Mehmed Alagaş'sız 4 yıl..
Fakat eserleri insanları aydınlatmaya ve insanlığa fikir vermeye devam ediyor..
Hertaraf Haber olarak, Yazar Mehmed Alagaş'ı vefatının 4. yılında rahmetle anarken geride bıraktığı eserlerden "Mezar Notları"ndan bir bölümü dikkatinize sunuyoruz..
Kitaptan Alıntılar...
"Şimdi ölmenin sırası mıydı!.
Daha tevbe edecek, içkiyi ve kumarı bırakacaktı.
Bu halde, üstelik içkiliyken nasıl kabre girecek, hangi yüzle Allah'ın huzuruna çıkacaktı?
Kızı aklına geldi. "Keşke manken olmasına izin vermeseydim" diye geçirdi içinden. Sahi ya! Manken olmasına, orasını, burasını açmasına, elalemin erkeklerine teşhir etmesine neden izin vermişti ki? Dilinin ucuna gelen "Ulan sen pezevenk misin?" ifadesini, köpek dişleriyle ısırıp, azı dişleriyle öğütmek istedi.
Oğlu aklına gelince, sanki beşinci, altıncı, yedinci bıçak darbesini yemişti. Sövdü, küfretti.. Kendisinin yetiştirmediği, kendisinin terbiye vermediği oğluna bir daha, bir daha küfretti..
Tekrar kendine döndü. Ölmemeliydi, ne yapıp edip ölmemeliydi. "Kurtulursam ilk işim namaza başlamak" diye geçirdi içinden. Namaza başlamak için bu dört sene süreyi de nereden çıkarmışkı ki?
İnsan bu!. Dört sene yaşayacağı ne malum?
Ya hemen ölürse!
Ya hemen ölürsem!
"Yok yok ölmemeliyim, ağzım da leş gibi rakı kokuyor.."
Başını tutan adamın sesini duydu.,
Birader hızlı sür, adam ölecek. Çok kan kaybediyor..
"Kim ölecek? Ben mi? Ben mi öleceğim?
Ben ölmemeliyim, ben yaşamalıyım.
Çünkü ben tevbe edeceğim,
çünkü ben namaz kılacağım,
çünkü ben hıkk.. Ben ölmemeliyim, ölmeyeceğim, ölmeyeceğim.. İçkili halde hiç ölünür mü?
Keşke içmeseydim, keşke tevbe etseydim, keşke namaz kılsaydım, keşke..."
Kardeşim hızlı gitmene gerek yok, öldü adamcağız!.
Bu özgeçmiş ile Hasan Şenol'un kabrine tekrar bakıyoruz. Ve "Keşke" haykırışlarının aynı dirilik ve aynı canlılıkla tekrarlandığını duyuyoruz.
Keşke..
Keşke....
Keşke......."
....
"Toprağın altındaki ölülerin başuçlarına, cami kapılarındaki dilencilerin önlerine koydukları birer mendil parçası gibi, fatiha isteyen kimi mermer, kimi taş, kimi siyah beyaz tenekelere yazılı "Ruhuna Fatiha" yazısı beni üzdü ve düşündürdü!.
Kur'an'ın anası, Kitab'ın anası Fatiha, dirilerin yaşantısından koparılmış, mezar çerçevelerine oturtulmuş. Her gelen genellikle Fatiha'yı sadece ölülere okuyor.
Fatiha'nın anlamını düşündüm.
"Hamd, alemlerin Rabbi, Rahman, Rahim ve din gününün Malik"i olan Allah'adır. Biz yalnızca Sana ibadet eder ve yalnızca Sen'den yardım dileriz. Bizi dosdoğru yola ilet; kendilerine nimet verdiklerinin yoluna, gazaba uğrayanların ve sapıklarınkine değil." (1-Fâtiha 2-7)
Acaba "Ruhuna Fatiha" denilen bu meyyitlerin, yaşadıkları hayatta Fatiha ile ilgileri neydi?
Bunlar yaşantılarında Fatiha'nın anlamına teslim olarak sadece Allah'a kulluk edip, sadece Allah'tan yardım bekleyen insanlar mıydı?
Gazaba uğrayanların ve sapıkların yolundan Allah'a sığınıyorlar mıydı?
Şayet onlarda bu vasıflar yoksa, kendilerine binlerce Fatiha okunsa ne olurdu ve ne kazandırırdı bu meyyitlere?
Sırat ı mustakim, yaşayan insanların talip olmaları gereken bir yoldu. Yolunu bitirmiş meyyitler için "Bizi doğru yola ilet" duasının ne anlamı vardı? Öldükten sonra mı doğru yola gelecekler, öldükten sonra mı doğru yolun yolcusu olacaklardı?
Ben kendime ve yaşayan insanlara Fatiha'yı okudum."
Kendi Kaleminden Mehmed Alagaş:
Bismillah
Konuşulması gereken meseleler yanında biyografimin ne kadar önemi var bilmiyorum. Ancak kardeşlerimin kendilerine göre haklı gerekçelerini dikkate alarak kısa bir özgeçmiş yazıyorum.
1953 yılında İzmir'in Basmane semtinde doğdum. Kendilerini rahmetle andığım babamın aldığı işçi maaşı ve annemin oldukça tutumlu ev idaresi sayesinde aç ve açıkta kalmadan büyüdüm. İki yaşında dilimin tutulması ve bu tutukluk nedeniyle meramımı en kısa şekilde anlatabilme zorunluluğu, beni çok düşünen az konuşan biri olmaya yönlendirdi. Varlık ve yaratılış hakkında yoğunlaşan düşüncelerim yirmili yaşlara geldiğimde ve bana "Allah'a inanıyor musun?" denildiğinde, beni "İnanıyorum dememin ötesinde kesinlikle Var" noktasına getirdi. Bunu söylerken Allah'ın varlığından ne kadar emin isem kendi kulluğumdan da o kadar gafildim. Basmane gibi her kötülüğün merkezinde geçen delikanlılık yıllarım, cahiliyeyi en koyu bir şekilde yaşadığım yıllar oldu. Zaten liseden sonra ailemin ve yakın çevremin ortak kararıyla üniversiteye değil de askere gönderilmem, akıllanıp uslanmam noktasında hakkımdaki son umuddu. Ne yazık ki bu umud gerçekleşmemiş, askerden cahili sicilim daha da kabarmış bir şekilde dönmüştüm.

22-23 yaşıma geldiğimde, o zamana kadar sadece arapçasının olduğunu bildiğim Kur'an-ı Kerim'in türkçe mealinin de olduğunu ilk kez öğrendim. Bu beni çok heyecanlandırmıştı. Çünkü o zamana kadar "Var, Var" dediğim Rabbimin kelamını yani Rabbimi dinleyebilecektim. İşte Rabbimin lutfuyla ilk kez yöneldiğim ve dikkatle okuduğum bu Kur'an bana pürüzsüz bir ayna olmuş ve "Var" dediğim Rabbimin karşısında bir kul vasfıyla varolmadığımı göstermişti. Bu yüce Kitab'da Rabbimi daha iyi farkettiğim gibi şeytanı ve bazı şeytani yaklaşımları da farketmiştim. Mesela o zamana kadar bana "Madem Allah'a inanıyorsun, neden namaz kılmıyorsun?" diyenlere üst perdeden bakarak "Namaza durmak, Allah'ın huzuruna durmaktır. Şu an ki kirim ve pisliğimle o huzura durmaktan utanırım" cevabını veriyordum. Ne güzel bir cevap ve şeytanın ne kadar süslü bir vesvesesi değil mi? İşte Kur'an'ı okuduğum zaman üzerimdeki kiri ve pisliği giderebileceğim yegane banyonun, "Kirimle girmem" dediğim o İlahi huzur olduğunu gördüm. Gösterene hamdolsun, şükürler olsun.
Yetmişli yılların sonuna kadar İslamı daha iyi öğrenebilmek, yaşabilmek kaygısıyla bir çok gruba, cemaate girdim. İslam'a girmemin öncelikli nedeni olan Kur'an-ı Kerim'i karşılaştığım her konuda referans almam, bu grup ve cemaatlerden kısa sürede ayrılmama neden oldu. Kullukla ve ne yapılması gerektiğiyle ilgili önemli sorularımıza cevap bulabilmek umuduyla kardeşlerimizle Türkiye genelinde birçok yere gitmemize ve birçok kapıyı çalmamıza rağmen kişisel yorumların dışında aradığımız Kurani cevaplarla karşılaşmadık. 1980'e geldiğimde dıştan umudunu kesmiş ve dış dünyada bir şey aramaktan vazgeçmiş bir müslüman olarak, sadece kendi kulluğumla ilgili sorularıma cevap bulabilmek için Kur'an çalışmalarına başladım. Baştan sona okuyup fişleyerek devamlı tekrar ettiğim bu çalışmalarda belli bir aşamaya gelince, aradığımız bütün önemli soruların Kur'an'da cevaplandığını gördüm. İlk yıllarda yakın çevremdeki kardeşlerimle paylaştığım bu gerçekler, 1985'e geldiğimizde bütün müslümanlarla paylaşılması gereken gerçekler durumuna gelince İnsan Dergisini yayınlamaya başladık. Yazar olma hevesinin de etkisiyle fazla düşünmeden aldığım bu karar, kısa bir süre sonra beni ciddi sıkıntılara ve pişmanlıklara düşüren bir karar olmuştu. Çünkü suskunluğun güvenli gölgesine çekilip, kulluğumu yaşamak varken, Allah'ın razı olacağı din adına konuşmak ve böylesine bir sorumluluğu yüklenmek bana çok ağır gelmişti. Önceleri heves ettiğim yazarlık sıfatı ise bütün anlamını yitirmiş, müslümanlık sıfatımın gölgesinde bile kendisine bir yer bulamamıştı. Nitekim bu düşüncelerle dergi yayınını durdurmaya ve yazmayı kesinlikle bırakmaya karar versem de takdir olarak gördüğüm bazı önemli gelişmeler nedeniyle devam etmek zorunda kaldım.
İlerleyen zaman içinde çalışmalarımızın insanlara ve kardeşlerimize yansıyan olumlu neticeleriyle karşılaşmamızın verdiği hamd ve şevk duygularıyla bir süre devam eden dergi yayınımızı, daha sonraki yıllarda kitab çalışmalarımız takip etti. Hem bu çalışmaları sürdürüyor, hem yakın çevremdeki kardeşlerimle programlı dersler yapıyor, hem de Türkiye genelindeki kardeşlerimizle her fırsatta görüşmelere devam ediyordum. Ancak bu görüşme trafiği çalışmalarımı etkileyen bir yoğunluğa geldiğinde cevaplamam gereken önemli bir soruyla karşılaştım. Ya oldukça yoğunlaşan bu özel görüşmelere devam edecek, ya da müslümanların genelini ilgilendiren meselelerdeki çalışmalarıma ağırlık verecektim. Sınırlı ömrümü ve Kur'an'dan aldığım maslahat anlayışını dikkate alarak özel görüşmeleri sınırlı bir çerçeveye çekip, genele yönelik çalışmalara yoğunluk vermeyi uygun gördüm. Nitekim şanı yüce Rabbimin verdiği güçle hala bu çalışmaların içindeyim. Bilinmesini isterim ki bütün çalışmalarımı önce kendim, kendi kulluğum için yapıyor ve bu çalışmalardan öncelikle kendim faydalanıyorum. Zaten sizlerin de bildiği gibi ben de bana hayrı olmayan bir çalışmanın, başkalarına da hayır getiremeyeceğini biliyorum.
Umarım çok kısa da olsa bu özgeçmiş yeterli olacaktır. Tabi ki biyografi olarak bu yazdıklarım, Mehmed Alagaş kardeşinizle ilgili aydınlık satırlardır. Basir olan Rabbimin gördüğü ve Alim olan Rabbimin bildiği Mehmed Alagaş'ın karanlık sayfalarından ise utandığım için hiç bahsetmiyor, bu karanlık sayfalardaki hata ve günahlarımı Rahim ve Settar olan Rabbimin affedip-örtmesini diliyorum.
Eserleri:
23 Mesele
Türkçe Kur’an Meali
Müteşabih Müslümanlar
2012 ve İki Deniz Arası
Sona Son Kala
Beklenen Müslümanlara - Yaratılış ve İnsanlık Tarihi
Divane
Tutsak
Tapusuz Süleyman
Yaşama Fırsatı
Rahmete Yolculuk
Vahdete 7 Adım
Temel Konularda Kur’an Öğretisi
Alnımdaki Işık
Cumali
Taş
Yoldaki Musibetler
Kimlik Tercihi
Tartışılan Sorular
İki Fecr Arasında
Cumaya 5 kala
Kadının Onuru
Kur’an’a Yönelirken
Kişiye Özel
Tevhid ve Şirk
Din Gerçeği ve İslam
İşaret Yazıları
Aynalar ve İnsanlar
Şeytanizme Rağmen İslami Uyanış
Mezar Notları
Şafak Mektupları
Dünden Bugüne Şeytan ve Dostları
Rabbani Yol ve Sünnetullah
..
Küba'dan ABD'nin tehditlerine rest
12.01.2026
Sudan Hükümeti, başkent Hartum'a geri döndü
12.01.2026
ABD'de FED Başkanı’na yolsuzluk soruşturması
12.01.2026
Türk kaptan, Dubai'de tutuklandı
22.12.2025
Salavat-ı Şerife AHMET GÜRBÜZ 12.01.2026
Venezüella İran ve Suriye AHMET GÜRBÜZ 14.01.2026
ABD Terörü ve Rızanın Çözülüşü BEKİR BERAT ÖZİPEK 04.01.2026
Özgürlük, Din ve Siyaset YUSUF YAVUZYILMAZ 27.12.2025
Kalemin Dansı, Göstergenin Oyunu ZEYNEP YÜCEL 24.12.2025
yola iz olanlar hz ebu bekir MUSTAFA AKMEŞE 26.12.2025
BOŞANMALAR NEDEN ARTMAKTADIR? AYTEN DURMUŞ 27.12.2025