1- Özbek Doktor, Hemşire, Hastabakıcıların merhametine şahit olunca; Müslüman olmasaydım, kesin
Müslüman olurdum. Müslüman olduğum için benim de Rasul-i Ekrem’in medeniyetine olan imanımı
arttırdı.
Hasbel kader Özbekistan’ın Buhara şehrinde rahatsızlandım ve Taşkent şehrine gidip hastanede yatmak
mecburiyetinde kaldım. Hasta olarak hastanede 18 gün yoğun bakımda kaldım.
Bu süreçte şahid olduğum Özbek insanlarının ahlakından o kadar çok etkilendim ki; bir soru aklıma
geldi, “acaba ben Müslüman olmayan ama ehl-i insaf biri olsaydım, bu insanlardan, bunların
insanlıklarından nasıl etkilenirdim ve neticesi ne olurdu?” cevabımı vermeden önce hakkıyla dile
getiremesem de biraz o kahramanları anlatayım. Doktorlar, Hemşireler, Bakıcılar, Görevliler ve diğerleri
ama Özbekler (bizde de aynı ünvanlı vazifeliler var, aman karıştırılmasın, apayrıdırlar).

Yabancıyım, Özbekçe bilmiyorum, Rusça biliyorum ama yetmiyor derdimi anlatmaya, hastayım,
yorgunum. Beni muayene eden 2 doktor birden. Bana dokunuyorlardı. Çocuğum, yeğenim, akrabam,
komşum, amcam, teyzem, dayım gibi, merhametle ve hikmetle dokunuyor, ağrılarımı hissediyorlar,
bunu hissettim evvela. Ne iyi doktorlar maşallah diye içimden geçti. Sonra gelen diğer doktorlar da aynı
samimiyet ve içtenlikle dokunuyorlar, her biri ağrılarımdan bir azını eliyle alıp götürüyor sanki.
Her gün yemek geliyor günde 3 öğün, derin bir tasın içinde zengin bir sebzeli-etli çorba, üfleyerek
yiyebiliyorsun. Annen, hanımın pişirse bu kadar teskin edici olabilir. Yanında kendilerince pilav tarzı
şeyler, her hastanın diyetini gözeterek elbet. Tepsi falan yok, birkaç kere rica ettim bir tepsi buldular,
üzerinde rahat yemek yiyebildim. Yemek esnasında bütün personel kreş elemanı gibi; hemşireler,
bakıcılar, doktorlar, klinik şefleri dahil, herkes seferber olmuş, her hastanın yemeğini yedirmeye
çalışıyorlar. Kendim rahatlıkla yemeğimi yiyebildiğim halde her seferinde beni gözetliyorlar, bir sıkıntı
yaşıyormuyum diye. Etrafım rahat mı, yanında çay vs yetiştiriyorlar hemen. Bebeğini besleyen anne
gibi her bir personel.

Servis ve ilaç saatleri, titiz, disiplinli, hiçbir karmaşa yok, sakin, tıkır tıkır işliyor. Üstelik hastanın her
kaprisini canım cicim diyerek, hiç kaşlarını çatmayarak. Merhamet ve muhabbetle muamele ediyorlar.
Ve tamamı böyle. Her bir şahıs.
3 kişi bir odada kalıyorduk, 74 yaşında bir dede vardı. Biz iki arkadaşı dahi bizar olmuştuk onun doktor
ve hemşireleri sürekli azarlamasından, hakaret etmesinden. Şekeri yüksek çıkıyor ölçene dünya hakaret
ediyor sabah düşük çıkmıştı senin yüzünden yüksek çıktı diye. Bir tane de dedeye sesinin tonunu
değiştirmedi ya! “Dadecan, can kurban, beni bağışla” diye özür diliyor peş peşe her gelen. “Bey amca!,
şeker senin, benim ne kabahatim var” demedi ya bir Allah’ın kulu da. Yutkunmuyorlar da. Gerçekten
merhametle dedeye üzülüyorlar. Bir defasında, akşam yemeğini yedikten sonra dede bana yemek
yedirmediniz diye hakaretlerle ortalığı ayağa kaldırdı, gelen özür diliyor, gittiler benim dolapta biraz
tavuk yemeğim vardı onu rica ettiler benden, alıp getirdiler dedeye yedirdiler. Kimse demedi sana
yemek yedirmiştik diye. Bunu idare etmek için de yapmıyorlar, Hakikaten muhabbet ve merhametten.
Allahın, Rahman ve Rahim sıfatları her hücrelerine nüfuz etmiş. Her zerreleri
“BismillahirRahmanirRahim” adeta. Dokunan el kendilerinin, ama ben Kudret’in, Şafi’ ve Hekim elini
hissediyorum bedenimde iliklerime kadar. İğne yaparken, yahut nefesim açılsın için sırtıma masaj
yaparken.
Oksijen maskesinin altından su içmek ne eziyet, içirmek daha eziyet, bir tanesi işini yaparken milim
sıkılmaz mı?, yok. Sıkıntı yaşıyorum ama benimle birlikte doktor, hemşire, bakıcı kimse aynı acıyı
hissederek yaşıyor bir acı varsa.
Damardan iğnelerin çoğu meşakkatli, hele benim gibi damar yoları ince olanlara iyice eziyet. Bir
hemşire kendi iğne yaparken eziyet çektiğimi görünce, başka arkadaşını, mesaisi bitiminde getirmiş
damar yolu açsın diye, eli hafif arkadaşının.

Hemşireyi çağırıyorsun, ikiletmiyor. Başka hastaya bakıyorsa bağırıyor bir arkadaşına hemen geliyor. Su
içirmesi için çağırmışsın, veya laf olsun diye hiç fark etmez. Bir tanesi yahu bunun için mi benim mühim
işimi yarıda kestin demiyor, hiç biri. Uflama bir kere bile olsun duymadım, işitmedim, hissetmedim.
Klinik şefi olan doktor yanımdaki hastaya bakıyordu, “birini çağırırmısın, ördeğimi boşaltsın” dedim.
“şas” dedi (rusçade “1dakka,hemen” manasına). Elindeki materyalleri ve kalemini koydu, geldi,
ördeğimi aldı, götürdü boşalttı, yıkadı, “işemene yardımcı olmamı istermisin?” diye sordu. Ben küçük
dilimi yuttum Türkiye’deki sağlık kastının (küçük tanrı’cıklarının) kasılmalarına alışık hafsalam, dumur
oldu. O alelade bir iş yapmış gibi, aldı eşyalarını çıktı gitti odadan. Adam iyilik yaptığının farkında bile
değil. Sevap nedir haberi dahi yok, Adamın kendisi bizatihi sevap olmuş. Kendi cismi, kendi vücudu,
mevcudu iyilik olmuş, o yüzden iyilikten haberi yok sanki.
Kaç tane doktor, kaç tane hemşire gelmiş benden ödünç şeker ölçme aletimi istemiş, ve büyük bir
minnetle geri getirmiş, sanki babasının şekerini ölçmeye imkanı yok da onu ölçmeye götürmüş.
Herhangi bir hastanın bir ihtiyacı işte. Bir şişe su istiyor, kendine ister gibi minnet ve teşekkürle suyu
bitmiş bir hastaya. Sanki her hasta kardeşi veya evladı veya komşusu veya eltisi veya eniştesi. Ben böyle
bişey görmedim. Ama insan dediğimiz varlık, böyle bir şey olmalı. Ahsen-i takvim buna benzer bişey
olmalı. Esas tuhaf olan benim görmemem.
Peki bu kadar amatör, bu kadar gayretkeş, bu kadar merhametli, bu kadar Vedud, bu kadar muhabbetli,
annenin evladına baktığı gibi hastaya bakan bu insanlar profesyonel anlamda işlerinin karmakarışık
olması gerekmez mi, düzen disiplin, protokol vs. öyle ya bu kadar cefakar ve vefakar insanlar inisiyatif
alırken grup, ekip, kurumsal çalışma disiplini zaafa uğrayabilir. Asla. Cenab-ı Hak’ın adaleti ve himmeti,
bu mübarek insanların işlerini karmakarışık halde olmasına müsaade eder mi? Öyle bir kurumsal ve
bireysel disiplin ne görülmüş ne duyulmuş. Mum gibi. Vallahi dünyada daha derli toplu daha disiplinli
bir hastane bulamazsınız. Dünyanın en derli toplu, en disiplinli, en sistemli hastanesindesin hissi adamı
kaplıyor. Amir-memur, ast-üst ilişkisi, disiplin, intizam; mükemmel, kusursuz. Ne birine “bu ne biçim
amir yahu?, yakışmıyor, taşımıyor” diyebiliyorsun, ne de “bu ne biçim memur? amirlerini takmıyor,
yoruyor” diyebiliyorsun.
Bu kadar muntazam çalışan bir hastane, bu kadar insan evladının, insan gibi yaşayıp insan gibi
hissetmeleridir tamamen. Ve onlardaki o aşkı, o şevki, o gayreti, o merhameti görüp de, gönlü
kaymayan, aşık olmayan insan değildir.
Hastaneden taburcu oldum, hastane kampüsüne başka araç almıyorlar ki, ambulansla kampüs dış
kapısına kadar tahliye ediyorlar. 20-30 dakika bekledikten sonra ambulans diye 4 tekerlekli ama 3 teker
motorlar gibi küçük bir araç geldi, biz iki taburcu bindik, bir ön koltuğa, bir arkaya yatacak kadar yer
yok oturarak, bindik, 10 metre gitmedi, benzini bitti. Anons etti telsizle, birileri ile görüştü, 15-20 dakika
sonra başka bir ambulans geldi aynı araçtan, bindik 200 metre gittik gitmedik, onun da benzini bitti. 15
20 dakika bekledik, 0.5cl pet şişede benzin getirdi birisi, koydu, araç çalıştı, çıkış yaptık. Bunu şikayet
etmek için veya canım sıkıldı diye zikretmek benim için ar olur, hiçbir memnuniyetsizliğim olamaz bu
kahramanların kıt kaynaklarla o yüce işleri becermeleri hususunda. Dalga geçilecek bir durum da yok,
adamları, yokluktan benzini bitmiş birileri varsa iyi anlar. O kadar idareli iş yapıyorlar ki, o kadar kıt
kaynaklarla dünyanın en iyi hastanesini yönetiyorlar. Kahramanlıklarının tahminimizin çok fevkinde
olduğunu beyan ve şahitlik için bu vakıayı anlattım. O benzin bitince, içimden bizim milyonluk
ambulanslarla sadra şifa olmayan bizim memurlara içimden “o ambulanslara kurban olun emi” diye
geçirdim.

İnsan bu vaziyeti görünce, ister istemez, bu insanları “ne?” bu kıvama getirmiş diye soru soruyor, kendi
kendine. Her cevap eksik kalıyor. ”Bunların bir dinleri var, olsa olsa, bu terbiyeyi, bu insanlığı o din
giydirmiştir bunlara” diye düşünür insan. İşte meleke-i insanisi henüz kurumamış birisi bu durumda
beni de adam etsin diye o dine gönlü kayar. Kaç yüz/bin sene önce onları yoğurup mayalayan din,
Allah’ın dininden başkası olamaz. Sormadan da biz atalarımızın dini olan İslam üzereyiz diyorlar
adamlar. İşte ben de diyorum. Gayri müslim olsaydım, kesinlikle Müslüman olma sürecim olurdu bu 40
günlük (özellikle 24 günlük hastane süreci) Özbekistan maceram. Müslümanım, sadrım ümid doldu,
imanım tazelendi. Müslümanlık hala insanlığa devadır.
2- Peki beni ne etkileyip Müslüman edecekti? Mühim soru bu. Geleneğe düşman olan İslamcı ile Sıradan bir
geleneği yaşayan Müslüman’ın hangisi daha makul ona da ölçü olsun.
Bu insanlar birer Müslüman olarak beni bu kadar etkilediler, hangi özellikleri ile peki?:
a- Çok mu iyi va’z-u nasihatleri vardı? Hayır. Dua ederken Allah lafzını duyuyordum ağızlarından.
Pek de konuşmazlardı, sürekli elleri ve ayakları ve sair azaları ile hizmet ediyorlardı.
b- Çok mu iyi tefsir ve meal bilgileri vardı da, mesajı (mealciler, Kur’an’ı kastederek) bana
aktardılar. Hurafelerden uzak Kitab’ın İslamını anlattılarda ona mı tav oldum? Hayır. Tefsir
desen çoğu “o ne?”derdi.
c- Çok mu Buhar-i şerif okudular, mübarek sakalları ve cübbeleri ve sarıkları ile, özellikle harfleri
genizden ve gırtlaktan çıkararak, çok hadis mi okudular, Arapça ve Türkçesini de tercüme
ederek? Hayır. Buhari, Buharadan ama çoğu sahih-i buhari diye bir kelime bile duymamış ki
bana aktarsın.
d- Çok mu namaz kılıyorlardı, onların huşu içindeki vecd halinden etkilendim? Hayır. Hiçbirinin
namaz kıldığını görmedim, kılıyormu kılmıyor mu bilmiyorum (Özbeklerde namaz kılmak çok
yaygındır, şehrin herhangi bir caddesinden arabasını sağa çekmiş seccadesini çimlere sererek
namaz kılan birileri görülebiliyor)
e- Oruç tutuyorlardı da ondan mı etkilendim? Hayır.
f- Tesettürlerinden mi etkilendim? Hayır. O kıyafetlerin içinde kim tesettürlü kim değil
farkedilmez, her tarafları sarılı uzaylılar gibi hepsi. İffetli olduklarını kesinlikle hissediyorsun,
erkeği de, kadını da. O da ayrı bir dikkatimi çeken şey. Bu kadar iffetli bir memleket görmedim.
Gören Herkesin benimle hemfikir olduğuna da eminim.
g- Bilimsel olarak, fezaları, denizleri, yerin altını üstünü Kur’anda geçtiğini göstererek bilimsel
olarak Allah’ı mı bana ispatladılar? Hayır. Bilimsel olunca beni aşıyor zaten her mesele.
h- Bana para mı verdiler, Hayır.
i- Amerikaya ve siyonizme karşı efsanefi direnişlerinden mi etkilendim? Hayır. Kimin politik
olarak ne düşündüğü ile ilgili en ufak bir malumatım olmadı zaten. İlgimi de çekmedi.
j- Çok mu efsanevi İHA/SİHA/KİHA/MİHA/HAHA yapmışlarıdı onlardan mı etkilendim? Hayır.
k- Dünya onları kıskanıyor, ondan mı etkilendim? Hayır, kimsenin umurunda bile değiller dünyada
belki.
l- Teknolojide aşmışlardı, o mu beni büyüledi? Hayır.
m- Efendi Hazretleri vardı aralarında bana nazar mı etti? Hayır.
n- Rüyamda o mübarekleri mi gördüm? Hayır.
o- Tam ölecekken bir efendi hazretleri geldi, beni Azrail’in elinden mi kurtardı, bu adamlara tabi
ol mu dedi? Hayır.
Peki ne oldu? Bişey olmadı. Adamlar insan. Mesele bu.
Dr.Arif Bey, Dr.Şehnaz Hanım, Dr.Ekmel Bey, Kamola Hanım, Selvinaz Hanım, Oğulay Hanım’ın
şahıslarında tüm sağlık personellerini ve diğer tüm Özbekleri minnetle teşekkür ederek, saygı ve
muhabbetle selamlıyorum. Benim vücudumdan ziyade ruhumu tedavi ettiler. Minnet, Salat ve Selam
onların da tabi’ oldukları Resul-i Ekrem Muhammed SAV ve ehl-i beytine ve ashabına. Hamd, Alemlerin
Rabbi olan Allah’adır.
Fuat Durgun 04.08.2021 Bursa
Dindarlaşarak Gavurlaşma|Fuat Durgun
13.08.2026
Yurtta Sulh Cihanda Sulh AHMET GÜRBÜZ 10.08.2026
MEKKE İTTİFAKI SÜLEYMAN ARSLANTAŞ 09.08.2026
MEKKE ORTAK SAVUNMA ANLAŞMASI YUSUF YAVUZYILMAZ 09.08.2026
CHP, REJİM VE DEVLET SÜLEYMAN ARSLANTAŞ 26.07.2026