1: Biraz geriden başlarsak; insanlık düşmanı kötü ve zalim yönetim sistemleri gitti yerine demokrasi geldi.
İnsanlar artık diktatörlerin tebası değil birey; iktidar imtiyazlı bi ailenin veya sınıfın tekelinde değil yurttaşların serbest iradesi ve seçimiyle belirleniyor; kaderimizi başkaları değil kendimiz tayin ediyoruz; kulluk yok insan hakları ve özgürlükler var anayasal hukuk güvencesi altında, vs.
Bu sayede eğitimde ve girişimde fırsat eşitliği sağlandı; aklın ve bilimin önünde hiç bir engel yok; başkalarına dayatma yapmadığı sürece herkes istediği gibi inanıp yaşayabilir; istediği işte çalışıp para kazanabilir; refah seviyesini yükseltip mutlu olabilir; şimdi iyi durumda değilsen de gelecek her zaman daha iyi olacak; vs.
Üçyüz yıllık propaganda bu; yedik mi, yiyenlerle beraber aslanlar gibi hem de!
Peki söylem ile gerçek aynı mı? Klasik deyimle dinlisi dinsizi, vicdanlısı vicdansızı, ahlaklısı ahlaksızı, erkeği kadını, barbarı medenisi dahil milyarlarca insanı nasıl ikna ediyorlar?
Bilim teknoloji, büyüme kalkınma, değişim ilerleme gibi büyülü sözlerle gizlenenler neydi?
Bu söylemden kimler istifade etti? Bu söylemler yüklüce birer rüşvet idiyse karşılığında verilenler nelerdi?...
2: IMF Başkanı, salgın, küresel ekonomide 12 trilyon dolardan fazla kayba neden “olabilir” dedi; bi gün önce.
Dünya Bankası başkanı, salgın, Doğu ekonomilerini 1967’den beri en düşük seviyeye “çekebilir” dedi; aynı gün.
Tespitlerde kullanılan “olabilir-çekebilir” laf kibarlığını siz “olacak-çekecek” emir kipi olarak okuyunuz...
3: “Bilimsel verilerle” devam edelim:
2018 yılında küresel ‘reel ekonomi’ yani tüm dünyalıların bir yılda ürettikleri mal ve hizmet toplamının parasal değeri 80 trilyon dolar.
Aynı dönemde küresel ‘finans ekonomi’ yani tüm üretim etkinlikleri üzerinden elde edilenlerle oluşan kredi, faiz, borsa, devlet tahvilleri piyasasının parasal değeri 240 trilyon dolar.
Finans ekonomisi reel ekonominin 3 katı. Kim kazanıyor kim kaybediyor?
Çalışarak üreterek kalkınacağını, teknolojik olarak gelişeceğini, ekonomik olarak büyüyeceğini, toplum olarak ilerleyeceğini, refah seviyesini yükselteceğini ve mutlu olacağını söyleyenler kime ne söylüyor? Tablo yukarda, inandırıcı mı?...
4: IMF Başkanının, Dünya Bankası başkanının söyledikleri kayıpları reel ekonomiye vursak %15; finans ekonomisine vursak %5.
Bu kayıplar bir yıllık getiriye vurulsa hiç bir şey. Adil bir yük dağılımı olsa kimseye dokunmaz. Ama
Finans piyasası baronları ‘bi dakka, kimin parasını kime dağıtıyorsunuz’ diyecek ve devletlere rest çekecek. Devletler teminatlı borçlu çünkü.
Bu arada oluşacak mali ‘krizde’ hakiki mal ve servetler kelepir fiyata ‘onların’ eline geçecek...
5: Onlar kim ve Devlet denenler niye var?
Yine bilimsel veriler; dünyada 26 kişinin toplam serveti 3.5 milyar insanın yıllık toplam kazancına eşit.
Dünyada ‘zengin’ sayılmanın ölçüsü 30 milyon dolar ve üzerinde servete sahip olmak; bunların yer küredeki sayısı 575 bin kişi. Türkiye’de bu sayı 1000 kişiye doğru gidiyor.
Sizce böylesi bi ‘kazanç’ ve ‘servet’ normal yollardan edinilebilir mi? Çalışıp çabalayarak, bilgi beceri, emek teknoloji kullanıp üreterek olur mu? Ekonomik olarak bi izahı var mı?
Dünya nüfusu 7 milyarın üstünde, 575 bin kişinin bu serveti elde etmesinin tek yolu geri kalanların yoksullaştırılmasıyla ancak mümkün; başka türlüsü olabilir miydi?
Bu denli açık ara vurgun, soygun, talan nasıl gerçekleşiyor? Sadece savaşarak, katlederek olur mu? İnsanlar buna nasıl ikna oluyor, razı geliyor? Niye isyan etmiyor, edemiyor?
Marifet burda; “ikna.” İnsanlar bi şekilde ikna ediliyor. Bu iş beceriliyor. Bunun nasıl olduğunu bi kaç büyülü sözle ilk paragraflarda özetledik; anlayana...
6: Bu şartlarda iki şey söylenmeli; ilki, bu işler bir sistem dahilinde yapılabiliyor; o halde sistemin ne olduğunu bileceğiz.
ikincisi, bu sisteme hayat veren milliyetçiler başta (güya muhalif) devrimci sosyalistler, radikal dinciler ve bilimciler sayesinde. İşin bu yanını da kavrayacağız.
Şu halde ‘vicdan, ahlak, adalet, özgürlük’ sloganlarıyla ‘muhalefet yapıp mücadele ettiklerini’ sananların,
575 bin kişi arasına girmek için mi muhalif olduklarını yoksa sisteme mi muhalif olduklarını ayırt etmek gerek. Tarafımızı bilelim bi.
7: Sözümüz ‘La’ diyenlere gelsin; ‘tevhid’den bahsedenler ne dediklerinin farkında olsun. Bu bir şuurlanmadır. Şuurlanmanın yoluysa
Peygamberi doğru biçimde tanımaktan ve dini ondan öğrenmekten geçer. Aynen Allah’ın Kur’an’da övdüğü sahabenin yaptığı gibi.
Mevcut sisteme meşruiyet sağlayıcı yahut kitlelere uyuşturucu etkisi yapan peygamber, Hz Muhammed değildir; biline.
KEMENÇE Mİ KUMANÇE Mİ|KEVSER KIRAN
04.07.2026
Hayır ve Şer|Mukaddes Özkan
21.06.2026
İlkel “komünal” toplum|Vahdettin İnce
21.06.2026
Sait Çamlıca ile Derkenar
14.06.2026
Amerika Kaybetti / Mehmet Taşdöğen
26.06.2026
Dindarların Çelişkileri YUSUF YAVUZYILMAZ 13.06.2026
İnsan, Ahlak ve Siyaset YUSUF YAVUZYILMAZ 21.06.2026
BOSNA GÜNLÜKLERİ - 7 ÜSTÜN BOL 19.06.2026
Bireyselleştikçe Tükenen Vefa AHMET GÜRBÜZ 15.06.2026