metrika yandex
  • $44.73
  • 51.42
  • GA51500

Haberler / Yazı Dizisi

IRAK NOTLARI (IV) / Harun AYKAÇ

20.08.2020

Irak Kurdistan Bölgesinde, Bölge Başkanı Mesûd Barzani ile ilk karşılaşmam Alman Savunma Bakanı Ursula Von Der Leyen ile yaptığı bir basın toplantısında oldu.

Bölge çok karışıktı, her gün cephelerde can kaybı ve yaralanmalar söz konusu idi. DEAŞ her yönü ile etkinliğini sürdürerek yeni mevziler kazanıyor. Esir aldığı bir kısım insanların kanlı infaz görüntülerini sosyal medyaya servis ediyordu.

Mesut Barzani

Alman Savunma Bakanı Ursula Von der Leyen ve IRAK Kurdistan Bölge Başkanı Mesûd Barzani

Bu görüntüler Irak genelinde infiallere yol açıyordu. Öte yandan DEAŞ büyük bir silahlı güçle Kobani'ye girmiş, şiddetli çatışmalar yaşanıyordu. O sıra Irak sınırından Peşmerge kuvvetlerinin Suriye'ye girerek yardım etmesi de mümkün değildi. Zira oraya açılabilecek yollar da tutulmuştu.

Ursula Von Der Leyen ve Bölge Başkanı Mesûd Barzani'nin basın toplantısında birçok soru soruldu. O sorulardan biri de Kobani‘deki halka niçin yardım edilmediği ve onların nasıl DEAŞ‘ın saldırılarına maruz bırakıldığı idi.

Bu soru karşısında Bölge Başkanı Mesûd Barzani‘nin gözlerinin dolduğu ve boğazının düğümlendiğini salondakilerle beraber hissettik.

Barzani: “Keşke bu gün bir kuş olabilseydim ve kardeşlerimi o zalimlerin pençesinden kurtarabilseydim. Ne yazık ki, bu gün tüm yollar tutulmuş hiçbir yere kıpırdayamıyoruz." oldu.

İlginçtir daha sonra görüştüğüm Suriye Kürt Ulusal Konseyi Başkanı İbrahim Biro: “Aslında istenseydi Kobani, DEAŞ saldırılarına maruz bırakılmayabilirdi. Uluslararası alanda daha fazla ses getirsin diye bu saldırılara başta göz yumuldu.“ şeklinde bize bir açıklaması oldu.

Bu dönemde Irak Kurdistan Bölgesinde bir kısım mahfiller Türkiye'nin dolayılı yollardan  DEAŞ'ı desteklediğine dair propagandalar yaparak Türkiye aleyhinde çalışıyordu. Yine o günlerde Erbil Başkonsolosluğumuza doğru bir yürüyüş de gerçekleştirilmişti. Oysa bu propagandaların aksine, başta Başika olmak üzere birkaç yerde Türkiye ora halkının sistematik olarak kendilerini savunabilmeleri için eğitim yoluyla destek veriyordu. Türkiye üzerinde oluşturulmak istenen düşmanca algıya şimdi Bölge Başkanı, o dönemde Başbakan olan Neçirvan Barzani Duhok‘ta bir basın toplantısında neşter vurarak Türkiye‘nin her zaman kendilerinin yanında olup gerekeni yaptığını söyleyerek bu puslu ve oluşturulmak istenen sisli havayı genel olarak dağıttı.

Hiç kuşkusuz bürokraside ve halk içinde Türkiye‘yi sevenler olduğu gibi sevmeyenler de mevcuttu. Savaş içinde olan bölgede, Türkiye; Batı‘ya açılan bir kapı olarak görülmekte idi.

İlişkiler bağlamında o dönemin Başkonsolsu M. Akif İnam‘ın Ankara‘dan da aldığı güçle bölge yönetimi ve halkla kurduğu ilişkilerde başarılı çalışmalarda bulunması hiç kuşkusuz nitelikli bir diyalog zeminini kuvvetlendirmişti.

Özellikle dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu‘nun Erbil ziyareti sırasında bölgeye dönük yaptığı açıklamalar hem bölge yönetiminin hem de bölge insanın kalbini yumuşatmış, onları bir nebze daha Türkiye‘ye yaklaştırmıştı.

Bir kısmının eleştirdiği bir kısmının övdüğü Davutoğlu‘nun sözleri: “Türkiye‘nin güvenliği Kurdistan‘nın güvenliği; Kurdistan‘ın güvenliği ise Türkiye‘nin güvenliği“ şeklinde idi.

Bu hengamede bölgeyi elimden geldiğince dolaşıyor ve bizatihi cephelere giderek savaş alanlarına  da tanıklık ediyordum.

Mahmur‘un ilerisinde Musul’a yakın Saad Abdullah köyünden geçerken durup halk ve çocuklarla sohbet ettik.

Orada bulunan yaşlı bir amca ile sohbet sırasında onun kalbi sızlanışlarına şahit olduk. Diyordu ki: “Bu anlamsız ve kardeş katline yol açan savaş durdurulmalı. Bu ülkenin değerleri heba edilmemeli. Ben ki bir Arabım benim ne bir Kürt‘ten ne de bir Türkmen‘den üstünlüğüm yok. Bizler kardeşiz."

O dönem o köy içinde ve çevresinde mevzilenen DEAŞ güçlerinin verdiği korku ve tedirginlikle köyün muhtarı yanımıza yaklaşarak akşamın yaklaştığını, karanlığa kalmamız halinde can güvenliğimizin de tehlikeye düşeceğin söyleyerek bizi uyardıktan sonra yukarıda bize konuşan amcanın sözlerine kulak asmamız gerektiğini söyleyerek o bir mecnun ( aklını yitirmiş ) dedi. Kendi kendime öyle mecnuna can kurban diyerek hatır isteyip yola düştük.

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş