FİLTRELİ DEMOKRASİ OLUR MU?
Sözümün en başında belirteyim ki, Muaviye tarafından başlatılıp, esasen 1908 ama şeklen 1 Kasım 1922 yılına kadar da devam eden, onca sultanlık ve padişahlık üzerinden yönetimin bir miras olarak devrini kabul edenlerden değilim. Bunun alkışlanacak bir tarafı yok. Neticede, sultan annenin kimi doğuracağı belli değil. Tüm müktesebatı bu sultan anneden doğmak olan şahsın, tek söz sahibi, mutlak yönetici olması çok saçma ve kabul edilebilir değil.
Öte yandan her milletin kendinden menkul bir tanımı bulunan ve Abraham Lincoln'ün tarifiyle "halkın, halk için halk tarafından yönetimi" olan Demokrasi'ye de inanmıyor ve iman etmiyorum. Kutsal'ın yok sayıldığı, Demos'un, Kratos'una dayanan bir yönetim biçimi, bireyin ilahlığını kutsayan Demos kadar çaresiz, Demos'u oluşturan bireyler kadar acizdir.
İslam Peygamberi Muhammed (as)'ın kendisinden sonra kimin ve nasıl seçileceğini açıkta bırakarak vefat etmiş olması, bu konuda sonradan gelenlerin, duruma ve yaşanan şartlara göre kararlar alması gerekliliğini ortaya koyuyor. O sebepledir ki, Muhammed (as)'dan sonra gelen dört halife, dört ayrı yöntemle seçilmiş ve İslam toplumunun yöneticileri olmuşlardır.
Batının da bu konuda net bir karar aldığı, kendince mutlak doğruyu yakalayabildiği söylenemez. İngiltere'nin halen "Birleşik Krallık" olarak devam ediyor olması ve mutlak güç sahibi bir kraliçe'nin bulunması, krallığa ait ritüellerin de devam ediyor olması bu kafa karışıklığının işaretidir. Parlamenter Cumhuriyetten, başkanlık sistemine, federal devletten, parlamenter monarşiye kadar sayısız yönetim biçimi bugün batıda halen devam etmektedir. Yani bu işin tek ve kabul edilmiş mutlak doğrunun yakalandığı bir biçimi yoktur. Aslı itibariyle de olamaz. Coğrafyaya, o coğrafyada yaşayan sosyolojiye, o sosyolojinin gerçeklerine göre, bu durum değişir, değişmelidir de.
Esasen tek tip olduğunu zannettiğimiz Demokrasi'nin de, Marksist Demokrasi'den, Liberal Demokrasi'ye kadar sayısız çeşidi bulunmakta ve uygulanmaktadır. Bu durumda, başkanlık sisteminde olduğu gibi bu sistemin işletildiği zeminde de kendimize özel bir model üretebiliriz. Bu model, ideolojiden bağımsız, ama ahlakın temel, insanlığın kadim kriterlerini esas alan bir vasat oluşturmalıdır.
Öyleyse ne yapmalıyız diye soruyorsanız derim ki,
Mevcut sistemi mutlaka ıslah edelim. Seçilmek isteyenlerin aday olmalarına imkan sağlayan ya da mani olan bir filtre sistemi oluşturulsun. Bu sistemin kriterlerini, ideoloji oluşturmasın. Ama ortak geleceğe saygı duyan, bu gelecekte kendisine ve ait olduğu millete bir hikaye oluşturma çabası bulunan ve bu hikayenin kodlarının bağlı olduğu maziye saygı duyan, bireylerin seçilebileceği bir filtre olsun. Yani her siyasi partinin kendi içinde kurmaya çalıştığı ve fakat beceremediği, ilkelere ve hedeflere bağlılığı ve yer aldığı pozisyonda liyakati esas alan "ön seçim" gibi, tüm ülke çapında, her adayı içine alan bir "ön seçim filtre" sistemi kurulsun.
Bu neden olmalı?
Çünkü bu ülke kaç zamandır, teröre bulaşmış aday adaylarının aldığı onay üzerinden seçilmişliğini ve iptal edilen bu seçilmişliğin yerine yapılan kanuni atanmışlığı tartışıyor. Buna ne gerek var?
Geldiğimiz nokta itibariyle eğer Türkiye, ajan siyasetçilerin, ajan gazetecilerin, ajan sivil toplumcuların ve hatta ajan askerlerin, emniyetçilerin çalışma zemini haline gelmişse, bırakın seçilmeyi atamalarda bile objektif kriterlerin yer aldığı bir filtre sistemine ihtiyaç vardır.
İhanete ve ajanlığa soyunmuş olanların, hangi ırktan ve ideolojiden hatta mezhep ve meşrepten olursa olsun, milletiyle aynı ufka bakamayan yahut, bedeni Türkiye'de olsa da kalbi başka ülkeler için çarpanların ne siyasal sistemde siyasetçi olarak, ne de askeri, adli ve sivil kamu hizmetlerinde bürokrat olarak seçimle ya da sınavla görev alma hakkı olmamalıdır.
Yorumlar
2