metrika yandex

Ensest meselesi

23.06.2020
Abbas PİRİMOĞLU

Bazı çokbilmişler  “ya maymun ya Ensest” diyerek bizi zor bir ikilemde bıraktıklarını sanırlar. Kastettiklerinin insanın türeyişi olduğu bellidir. “Eğer evrimi kabul etmeyecek olursanız ensest gibi kara bir lekeyi kabul etmekten başka yolunuz kalmaz” demeye getirirler.

Aslında sundukları alternatifin her iki cephesi de insan onuru ile ilgili reddiyeyi beraberinde getirir. Lakin onlar bunu göremezler. Ya insanın özel bir varlık olduğundan vazgeçip maymundan türediğini kabul edeceğiz ya da Âdem ve Havva kıssasını kabul ederek ensest ilişkiler vasıtasıyla çoğaldığımızı zımnen kabulleneceğiz.

Kırk satır mı kırk katır mı hesabı...

Gerçi türeme konusunda müfessirlerin cevapları yok değil. Her peygambere tarihsel ve toplumsal şartlara uygun şeriatlar gönderildiği; Âdem zamanında evliliklerin ayrı ayrı batından doğan kız ve erkekler arasında yapıldığı gibi... Buna göre her batında biri erkek diğeri kız olmak üzere ikiz çocuk dünyaya gelir ve evlilikler farklı batınlar arasında çaprazlama olarak yapılır.

Dolayısıyla şeraitin ve şeriatın müsaade ettiği şartlarda ensestten söz etmek mümkün değildir. Değildir, çünkü yasanın kaynağı Allah’dır.

Günümüzde ise bazı din bilginleri  “Allah’ın kudretinin birden fazla Âdem ve Havva yaratmaya yeteceği”  cevabı ile işin içinden sıyrılmayı denerler. Buna göre gerek Âdem ve gerekse Havva çok sayıda yaratılmış olup sorun daha doğmadan halledilmiştir. Zira Allah buna muktedirdir.

Kısacası şişin de kaygısını taşırlar kebabın da...

Ben burada, “ensest” kavramı üzerinde yoğunlaşarak,  konuya “ ensest nedir ve kökenleri nelerdir?” sorularının zaviyesinden yaklaşmayı amaçladığımı peşinen söylemeyi gerekli buluyorum.

Emile Durkheim tarafından kaleme alınan ve “Ensest Yasağı ve Kökenleri” ismi ile dilimize çevrilen yapıta göre egzogami-dışevlilik- kuralı klan üyeleri arasında geçerlidir. Yani aynı klana mensup kadın ve erkekler evlenemezler. (Pinhan Yay. 2019.Sf: 7) İlk aile türü olduğu söylenen klanlar nüfusu arttıkça bölünür ve ayrılırlar. Bu alt klanlar ayrı ayrı kimliklerini korumalarına rağmen tek bir birim olarak kabul edilirler ki buna da fratri denilmektedir(Sf:11)

İşte bu bölünme üzerine egzogami yasağında değişikliklerin olduğu görülmektedir.  Diyelim ki bir asli klandan “A”,”B” ve ”C” olmak üzere üç ikincil klan oluşsun.  Her üçünde de kişiler kendi klanından birisi ile evlenemezler. Çünkü “A”, “B” ve “C” ikincil klanlarının her biri için egzogami kuralı bulunmaktadır.

Bu meyanda “B” klanı üyeleri ne “A” ve ne de “C” klanı ile evlenebilir. Çünkü “B” klanı “A” klanından doğmuş, “C” klanını doğurmuştur. Bu klan ancak bir başka asli klandan birisi ile evlenebilir.

Buna mukabil “A” ve “C” ikincil klanları ise birbirleri ile evlenebilirler.(Sf:12-13)

Dikkat edileceği üzere Emile Durkheim tarafından ortaya konulan bu tespit müfessirlerimizce bulunan çözüme son derece benzemektedir. Bir batından doğanların ancak başka bir batından doğan ile birleşebileceklerine dair yapılan izahat Durkheim’in çalışmalarındaki ulaştığı sonuçları anımsatmaktadır. Klanların sayısı artınca kural buna göre değişmektedir.

Peki, bu egzogaminin yani dış evliliğin kökeni nedir?

Durkheim bunu toplumların dini inançlarında bulur ve bunu tabu olarak vasıflandırır(sf: 45) Kuralın sebebini ise saçma önyargı olarak niteler(Sf:64) ve çağdaş ahlak anlayışında yerleşmiş olan bu kuralın insanlığın kurtulmuş olduğu bu saçma önyargıdan neşet ettiğini dile getirir. Günümüzde sadece ataların evlatlarla ve kardeşlerin birbiri ile arasındaki evliliklerin yasaklanmasının bir evrimle bugünkü durumuna geldiğini ifade eder.(Sf:64)

 Durkheim tarafından işaret edilen “din” ve saçma olarak nitelediği “tabu”dan kastının vahye dayanan din olmadığı,  totem anlayışının doğurduğu evhamlardan kaynaklandığı kendisinin izahatları ile sabittir.

Evvela her klanın bir totemi vardır. Totem bitki veya hayvan olarak seçilebilir. Lakin kabul edilmiş olan totem hem klanın üyelerinin hem de totemleşmiş türün çıktığı ata, mitsel varlıktır  (sf:57)

Fakat aynı totemin taşıyıcısı olan iki kişi arasındaki birleşme neden tiksinti uyandırmaktadır?

Bunu sebebi totem anlayışında yatmaktadır. Totem, diyelim ki kurbağa yahut maydanoz totemi, klanın her bireyinde vücut bulur; o bir ata ve tanrıdır; dolayısıyla ibadet nesnesidir. Bu vesileyle klanın üyelerinin her birerinde tanrı bulunur ve bu tanrı kanda ikamet eder; kan tanrısaldır, aktığı zaman yayılan tanrıdır. Bu sebeple ki kan ve kanı ilgilendiren her şey tabudur.

Nasıl totem ile ilgili bitki veya hayvan yenilmezse kan da aynı yasaklamaya tabidir.

Kadınlar ile ilgili ise iki önemli husus vardır. İlki klanın devamı kadın ile sürmektedir. Yani soyu belirleyen annedir. İkincisi ise kadınlara özgü adet kanaması hadisesidir.

Yani kan... Yani tabu... Hem aileyi birleştiren hem de kadından dökülen “kan”dır tabu olan. Bu nedenle kadına dokunulmaz hatta erkekler bastığı toprağa basmaz, ilgili dönemlerinde kullandığı tas tabak kullanılmaz, kırılarak toprağa gömülür.

Ona ancak bir başka totemin mensubu olan erkek yaklaşabilir.

Böylece iki hissiyat yani yüceltme ve tiksinti kendisini kadın üzerinden gösterir(Sf:63)

Oysa ilk Yahudilerde, kadim Araplarda, Fenikelilerde kimi Slav toplumlarında ve Eski Mısır’da aynı babadan olan erkeğin kız kardeşi ile hatta Medlerde ve Perslerde baba ile kızın evlenmesinin yasak olmamasını Durkheim totem inancının olmamasına bağlar(Sf:44-45)

Görüleceği üzere totem inancında kadının sürekli “kanlı” belirtilerin oluşması onu tabu haline getirmiştir.

Konumuza dönülecek olursa Âdem ile Havva anamızdan türediğimize dair şeriat kaideleri o günün şartlarına göre bildirilmiştir.

İlkel kabileler üzerindeki yapılan araştırmalar neticesi klan içerisindeki alt klanlar arasında uygulanan evlilik şekilleri müfessirlerin izahlarını anımsatmaktadır.

Yani köken itibariyle yasak, dine/şeriata/yasaya dayanmaktadır. Bu konuda Durkheim haklıdır.

Lakin onun araştırmaları neticesi ulaşmış olduğu “din”, aslından koparak değiştirilmiş olan dindir.

Yani: zaman içerisinde bozularak gelen totem anlayışı ve kadının tiksinti ve yüceltme ikilemi ile dışlanması inen ilk hukukun/şeriatın, insan muhayyilesi ve vehmi ile bozulmuş, tahrif edilmiş kalıntılarıdır.

Allah, her peygamberi vasıtası ile insanlığa şartlara göre değişen şeriat indirmiştir. Âdem peygamber de böyledir. O günün şartları onları bağlar. Bugünün Şeriati ile onları ilzam etmek son derece anlamsız bir akıl yürütmedir.

Dolayısıyla “ya maymun ya da ensest” şeklindeki ikilemin hiçbir ussal temeli bulunmamaktadır.

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş