Yorum yaparken bizi bekleyen en önemli tehlikeler indirgemecilik ve genellemeciliktir. İndirgemecilik, karmaşık ve çok sayıda nedeni olan sosyal olayları tek bir nedene bağlı olarak açıklamak, genellemecilik ise farklı sosyal olayları aynı açıklama içine sığdırma çabasıdır. İndirgemecilik olayın diğer nedenlerini ıskalamamıza, genellemecilik ise olaylar arasındaki farklılıkları görmememize neden olur
Yorum yaparken unutmayın hiçbir yorum gerçeğin aynısı değildir. Bu yüzden kutsal olan Kur'an'dır. Kim tarafından yapılırsa yapılsın, ilmi düzeyi ne olursa olsun beşerin yaptığı hiçbir yorum Kur'an'la eşitlenemez. Doğası gereği beşeri zihnin ürünü olan tefsirin amacı bizi Kuran'la tanıştırmaktır. Seyyid Kutup yazdığı devasa tefsirin önsözünde, bu tefsirin insanı Kuranla tanıştırmak amacını güttüğünü, Kuranla tanıştığında tefsirin bir kenara bırakılması gerektiğini söyler. Ne yazık ki, bağlı bulunduğumuz grubun, cemaatin din algılaması Kur’an'a götüren değil, bizzat Kur'an'a ulaşmanın önünde engel olmaya başladı.
Geçmişte üretilen fıkhın bize yetmesi mümkün değildir. Fıkıh İslam sosyolojisidir ve dinamiktir. Her karşılaştığı olayın çözümü için bin yıl öncesinin tarihsel koşullarında üretilen fetvalara başvuran bir zihnin günümüze yoğunlaşması mümkün mü? Önüne çıkan her sorunda geriye dönen bir zihin yürürken sürekli arkasına bakan insan gibidir. Tabi ki önündeki ilk engele çarpacaktır
Dünya hayatında yaptığımız her eylem doğrudan ya da dolaylı olarak ahlak ile ilgilidir. Ahlak ile ilgili her eylem de din ile ilgilidir. Dolayısıyla araba lastiği değiştirmek, kırmızı ışıkta geçmek, yemek eylemlerinin nasıl ve niçin yapıldığı veya yapılmadığı özgürlük sorumluluk ilişkisi içinde din ile ilgilidir. Dolayısıyla kullanım tarihi geçmiş bir araba lastiğini değiştirme, bir işi zamanında ve doğru yapmak ve önlem almak anlamında din ile ilgilidir. Dolayısıyla din dışı bir eylem yoktur. Çünkü insanlar yaptıkları her eylemden dolayı Allah'a karşı sorumludur.
Allah tarafından belirli bir misyonu gerçekleştirmek üzere halife olarak yaratıldığının bilincinde olan Müslüman alimler, olan biten karşısında adil şahitler olmakla yükümlüdürler. Çünkü yarın hata yapması mümkün olmayan Yüce Yargıç tarafından yargılanacaklardır. Onları iktidarın veya güç merkezlerinin çıkarına tevil yapmaktan ve hakikati çarpıtmaktan kurtaracak hiçbir güç yoktur.
Kendini dindar olarak kodlayan insanların yaptıkları ahlaksızlıkla dine verdiği zarar, kendini ateist olarak kodlayanlardan kat kat fazladır. Din istismarı, din üzerinden sermaye devşirmeye varır. Artık din, kişinin menfaatlerine hizmet eden bir aparata dönüşür. Böyle algılanan bir dinin topluma cazip gelecek hiçbir yönü yoktur. Özellikle son yıllarda görülen dinden uzaklaşma tavrında dindarların tutarsız davranışları belirleyicidir. İbadetlerde içeriğin kaybolması biçimsel dindarlığın önünü açar. Dindarlık, artık ahlak üretemez hale gelir. Bundan sonraki aşama ise dinin istismar edilmesi ve araçsallaştırılmasıdır. Bilinen kuraldır içerik( ahlak-irfan- erdem) ihmal edildiğinde form( biçim görünüş)kutsanır. Dini ibadetleri böyle bir tehlike sarmıştır.
Eylem ve söylem arasındaki tutarsızlık en çok Filistin sorununda gündeme gelmektedir. Duygulara yönelik reddedici söylem, yerini rasyonel anlamda İsrail ile ilişkilerin kaçınılmazlığı ve dünyaya uyum şeklindeki reel politik söylem ile meşrulaştırılmaya çalışılıyor. Siyasal iktidar ile olan birlikteliği kabul edilir sınırlar içinde olmayan organik İslamcılık ve İslamcı aydın ise bu çelişki içinde yaşamaya devam ediyor. İdeal İslami söylem ile iktidarın sağladığı nimetler arasına sıkışan organik İslamcı aydınlar, iktidarın sağladığı imkanları terk etmeden İsrail karşıtlığı yapmanın kabul edilebilir yollarını arıyor. Bu tutum trajikomik söylemler ortaya çıkarıyor. Bu durum klasik İslamcılığın yerini, iktidara eleştirel bakan ve İslam’ın adalet eksenindeki değerler kümesi üzerine inşa edilen yeni ve farklı bir İslamcılığın alması gerektiğini gösteriyor. Bu durumda asıl soru, İslamcılık iktidardan bağımsız bir dil geliştirebilecek mi, sorusudur. Bu konuda İslamcı aydının klasik referans noktası Ebu Hanife ve onun siyasal iktidar karşısındaki sivil itaatsiz tavrı olmalıdır. Organik İslamcılık, siyasal iktidardan yararlanmayı ve buna uygun bir söylem üretmeyi amaçlayan bir tutumdur. Organik İslamcı aydın her ne pahasına olursa olsun siyasal iktidardan yaralanma konusundaki iştahını terk etmek durumundadır. İslamcılığın önündeki en büyük mesele adalet temelinde yeni bir söylemi inşa etmektir.
Bir taraftan İsrail'i protesto edip, söylemsel olarak en üst perdeden eleştiren, ancak İsrail ile ticari ilişkilerini kesmeyen ülkelerin yönetici eliti, maalesef bunu iç politik söylem için araçsallaştırıcı bir aparat olarak kullanıyorlar. Bu çelişkiyi gündemde tutup sürekli vurgulamak gerektiği de açıktır.
İnsanların ahlaki değerleri sahip oldukları statülerle ilgili değildir. Ahlak karşısında insanlar çoban, şair, bilim adamı, siyasal aktör diye ayrılamazlar. Bu yüzden bir bilim adamı, bir edebiyatçı, bir siyasetçi sıradan insanlardan bilgi bakımından çok üst düzeyde olabilir; ama aynı durum ahlak ve değerler alanında hiçbir şey ifade etmez
Öğrenim hayatını kopya çekerek sürdürmüş ve sonunda meslek sahibi olmuş veya torpille işe girmiş birinin emek ve adaletten söz ederek başkalarını emek hırsızlığı ile suçlaması ne kadar ahlakidir? Eleştiri dürüst ve ahlaklı insanların hakkıdır.
Muhafazakar dindarların haram yemeye karşı olan duyarsızlık ve iştahı, ya dini araçsallaştırma ya da Allah'a olan güven eksikliğinden kaynaklanan bir davranış modelidir.
Kendisine veya çevresine sürekli zarar veren, hatalarıyla yüzleşmeyen, kendisini asla düzeltmeye kalkmayan, karşılaştığı sorunlarda sürekli ötekini suçlayan ve kendisine yardım etmek isteyenlere saygı duymayan, herkesi azarlayan ve üzen kişinin kıldığı namazdan ve tuttuğu oruçtan nasibi yoktur.
Dindarların sorunlu yanlarını eleştirenlerin bir bölümü, onları uyarmak ve İslam'ın özüne uygun yaşamak ve kendilerini düzeltmek için onları eleştirenlerdir. Diğer bölümü ise, dini hayatın dışına atmak için dindarların sorunlu davranışlarını bahane ederek İslam'a savaş açmaktadır. Birincilerin eleştirilerinden yararlanacak, ikincilerle mücadele edeceğiz. Çünkü ikincilerin İslam ve Müslümanlar için hayırlı rüya görmediklerinin bilincindeyiz.
Bugün Türkiye'deki en büyük çelişki, Ebu Hanife'yi büyük bir saygıyla anan ve Onu devletin birincil mezhebi olarak onayan zihin dünyasının Ebu Hanife'nin yenilikçi ve içtihadı önceleyen fıkıh anlayışıyla taban tabana zıt bir zihin yapısına sahip olmasıdır. Bu, dinin kültürel alandaki yansımaları için de böyle. Cübbeli Ahmet'i fıkıhta Ebu Hanife ile yan yana düşünebilmek bile dehşet verici.
Sanılıyor ki, İslam doğru temsil edilse düşmanı olmayacak. Bu iddianın gerçekle hiçbir ilgisi yoktur. Hz. Peygamberin bu dini en doğru şekilde anlatıp yaşadığına dair hiç kuşku yok. Bütün ömrü boyunca düşmanları taraftarlarından çok olmuştur. Hatta peygamberliğinin ilk döneminde( Mekke Dönemi) düşmanları yüzde doksanın üzerindedir. Benim iddiam yukarıdaki iddianın tam tersidir. İslam hakkıyla yaşansa, düşmanları daha çok olacaktır.
İslam dünyası ne durumda olursa olsun, hangi sorunlarla boğuşuyor olursa olsun; hiçbir olumsuz durum bizi Allah'a karşı olan sorumluluğunuzu yerine getirmekten uzaklaştırmamalıdır. Yaşamınızda attığınız her adımın, yaptığınız her eylemin Allah karşısında hesabını vereceğiniz bilinmelidir. Bir insanın kurtuluşu için Allah'a karşı sorumluluk bilinciyle hareket etmesinden başka yol yoktur. Samimi, ahlaklı ve dürüst olmak, bir Müslümanın en önemli özellikleridir. Din üzerinden zenginlik ve statü kazanmanın peşinde olmak, dini dünya menfaatleri için araçsallaştırmak ve istismar etmek en büyük kötülüktür.
Her ideoloji size bir anlam dünyası ( paradigma) sunduğu gibi din de ( İslam) bir paradigma sunar. Başka bir paradigmayı temel alarak İslam'ı değerlendirmek sahici sonuçlara ulaştırmaz. Modern değerleri temel alarak İslam'ı değerlendirmek de aynı çıkmaza götürür insanı. Modernist İslami akımın en büyük açmazı budur. Daha derindeki sorun ise şudur: İslami değerleri temel alıp modern durumu mu değerlendireceğiz, yoksa modern değeri temel alıp İslam’ı ona göre mi değerlendireceğiz. Dahası mutlak olan Allah'ın bilgisi ile izafi olan insan bilgisi arasında ki ilişki nasıl olmalıdır?
Değerler hiyerarşisinde Kur'an'daki ahlaki ilkeler ilk sırada gelir. Diğer beşeri ve kültürel değerler onunla ilişkilendirildiği oranda değer kazanır. İslami değerlerle uyuşan kültürel değerler, gelenekler ve töreler örf adını alır ve meşruiyet kazanır. Dolayısıyla milletlerin tarihten getirdikleri değerler, tümden dışlanamayacağı gibi tümüyle kabul edilemez.
Unutmayın içinde bulunduğunuz grubun, cemaatin, partinin her eylemi, liderinizin her yaptığı doğru değildir. Çünkü konumu, bilgisi, birikimi ne olursa olsun bütün liderler insandır. Bütün kurumlar, tarihsel, hata yapan, yanılan, bilgisi sınırlı insan tarafından oluşturulmuştur. Hiçbir kurumu ve lideri eleştirilemez, hata yapmaz konuma yükseltmeyin. Liderlerinizi kutsallaştırmayın. Yoksa onlar büyüdükçe siz küçülürsünüz.
Siyaset, Cemaat, örgüt, dini liderleri aşırı saygı ve yüceltmenin doğuracağı sakıncalar.
"1- Eleştirel düşüncenin zayıflaması
2- Güç yoğunlaşması ve otoriterleşme
3- Toplumsal kutuplaşma
4- Gerçeklikten kopma
5- Kültürel ve ekonomik gerileme
6- Liderin aşırı güven ve hataya açık hale gelmesi."
( Kadir Canatan, Türkiye Toplumunda Zihniyet Problemleri, Eski yeni yayınları, s: 32-33)
Taraftar insanlar doğası gereği indirgemeci ve seçmeci bir zihin yapısına sahiptir. Her ne pahasına olursa olsun içinde bulunduğu yapıyı savunmayı amaçlar. Bu durum taraftarı karşılaştığı haber, yorum ve bilgileri taraftarı olduğu konum doğrultusunda tercihe yöneltir. Yaptığı tercihler onu tek yönlü düşünmenin eşiğine bırakır. Artık o hakikati arayan bir yolcu değil, kendi partisi, cemaati örgütünü korumaya çalışan bir militandır. Aydın, yolsuzluk ve hırsızlığa kimin yaptığına bakmaksızın ilkesel olarak karşı çıkar. Taraftar ise kimin yaptığına göre tavır belirler. Taraftarlar hayatın her alanında vardır. Onlardan uzak durmak, sessizlikle cezalandırmak gerekir.
Hiç kimse kendi inancını düşüncesini ötekine dayatamaz. Herkesin dili, dini, kültürü öteki kadar meşrudur. Dil, kültür, etnik aidiyet konusunda hiyerarşik bir sınıflandırma yapılamaz. Ötekinin dilini, inancını, kültürünü aşağılayamaz. Hiç kimse ötekini dindar, ulusalcı, sosyalist, milliyetçi, Türk, Kemalist olmaya zorlayamaz. Buluşmamız gereken zemin insan hakları, temel hakları ve din ve vicdan özgürlüğüdür. Aziz Kur'an'ın ifadesiyle “Dinde zorlama yoktur. Çünkü doğruluk sapıklıktan iyice ayrılmıştır.” (2:256) “Sizin dininiz size, benim dinim de banadır.” (109/6) “De ki: “Hak, Rabbinizdendir." Dinde zorlama yoksa zorlama eylemi hiçbir ideolojik düşünce biçimi için yapılamaz. .
Öte yandan, İçinde bulunduğu mahalleyi eleştirmek insani ve olması gereken bir eylemdir. Ancak karşı mahallede bir yer bulabilmek için, bir süre öncesine kadar içinde bulunduğu camiayı gerçek dışı iftira ve yalan bilgi kullanarak suçlayan kişi, eleştirel tavır takınan bir aydın değil, iftiracı bir ahlaksızdır.
Her tür değerin ötesinde biz Müslümanız. Diğer bağlılıklarımız bu üst değer içinde anlam kazanır. Müslümanlar çerçevesini Kur'an'ın belirlediği değerler etrafında hayatını yaşama iradesini sergilerler. Bu değerlere karşıt bir değer kaynağı ne olursa olsun meşru değildir.
Cezayir, BAE İle İlişkileri Kesti
10.09.2026
GENÇLERİMİZ NEDEN EVLENEMİYOR? / AHMED ALGAN
13.09.2026
GÜNDEMDEKİ KONULAR|DAVUT GÜLER
18.08.2026
Kasıt ve Kusur: Süleymancılık AHMET GÜRBÜZ 24.08.2026
Genç, Musa ve Hakîm’in hikayesi OSMAN KAYAER 19.08.2026
YENİ BİR EĞİTİM MODELİ ÖNERİSİ ORHAN GÖKTAŞ 26.08.2026
Ezherli Kuytul AHMET GÜRBÜZ 02.09.2026