İSRAİL, AH İSRAİL

 

Öncelikle Arap- İsrail savaşları diye bilinen ve içerisinde Mısır, Suriye, Ürdün gibi ülkelerin cephede, Irak, Suudi Arabistan, Kuveyt, Yemen, Sudan, Tunus, Fas ve Cezayir'in de silah yardımı başta olmak üzere yardımcı güç olarak bulunduğu savaşların tamamı, Araplar açısından yenilgi ve hezimetle sonuçlanmıştır. Her bir savaş, İsrail'e Filistin işgalini büyütmek için yeni bir zafer kazandırmış, 1948 ve 1967 savaşları başta olmak üzere İsrail, Arap devletleriyle girdiği her çatışmanın sonunda işgal ettiği toprakların hacmini büyütmüştür.

O kadar ki, kenardan bir göz rahatlıkla bu savaşların İsrail'in kuracağı türedi devlet için bir kahramanlık mazisi oluşturmaya sebep olarak yapıldığını bal gibi anlar. Ta ki bu savaşlar sonunda İsrail, İslam dünyasına hatta tüm dünyaya biz bu toprakları vuruşa vuruşa bedeller ödeyerek aldık diyebilsin. Aynı senaryonun Suriye sahasında Kobani üzerinden PYD'ye oynatıldığını biliyoruz. Öncesinde DEAŞ tarafından işgal edilen topraklar, sonrasında sahte savaşlarla PYD güçlerine devredilmiş ve PYD, ABD ve batı tarafından DEAŞ'ı bitiren kahramanlar olarak kabul edilmişti.

Suriye iç savaşı, ürettiği kaos üzerinden canımızı acıtmaya devam ediyor. Neresinden tutalım, nasıl yapalım, kiminle konuşalım, kimi muhatap alalım sorularının tamamının boşta kaldığı bir iç savaşla baş başa kaldık. Türkiye dışında tüm devletler hatta örgütler, Suriyelilerin hangi acıyı yaşadığından bağımsız, kendi ajandalarını icra etme peşindeler. Ne Rusya'nın, ne İran'ın, ne de rejimin, Suriye halkının yaşadığı acıyla ilgili tek bir kaygıları yok. ABD ve AB açısından bu savaş biteli çok oldu. Maalesef meydanda, mazlum Suriye halkı ile ona zulmeden Rusya, İran destekli zalim rejim ve bu sürecin tüm yükünü taşıyan Türkiye kaldı.

İsrail'in Suriye'de yaşananlardan dolayı çok ama çok mutlu olduğunu anlamak için öyle olağanüstü uluslararası donanıma filan ihtiyaç yok. İsrail, İslam coğrafyalarının talan olduğu, Müslümanların birbirlerini boğazladığı bu yıllarda, Filistin'i ilhak etmekle meşguldü ve oldukça da yoğundu. Suriye sorununda boğulan Müslümanların, ne bunu görecek kadar vakti ne de gördüğünde ilgilenecek kadar takati vardı. Ta ki, Trump tarafından yüz yılın ihanet planı ilan edilinceye kadar. Bu planla anlaşıldı ki süreç, sadece Suriye'den müteşekkil değil. Sorun da sadece Suriye rejimi değil. Tam da Cumhurbaşkanının dediği gibi tüm bu yaşananların odağındaki ülke, Türkiye.

Yazımın da başında belirttiğim Arap- İsrail savaşlarını yeniden okumak da fayda var. Saltanat ya da Padişahlık her ne kadar 1 Kasım 1922 yılında kaldırılmış olsa da Osmanlı, 1909 yılında Abdülhamit tahttan indirildikten sonra fiilen bitmiştir. Ondan sonraki süreç, yeni durumun tamiri için kullanılan uzatmalardan ibarettir o kadar. Ve bu tarihten sonra kolları sıvayan Siyonizm, çabasını 1948 yılında İsrail'i kurduğunu ilan ederek taçlandırmıştır.

Şimdi kuruluşu Osmanlının yıkılmasıyla direkt bağlantılı olan İsrail'in, genişlemesini Osmanlı'nın bakiyesi olan bir devletten bağımsız düşünmek cahilliktir. Özellikle Suriye'de yaşanan son gelişmelerden sonra Türkiye, kendi bekasıyla İsrail'in var olma mücadelesini eşitlemiştir. Bizim açımızdan temel sorun nedir diye baktığımızda, eğer hemen güneyimizde kurulmak istenen bir Kürt devletiyse de, hemen güneyimizde başlatılan ve milyonlarca sığınmacının oluşmasına sebep olan bir savaşsa da, bunların tamamının altında hiç şüphesiz bizatihi İsrail'in ta kendisi vardır. Esed ya da diğerleri, ancak bu sürecin tahrikle meydana sürülmüş kuklalarıdır.

O sebepledir ki, İsrail'i gözden kaçıran her duruş, bizim açımızdan tamiri mümkün olmayan hasarlara yol açacaktır. Şimdilerde yaşadığımız sıcak günlerin hassasiyetiyle fark edemediğimiz İsrail, Türkiye'nin yegane düşmanıdır. Bu düşmanı gözden kaçırmaya çalışanlar da taşeronlar üzerinden bizi meşgul etmeye çalışan uyanıklardır o kadar.

Yaşadığımız savaşın tüm coğrafya için ürettiği acıların semeresi, bize ABD ve Rusya'dan bağımsız ve fakat İsrail'e de haddini bildirecek bir duruş ve güç kazandırması temennisiyle.

 

Paylaş