkışlar coşar, primler toplanır, cepler yine dolar. Ve yine perde arkasında bunları söyleten erkek patron kıs kıs gülerken asıl parsayı o kapar.
Asıl erkek patronun işi hep bu olmuştur. Kadınları coşturur, erkekleri sindirir, topluma sövdürür, kültürü öldürür, hâkimiyetini arttırır, cebini doldurur... Suçlu hep erkek, aile, toplum, din, ahlak ve kültürdür. Mağdur hep kadın, özgürlük ve çağdaşlıktır.
Jeffrey Epstein asıl erkek patronlardan birisi işte. “Kadın özgürlüğü” diyerek böğüren nice zengin ve şöhret sahibi insana arka planda binlerce küçücük kızı teslim eden iğrenç varlıklardır bu patronlar. İşte bu asıl patronlar “kazan-kazan” oyununu oynatmaya devam ediyor. Biz de “kızlarımızı rahat bırakın, herkes istediğini yapsın işte yhaaa” demeye devam edelim.
Aşağı yukarı aynı dönemde olan 3 vakayı sizinle paylaşacağım:
Bu haberleri alt alta sıralayarak baktığımızda şu çağın “özgürlük” dediği şeyin ne kadar iğrenç ve lanet alan olduğunu izaha gerek kalmadan anlayabiliyoruz. Benim dikkatimi çeken başka bir şey daha var. O da her hal ve şartta prim yapan hep bu tipler oluyor. Yani bildiğin “kazan-kazan” oynuyorlar.
İnsanların tüm uyarılarına rağmen etleriyle şöhret olurlar. Onları eleştirenlere de “size ne!, beğenmiyorsanız izlemeyin!, aklınız fikriniz hep cinsellikte zaten! Biz sadece arkadaşız!” gibi efelenmelerle çemkirirler. Bu sayede “özgürlük” sancağının cefakâr taşıyıcıları olarak “yobazların korkulu rüyası” rolünü harika oynarlar. Ama buz dağının görünmeyen yüzünde nelerin döndüğünü hepimiz biliriz. Fatura her zaman erkek egemen olduğu iddia edilen topluma ve adam gibi erkeklere kesilir; onlara lanet edilir ve kadınların özgülüğünün bu şekilde elde edileceği safsatalarıyla cepler doldurulur. Asıl dolan cep ise bu sloganları attıran erkek patronlardır. Lakin onlar perdenin arkasında kalmayı tercih eder her zaman.
Zaman böylece akar, artık şöhretin zirvesine ulaşılmıştır. “Çağdaşlık” denen öğütücü, özgürleştirecek yeni kadınlar aramaya başlarken boşta kalan “güçlü kadın” sancağını kapmaya çalışır bizim özgür kız. Birkaç yıl önce “size ne özgürüm!” diyen cefakâr savaşçı, şimdi de “zamanında çok çektim, bana neler neler yaptılar, tacizler yaşadım” diyerek mağdurum da mağdurum rolünü kapıverir. Artık kızımız, yine erkek egemen olduğu iddia edilen topluma karşı dimdik durmuş ve yıkılmamış güçlü kadındır. Alkışlar coşar, primler toplanır, cepler yine dolar. Ve yine perde arkasında bunları söyleten erkek patron kıs kıs gülerken asıl parsayı o kapar.
Asıl erkek patronun işi hep bu olmuştur. Kadınları coşturur, erkekleri sindirir, topluma sövdürür, kültürü öldürür, hâkimiyetini arttırır, cebini doldurur... Suçlu hep erkek, aile, toplum, din, ahlak ve kültürdür. Mağdur hep kadın, özgürlük ve çağdaşlıktır.
Jeffrey Epstein asıl erkek patronlardan birisi işte. “Kadın özgürlüğü” diyerek böğüren nice zengin ve şöhret sahibi insana arka planda binlerce küçücük kızı teslim eden iğrenç varlıklardır bu patronlar. İşte bu asıl patronlar “kazan-kazan” oyununu oynatmaya devam ediyor. Biz de “kızlarımızı rahat bırakın, herkes istediğini yapsın işte yhaaa” demeye devam edelim.
Hayır ve Şer|Mukaddes Özkan
21.06.2026
İlkel “komünal” toplum|Vahdettin İnce
21.06.2026
Sait Çamlıca ile Derkenar
14.06.2026
Amerika Kaybetti / Mehmet Taşdöğen
26.06.2026
bırak da olsun be dost! MUSTAFA AKMEŞE 10.07.2026
AMERİKA, NATO VE TÜRKİYE YUSUF YAVUZYILMAZ 11.07.2026
TEBDİL-İ MEKÂNDA FERAHLIK VARDIR! AYTEN DURMUŞ 10.07.2026
Dindarların Çelişkileri YUSUF YAVUZYILMAZ 13.06.2026
İnsan, Ahlak ve Siyaset YUSUF YAVUZYILMAZ 21.06.2026
BOSNA GÜNLÜKLERİ - 7 ÜSTÜN BOL 19.06.2026
Bireyselleştikçe Tükenen Vefa AHMET GÜRBÜZ 15.06.2026